Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fiilî Saldırı Ve Eziyetlere Karşı Sabır - Sabir - 8. Sayfa

Fiilî Saldırı Ve Eziyetlere Karşı Sabır

 

Hz. Peygamber, kavminin yalan, iftira ve tehditle­rine al­dırmadan büyük bir tevekkülle, sabırla Allah’ın emir ve yasaklarını onlara anlatmaya devam etmişti. Bunun üze­rine hasımları daha da ileri giderek bu defa fiilî sal­dırı ve eziyetlere başlamışlardı. Hz. Peygamber namaz kılarken, Ebû Cehil bir devenin bağırsaklarını getirip O’nun başına koymuştu. Namazına engel ol­mak için her türlü kötülük­lere ve eziyetlere devam edi­yor­lardı. Amcası Ebû Leheb ve karısı Ümmü Cemil, Hz. Peygamber’e eziyet edenlerin başında yer alıyordu.

Yine Ukbe b. Muayt, Hz. Peygamber’i namaz kılar­ken boğmaya çalıştığı bir sırada Hz. Ebû Bekir yetişip kurtar­mış ve Ukbe’ye “Siz bir adamı «Benim Rabbim Allah!» diyor diye öldürecek misiniz?” demiştir.

“Ey insanlar! Şüphesiz Peygamber size Rabbinizden hakla geldi; öyleyse iman edin. Sizin için hayırlıdır. Eğer küfre saparsanız, şüphesiz göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahi­bidir.”[1]

Bir keresinde Sakif kabilesini dine davet etmek üzere Taif‘e gitmişti. Orada kendisine akraba olan üç reisle ayrı ayrı görüşmüştü. Her üçü de ona karşı çok kötü davrana­rak, derhal Taif’i terk etmesini istemiş­lerdi. Bir taraftan da çocukları, deli ve köleleri Hz. Pey­gamber (s.a.v.)‘in peşine takarak onu taşlattır­mışlar ve sövdürüp saydırmışlardır. Yara bere içinde kalan ve ayaklarından kanlar akan Hz. Peygamber (s.a.v.) bu­rada da sabır ve metanetin en güzel örneğini vererek, Allah Teâlâ (c.c.)‘ya şöyle ni­yazda bulu­nu­yordu:

“Allah’ım! Güçsüz ve çaresiz kaldığımı, insanlar ara­sında hor ve hakir görüldüğümü ancak sana arz ve şika­yet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi!... Herke­sin hor görüp de dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin. Sen­sin benim Rabbim. Allah’ım, karanlık­ları aydınlattığın dünya ve ahiret işlerini yoluna koy­duğun ilahî nuruna sığı­nırım. Bana gazabının inmesin­den ve darlığının ba­şıma gelmesinden korkuyorum. Razı oluncaya kadar ni­yaz sa­nadır. Kuvvet ve kudret ancak senindir, sendedir.”

İşte davetçinin Allah’a tevekkülünü ve sabrının na­sıl olması gerektiğini gösteren samimi dua ve Hz. Pey­gamber (s.a.v.)‘in ruh yapısını sergileyen güzel bir ör­nek.

“Eğer sabrederseniz, korkup sakınırsanız on­lar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size me­lek­lerden beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.”[2]

“Ve kafirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.“[3]

“Yoksa siz, Allah içinizden cihat edenleri belirtip ayırt etmeden ve sabredenleri belirtip ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? ”[4]

Yine bu ayet-i kerimeler gösteriyor ki, Peygam­ber (s.a.v.)’in sabrına güç katmış ve çektiği her zorluğa me­tanetle, sabırla dayanmış, bıkmamıştır. Bazen taşla­nı­yor, bazen üzerine bağırsaklar atılıyor, bazen geçe­ceği yollara dikenli çalılar seriliyor, bazen de boğulmak ve öldürülmek isteniyordu.

Ama Hz. Peygamber (s.a.v.) bütün bunlara sabır edi­yor, yılmadan davet göre­vini adım adım hedefine ulaş­tırmaya çalışıyordu. Aynı za­manda yapılan bu eza ve ce­falar karşısında müslümanların da sabretmeleri gerekti­ğini her vesile ile onlara hatırlatmış oluyordu. Ashâbtan Habbab bir gün Hz. Peygamber (s.a.v)’e gelerek: “Ya Resûlullah, çekti­ğimiz şu işkencelerden kurtulmamız için dua etmez misin?” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

“Siz­den önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, demir taraklarla bütün derileri, etleri soyulup kazılırdı da bu işkence yine onu dininden döndüremezdi. Tes­te­reyle tepesinden ikiye bölünürdü de yine bu işkence onu dinin­den döndüremezdi. Allah elbet İslamiyet’i ta­mamla­yacak ve üstün kılacaktır.” buyura­rak tesellide bu­lundu ve sab­retmeleri gerektiğini söy­ledi.

Gü­nümüzde Ebû Cehille­rin, Ebû Leheblerin, Fira­vunların nesli hâlâ devam etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in za­manında yaşayanların hâlini göz önünde bu­lundurur­sak, acaba biz neler çekiyoruz, hangi işken­ceye maruz bırakılmışız ve işkencelere maruz bırakıl­saydık sabret­mesini bilir miydik gibi birçok soru geli­yor aklımıza.

Resûlullah (s.a.v.)’in okuduğu Kur’an bi­zim de oku­du­ğumuz Kur’an’dır. Ashâbının okuduğu Kur’an bi­zim de okuduğumuz Kur’an’dır. Neden onlar gibi olamıyor ve onlar gibi yaşayamıyoruz?

Yine Mahzumoğulları, Yasir ailesini müslümanlıktan döndürmek için onlara akıl almaz işkenceler ya­parlardı. Bir gün işkence yaparlarken Hz. Peygamber (s.a.v.) onla­rın üzerine geldi ve “Sab­redin ey Yasir ai­lesi, yeriniz cen­nettir!” diyerek, yapılan işkencelere karşı Yasir ailesini te­selli etmiştir.

Nitekim Kur’an’da, sabredenlere büyük mü­kâfatlar verileceği açıklanmıştır:

“Sabredenlere ecirlerini yap­tıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.”[5]

“Sab­ret­melerine karşılık bugün onları mükâfatlan­dır­dım.”[6] 

“Sabırlarının karşılığı cennet ve oradaki ipekler­dir.“[7]

mealindeki ayetlerle, Allah yolunda çeşitli zor­luk­lara sab­redenlerin karşılığının kendilerine daha fazla­sıyla ödene­ceği ifâde edilmiştir.

Böylece davet yolunda sabrın önemi belirtilerek, da­vetçinin hâdiseler karşısında çok sabırlı olmasının lüzu­munu ortaya koymuştur.

Şu noktaya dikkat çek­mek istiyorum ve altını çizerek yazıyorum ki, bu dün­yada Yasirlerin ve Sümeyyelerin, Mâşitelerin, Rabiatü’l-Adeviyelerin sonu tükenmiş değil. [8]

 


 

[1]    Nisa, 4/170

[2]    Âl-i İmrân, 3/125

[3]    Âl-i İmrân, 3/131

[4]    Âl-i İmrân, 3/142

[5]    Nahl, 16/96

[6]    Mü’minun, 23/111

[7]    İnsan, 76/12

[8] Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.