Şehidlik Ruhunun Yeniden Canlanması - Sehid - 38. Sayfa
Şehidlik Ruhunun Yeniden Canlanması
Bir Kimsenin Şehid Olabilmesi İçin Gerekli Şartlar:
Bir kimsenin şehid olabilmesi için aranan ilk şart: Mü'min olmasıdır. Özellikle mü'minliğin zikredilmesinin sebebi, kâfirlerin şehid olamayacağının bilinmesi içindir; hiçbir beşerî ideoloji mensubu bu makama eremez. Zira, kâfir zulmen öldürülse bile şehid değildir. Bu konuda, Uhud harbinde Peygamberimiz'e demir zırh ile yüzü örtülü ve silahlı şekilde gelen kişinin; "hemen savaş mı edeyim, müslüman mı olayım?" diye sorduğunda, Efendimiz'in; "önce müslüman ol, sonra harb et" buyurması, onun da hemen müslüman olup, sonra savaşa katılıp şehid olması üzerine Rasûlullah (s.a.s.)'ın "az işledi, fakat çok kazandı"[1] buyurması, şehidin şehâdet rütbesine ve bu sûrette Allah'ın ihsan ve keremiyle bir saatte cennet gibi ebedî bir saâdete erebilmesi, onun İslâm câmiasına girmiş olmasına bağlı olduğu hükmünü iş'âr eder.[2]
Günümüzde İslâm'a düşmanlıklarıyla tanınan ideolojiler ve mensupları, şehid kavramını yozlaştırma gayreti içinde ve materyalist, ateist, komünist kimseleri şehid ilan etme yarışındadırlar. Bütün târiflerde geçtiği gibi, ancak Allah'ın yolunda öldürülenler şehid olabilirler. İslâm'ın dışında bir şeye itikad eden ve Allah'ın dâvâsının dışında bir dâvâ için ölenler, ancak ölüdürler.
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler de tâğut (bâtıl dâvâlar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın düzeni ve tuzağı zayıftır.” (Nisâ: 4/76).
Şehid olmak isteyen kimsenin, önce kimin yolunda olduğunu tesbit etmesi gerekir. Şeytanın dostu olduğu halde şehidlik beklemek, şaşkınlıktır. O makam ve mertebeyi gözleyen ve özleyenlerin, önce müslüman olmaları ve sadece Allah yolunda ve O'nun rızâsı için savaşmaları gerekir.
Şehid olabilmek için ikinci şart: Akıl-bâliğ olmak; üçüncü şart da: Zulmen öldürülmektir.[3] Şehid olabilmek için, öncelikle müslüman olmak ve Allah'ın yolunda savaşmanın şart olduğunu tekrar edelim. Müslüman olmayan Allah yolunda olamaz. Allah yolunda olmayan Allah için savaşamaz. Allah için savaşamayan da şehid olamaz. Allah nizamının hâkimiyeti dışında başka ideolojiler için ölenler şehid olamazlar. Tâğutî güçlerin birbirleriyle mücâdelelerinde ve savaşlarında ölen hiç kimse şehid değildir. Tâğutî güçlerin emri ile savaşan kimseler de, velev ki müslüman dahi olsalar, şehid olamazlar.
Şehidin üzerinde bulunan fazla elbiseler çıkarılır; şayet elbisesi, gerekli yerlerini örtmek için yeterli değilse, fazlalaştırılarak kefen, sünnet üzere tamamlanır. Şehidler yıkanmazlar ve üzerlerine, bu durumda cenâze namazı kılınır.
