Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sevgi Mihenktaşıdır - 42. Sayfa

Sevgi Mihenktaşıdır:

 

Evrenin yaratılış hikmeti, insanın ölümsüz devleti, mü’minin dünyadaki cenneti, varlığın tek ortak serveti olan sevgi, aynı zamanda İlâhî vahyin de çatısını oluşturur. Bu çatı “sevmek” ya da “sevmemek” üzerine kurulmuştur. Bu İlâhî üslûp, sevginin “belirleyici” olduğu sonucuna götürüyor bizi. Sevgi, Allah’ın kişiyi vurduğu mihenk taşıdır. Evrenin sahibi, kendisine karşı isyan etme, karşı gelme yetisiyle donattığı insanı kahretmekten, ateşe atmaktan, azab etmekten daha çok “sevmemek”le korkutup uyarıyor. Allah’a itaatin illeti sevgi olarak belirirken, itaatsizliğin illeti de sevgisizlik olarak ortaya çıkıyor.

Korku mu? O var, olmalı da; ancak illeti azap, gazap ya da cehennem olmak yerine, yine “sevgi” olmalı. Bu sayılanlar O’nun sevmemesinin bir sonucu değil midir? Allah’a duyulan korkunun temelinde cezaya çarptırılma korkusu değil de O’nunla kendisi arasındaki sevgiyi yıpratma korkusu, illeti sevgi olan korkudur ki, istenilen de budur ve “takvâ” bunun adıdır.

Allah, kitabını sevmek ve sevmemek üzerine binâ etmiştir. Şu âyetlerde sevginin insanın amellerinin belirleyicisi olarak nasıl kullanıldığına bakalım:

“Allah hâinleri sevmez.” (8/Enfâl, 58)

“Allah tevbe edenleri sever.” (2/Bakara, 222)

“Allah fesatçıları sevmez.” (5/Mâide, 54)

“Allah müttakîleri sever.” (3/Âl-i İmrân, 76)

“Allah haddi aşanları sevmez.” (3/Âl-i İmrân, 57)

“Allah dengeli (âdil, kıst) olanları sever.” (5/Mâide, 42)

“Kuşkusuz Allah ihânette ilerlemiş günahkârı sevmez.” (4/Nisâ, 107)

“Allah, yolunda kurşunla kaynatılmış sağlam duvar gibi saf halinde savaşanları sever.” (61/Saff, 4)

“Çünkü Allah büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (4/Nisâ, 36)

“Allah (her türlü pislikten) temizlenip arınanı sever.” (9/Tevbe, 108)                

Hepsi bu kadar değil elbet. Sevgi ekseni etrafında dönen bu âyetleri çoğaltmak mümkün. Bunlardan başka sevginin belirleyiciliğine, sevginin başöğretmeni ve insan sevgisinin ufku Rasûlullah’ın ve ashâbının hayatından da çarpıcı örnekler bulabiliriz. Kişinin niteliğinin tesbitinde sevginin belirleyici bir unsur olduğunu Allah Rasûlünde de görüyoruz. O, dışarıdan bakınca sahibini negatif konumlara oturtacak kimi davranış sahiplerini, sözkonusu olumsuz davranışlarıyla değil de sevgileriyle değerlendirmiştir. Ashâbı arasında olumsuz davranış sergileyen kimilerine karşı oluşan muhâlefeti dengelemek ve aşırı gidenlere unutulan bir boyutu daha hatırlatmak için birçok olayda “Hayır! O kardeşiniz Allah ve Rasûlünü seviyor” buyurmuştur. Rasûlullah’ın sevgiyi belirleyici olarak gösterdiği birçok örnekten Buhârî ve başkalarının naklettiği yalnızca birini aktarmakla yetinelim. Hz. Ömer anlatıyor:

“Allah Rasûlü zamanında Abdullah isminde “eşek” lakaplı biri vardı. Hareketleri ile Peygamberimizi güldürürdü. İçki içtiği için Efendimiz ona sopa attırmıştı. Yine bir defasında içki içerken yakalanmış ve sopa yemişti. Onun birkaç kez sopa yediğini gören biri: “Allah lânet etsin! Ne kadar da çok içiyor” dedi. Allah Rasûlü: “Sus, ona lânet etme! Bilmiyorsun ki o, Allah ve Rasûlünü seviyor” buyurdu.

Bu tavır, ameli hiçe sayan ters yönde bir dengesizliğe delil olamaz elbet. Çünkü bu örneğin kendisi, bir ifrâtın, bir dengesizliğin Allah Rasûlü eliyle önlenmesidir. İnsanları zaaflarından dolayı mahkûm ederek kimi çok güzel hasletlerini görmezden gelmeyi reddediyordu. Lâneti haketmemiş birine lânet etmeyi hoş görmemişti Rasûlullah. Belki bununla onun duâya ihtiyacı olduğunu, affa ve rahmete ihtiyacı olduğunu îmâ etmişti. Elbette böylesi örnekler ameli sıfıra çıkaran Mürcie dengesizliğine delil olamazlar.

“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan, merhamet edendir.” (3/Âl-i  İmrân, 31).

Sevginin belirleyiciliğine güzel bir örnek de bu âyet-i kerime. Kişi sevmediğine de itaat eder; ama eğer seviyorsanız itaat edin, yani itaatinizin illeti Allah sevgisi olsun.

İtaat edin ki sevginiz lafta kalmasın, ödeyin onun bedelini. Sevdiğiniz Zat’ın hatırı için Rasûl’e itaat etmekle sevginizi yürek ülkenizde iktidara geçirin; iktidarsız sevgi olmaktan kurtulup iktidarlı sevgiye dönüşsün. O zaman ne mi olacak? Sevginizi Allah’a isbatlamış olacaksınız, onun bedeli olan itaati ödeyerek yapacaksınız bunu. İşte  o dem Allah da sizi sevecek; yalnızca o kadar mı? Değil elbet, o da sevdiğini sana isbatlayacak, silecek günahlarını, bağışlayacak seni. Senin Allah’a olan sevginin isbatı  “itaat” iken Allah’ın sana olan sevgisinin isbatı da “mağfiret” olacak. Bu sevgi sürdükçe senin itaatin artacak, senin itaatin arttıkça onun bağışı ve rahmeti artacak. İşte sana müthiş bir bir formül. Bu formülden haberi olmayan insanların yakalarından tutarak sars onları ve onlara “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız...” Ve yine de ki onlara: Kim Allah’a sahip, o neden mahrum? Kim Allah’tan mahrum, o neye sahip?