Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Şehâdetin İşleyişi - Sehid - 7. Sayfa

Şehâdetin İşleyişi

 

Kişi, gerek nefsiyle, gerekse duyularıyla bir şeyin doğruluğunu anlarsa, o şeyin doğru olduğundan emin olursa, onu itiraf eder, onun öyle olduğuna tanıklık eder.

Söz gelimi Tevhid Kelimesini söylemek, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmektir. Yani bu kelime ile verilen bilginin doğruluğundan emin olmak, onun doğruluğuna şâhid olmaktır. Burada hislerle bir şeyin doğruluğu gözlenmiş, emin olunmuş ve bu doğrulayıcı tavır bir ‘şehâdet’le ortaya konmuştur.

Allah (c.c.) kendi varlığını ‘ğayb-şehâdet’ süreci olarak ortaya koyuyor ve insanı çeşitli şekillerde buna şâhid olmaya çağırıyor. İşte bu şehâdet, insanın kaçamayacağı bir tanıklıktır. Yerde ve gökte olan her şey bu tanıklığı yapmaktadır. Yalnız bazı insanların nefisleri bunu inkâr etse de, gerçek böyledir (57/Hadîd, 1; 59/Haşr, 1; 17/İsrâ, 44).

Zâten Kıyâmet günü insanların dilleri susacak, buna karşın elleri ve ayakları insanın ne yaptığına ‘şâhitlik’ edeceklerdir (36/Yâsin, 65; 41/Fussilet, 20).

İnsanın var olması bir anlamda ‘şehâdet’i yerine getirmesi içindir. Bazı mü’minlerin “Yarabbi! Bizi şehidlerden yaz” diye duâ etmeleri bu gerçeğe işaret etmektedir (3/Âl-i İmrân, 53; 5/Mâide, 83).

Olgun mü’minler, bu anlamdaki şehâdetlerini hakkıyla yerine getiren kimselerdir (70/Meâric, 33). Kur’ân’ı tam anlayabilmek için bu evrensel şehâdeti bütün anlamıyla yerine getirmek gerekir. Çünkü Kur’an, bu şehâdeti insanlara bildirmek için geldi.

Allah’ın güzel adlarından biri de ‘Şehid’dir. O, her şeye ve her şeyin üzerine şâhiddir (3/Âl-i İmrân, 98; 5/Mâide, 117; 10/Yûnus, 47).

Allah’ın varlığı ve O’na ait yaratma, var etme, Rablik, kudret ve bunların eserleri bütün evrende, her yerde varken, bu şehâdeti inkâr etmek zâlimliktir (2/Bakara, 140).

Şehâdetin tarihî süreç içerisinde üç zamanını görmek mümkündür:

Allah’ın, insanların benliklerini kendi gerçeğine şâhid tuttuğunu Kur’an haber vermektedir. Bu ‘elest bezmi’ diye bilinen sözleşmedir/misaktır. Bütün insanlar fıtratlarıyla  Allah’a ve O’nunla ilgili gerçeklere ‘şehâdet’ etmişlerdir ve etmektedirler. ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ sorusuna ‘evet Rabbimizsin, buna şehâdet ederiz’ demişlerdir (7/A’râf, 172). Bu şâhidlik sebebiyle insan öldükten sonra, benim bundan haberim yoktu diyemeyecektir.

İnsan dünyaya geldikten sonra, dünya hayatının câzipliğine kapılarak bu şehâdeti unutabilir. Ahirette ona ‘sana bir uyarıcı peygamber gelmedi mi?’ sorusu sorulduğu zaman ‘nefislerimize karşı şehâdet’ ederiz’ derler (6/En’âm, 140).

Bu itiraf, hem varlık dünyasının Allah’a ait olduğunu kabul etmektir, hem de varlığın sahibi Allah’ın insana elçiler gönderdiğini ilan etmektir. Böylece insanlar dünya hayatında da bu şehâdeti sürdürmeye davet ediliyorlar.

Bu şehâdeti yerine getiren mü’minleri Kur’an şöyle anlatıyor:

“Rasûl’e indirilen Kur’an’ı dinledikleri zaman, tanıdıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: Rabbimiz, inandık, bizi şâhidler (olarak) yaz!” (5/Mâide, 83)

Allah (c.c.) kendi varlığına bizzat kendisi şehâdet ediyor. Aynı şehâdeti melekler ve ilim sahibi kimseler de yaparlar (3/Âl-i İmrân, 18). Allah (c.c.) bu tanıklığı, kendisinin dışında herhangi bir ilâh olmadığı gerçeğini vurgulayarak yapmaktadır.

Melekler, bu gerçegi itiraf ederler. İlimden nasibi olan bazı âlimler de elde ettikleri bilgilerle bunu kabul ederler. Çünkü onların elde ettiği bilgiler zâten Allah’ın Rabliğinin şâhitleridir.