"Kim i'lâ-yı kelimetullah için, Allah kelimesi yüce olsun diye savaşırsa, işte o, Azîz ve Celîl olan Allah yolundadır."[4]
Abdullah bin Amr (r.a.):
"Yâ Rasûlallah, cihad ve gazâdan bana haber ver" dedim. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Ey Abdullah, Eğer sabrederek sevap ümid ederek savaşırsan, Allah seni sabredici, sevap ümid edici olarak diriltecek, eğer riyâkârlık ve mal toplamak için savaşırsan Allah da seni riyâkâr ve mal çoğaltıcı olarak diriltecek. Ne hal üzere savaşırsan veya öldürülürsen, Allah da seni o hal üzere diriltir."[5]
Şehid; inancını hayatıyla besleyen İslâmî şahsiyetin adıdır. İslâm ulemâsı şehidleri ikiye ayırmıştır. Birisi "hakiki şehid", öbürü ise "hükmî şehid"dir. İslâm ulemâsı, hakiki şehidi çeşitli şekillerde tarif etmişlerdi. Seyyid Şerif Cürcânî, şöyle tarif eder: "Şehid, zulmen öldürülen tâhir ve akıl bâliğ olmuş her müslümandır."[6] İmam Merğınânî şöyle der: "Şehid, müşriklerin öldürdüğü veya savaş meydanında kendisinde bir eser olduğu halde bulunan veya müslümanların zulmen öldürdüğü kimsedir."[7] Molla Hüsrev ise şehidi şöyle tarif eder: "Şehid; müslüman, tâhir, akıl bâliğ olup zulmen gerek bağî, gerek eşkıyâ ve gerekse harbî tarafından öldürülen kimseye denir."[8] İmam Kâsânî'nin tarifi ise şöyledir: "Çarpışma meydanında veya başka bir yerde ehl-i harb ile savaşan veya malını, nefsini, ailesini, müslümanlardan birisini veya ehl-i zimmetten birini müdâfaa ederken öldürülen kişidir şehid."[9]
Hakiki şehid, aynı zamanda dünya ve âhiret şehidi olarak da tanımlanır. Bunun yanında bir de hükmî şehid olanlar vardır. Bunlar, haklarında şehidlerle ilgili dünya ahkâmı uygulanmayan, fakat âhirette şehid derecesine nâil olan kimsedir. Ulu önderimiz Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:
“Şehidler beş kısımdır: Bulaşıcı hastalığa yakalanan, ishale tutulan, suda boğulan, göçük altında kalan ve Allah yolunda savaşırken şehid olanlar.”[10]
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyruluyor:
“Allah Teâlâ’dan bütün kalbiyle şehidlik dileyen bir kimse, yatağında ölse bile, Allah onu şehidlik mertebesine ulaştırır.”[11]
Tarih boyunca şehidi olan dâvâlar yükselmiş, şehidden mahrum olan dâvâlar ise muvaffak olamamıştır. İki güzelden birine (ihde'l-husneyeyn) tâlip insanlar çoğaldıkça, canını, malını Allah yolunda fedâ etmeyi ve Allah Teâlâ ile yapılan antlaşmayla cennet karşılığında satmayı[12] gâye edinmiş Allah erleri çoğaldıkça; dâvânın hâkimiyeti yakın demektir. Kansız, çile ve göz yaşı olmaksızın, zahmetsiz, sıkıntısız, ihtiyar kadınlar gibi evlerinin köşesinde oturarak zafer beklemek, ancak cihad kaçkınlarının işidir. Şehâdete, zorluklara, sıkıntılara tâlip olmak, Allah'ın dinini hâkim kılmak için çalışmak; gerçek imanın alâmetidir. Ve bu iman sahipleri için neticede iki hayır vardır: Ya şehâdet, ya da zafer ve ganîmet; bir de Allah'ın rızâsı ve muhabbeti... Ölümün acıları bile kendileri için lezzete dönüşen ve o lezzetleri elde edebilmek sebebiyle, defalarca şehid olmayı isteyen şühedâ...[13]
"Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse işte onlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır!" (Nisâ: 4/69).
"Şehid" kelimesinin sözlük anlamı, bilindiği gibi bir şeye şâhit olan "tanık"tır. Hayatının her yönünde onu uygulayarak imana şâhitlik (tanıklık) eden kişi şehiddir. Allah yolunda öldürülen kişiye de şehid denir. Çünkü o, Allah için isteyerek ölümü seçer. Doğru olduğuna inandığı şey için hayatını fedâ etmesi, imanındaki ihlâsın bir göstergesidir.[14]
[1] Buhârî, Cihad 13; Müslim, İmâre 144.
[2] Tecrîd-i Sarîh Terc. 8/277.
[3] Molla Hüsrev, Düreru'l-Hukkâm Fî Şerhi Ğureri'l-Ahkâm, 1/168-169; İbn Âbidîn, Reddu'l-Muhtar ale'd-Dürri'l-Muhtar, 3/522.
[4] Müslim, hadis no: 1904; Tirmizî, hadis no: 1646; Ebû Dâvud, 3/432.
[5] Ebû Dâvud, hadis no: 2519.
[6] Et-Ta'rîfât, s. 129.
[7] El-Hidâye, 1/94.
[8] Molla Hüsrev, Düreru'l-Hukkâm Fî Şerhi Ğureri'l-Ahkâm, 1/127.
[9] Kâsânî, Bedâiu Senâî fî Tertîbi Şerâî, 1/322.
[10] Buhârî, Cihad 30; Müslim, İmâre 164; Buhârî, Ezan 32; Tirmizî, Cenâiz 65.
[11] Müslim, İmâre 157; Nesâî, Cihad 36; İbn Mâce, Cihad 15.
[12] Tevbe: 9/111.
[13] Şeyh Seyfuddin Muvahhid, İslâm Dâvetçilerine Öğütler, s. 112.
[14] Mevdûdi, Tefhîmu'l-Kur'an, 1/334. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.
İslami Okul Okulların En Önemlisi