Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sevgi Toplumu - 47. Sayfa

Sevgi Toplumu

 

“Hani siz birbirinize düşman idiniz. Allah kalplerinizi birleştirdi, O’nun nimeti sâyesinde kardeşler oldunuz. Siz (ülfet yokken) ateşten bir çukurun kenarındaydınız, Allah sizi (illeti sevgi olan bir topluluk içine katarak) ondan kurtardı.” (3/Âl-i İmrân, 103). Sevgisizliğin İlâhî lisandaki tasviri “ateş çukurunun kenarında olmak.” Öyle ki yarım adım daha atınca kendinizi yalnızlık ve sevgisizlik çukurunda bulabilirsiniz. Allah sâyesinde yalnızlıktan kurtulup sevgiyi tattınız. Sevginin vazgeçilmez unsurunun “diğeri” olduğunu konuya girerken söylemiştik. En büyük toplumsal rahmet olan “ülfet”in (kelime anlamı olarak birbirine geçirmek, aradaki boşlukları doldurmak demeye gelir. İman edenlerin kalplerine Allah’ın yerleştirdiği kardeşlik sevgisidir.) önşartı nedir, biliyor musunuz? Birlikte olmaktır, topluca sarılmaktır, yani cemâdât değil; cemaat olmaktır. Aynı âyetin girişini okuyalım: “Ve Allah’ın ipine hep birlikte sarılın, bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.” (3/Âl-i İmrân, 103). Evet, Allah’ın hatırlamamızı istediği nimetin ülfet olduğunu âyetin devamında gördük. İşte sevgi nimetinin şükrü öncelikle sevgide birliğin sağlanmasıdır. Herhalde kimse sevginin olmadığı bir yerde vahdetten söz edemez.

Cemaat, sevginin bir araya topladığı ülfet adlı yürek devletini kurabilmiş insanlar topluluğudur; yüreklerini paylaşanların, ülfet kimliğiyle vizesiz gümrüksüz birbirlerinin gönlüne özgürce yol bulanların topluluğudur. Ümmet işte bu toplulukların oluşturduğu okyanusun adıdır. Böyle bir topluluğun fertleri yürek ülkelerinde muhabbeti iktidar etmişlerdir. Sevgi toplumunda fertler birbirlerinin gönlünü, hayat denizinde kopan ya da kopacak olan fırtınalara karşı, emin bir liman, selâmetli bir sığınak, bereketli bir barınak bilirler.

Sevgi toplumunda insan insanın kurdu değil; insan insanın cennetidir. Sevgi iksirinin cennet haline getirdiği yüreklerinde konuklarlar birbirlerini. Öyle bir yürek ki, çarşılarında sevgi satılır, terazilerinde sevgi tartılır, ancak karşılığında para değil yine sevgi alınır. Sevgilerinin faturası yine sevgidir. Çok kere severler ve sevgilerini bezlederler, fedâ ederler. Sevgi toplumunda insanlar yeni tanıdıkları her “insan”a yeni nâzil olmuş bir âyet gibi bakarlar.

Sevgi toplumunun fertleri, yüreğin işlevini iyi bilirler, onu nükleer bir güç merkezi gibi kullanırlar. Sorunlarını sevgiyle çözmeye çalışırlar. Kendi aralarındaki kavgaları sevgiden, tokatları ise şefkattendir. Olağanüstü durumlarda sevgilerini tümden silmezler, parantez içine alırlar. Bu da üç günü geçmez, geçemez. Dövmeleri gerekiyorsa nefret ettikleri için değil; sevdikleri için döverler. Birbirlerini tezgâhlarına koyup tüketmezler, gönüllerine ekip o münbit toprakta üretirler.

Sevgi toplumunda yüreklere asılan “sevgili pankart”ta şu yazılıdır: “Vallahi birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız, iman etmedikçe de cennete giremezsiniz.” (Buhârî, İman). Bu sözün sahibi olan sevginin başöğretmeni, ashâbına ara ara sevgi dersi veriyordu. Bir gün Hz. Ömer’in elini eline almış, “tamam, şimdi oldu” deyinceye kadar onun yüreğine sevgi akıtmıştı. (Müslim)

Sevgi, peygamberlerin ve onların dâvet mirasını üstlenenlerin, dâvetlerine muhâtap olanlardan istedikleri tek karşılık idi. Tüm nebîlerin dâvetleri karşılığında bir ücret istemedikleri Kur’an dilinden sık sık vurgulanır. Çünkü maddî karşılığı olmayan bir eylem, fedâkârlık ve samimiyetin en büyük delilidir. Peygamberler kendilerini çağırdıkları şeyde samimi olduklarını insanlara hatırlatmak için ücret almadıklarını, ecri yalnızca Allah’tan beklediklerini sık sık vurgulamışlardır. Bütün bunlara karşın insanlardan bir tek şeyi istemelerine izin verilmiş. Ne demek “izin verilmiş”; istemeleri Allah tarafından tavsiye ve teşvik edilmiş, bu mükteseb bir hak olarak görülmüş. Nedir o bir tek şey? Tahmin edeceğiniz gibi yine “sevgi”:

“De ki: ‘Ben buna karşılık sizlerden bir ücret istemiyorum. İstediğim yalnızca yakın bir sevgidir.” (42/Şûrâ, 23)

Sevmek kaynaşmaktır. İnsanların birlikte olmalarının illeti sevgi olursa o birlikteliğin ömrü de sevginin ömrüne eş olacaktır. Sevmek vahdetin ta kendisidir. Seven insan, cemaat ırmağına dökülen bir katre olmayı kabullenmiş demektir. Çokta yok olmaz, teki çoğa karıştırarak çokta var olur, kendinden olanların içinde kendini bulur. Değil mi ki balık gölde yetişir? O sevgi çağlayanları ümmet okyanusuna dökülür. O okyanusta bir damlanın hükmü ne mi olacak? İşte öyle değil. O öyle bir damla ki aynı zamanda bağrında okyanusu, yani ümmeti taşımaktadır.

Sevmek çoğalmaktır; artmak, üremektir. Tarihte sevgiyi katleden birçok düşünce, yaşam biçimi ve sistem gelmiş geçmiştir, fakat, insanlığın değişmez değerlerini paraya tahvil eden, fazîlete dayalı bir ahlâkı yıkıp üretim ve tüketime dayalı bir “ahlâk”ı ikame eden; sevgi, fedâkârlık, samimiyet gibi erdemlerin yerine, gösteriş ve ikiyüzlülüğe dayalı diplomasiyi yerleştiren kapitalizm gibisi gelmemiştir.

Reklâm ve propagandaya dayanan çağdaş dünya sistemi, sevgi gibi paraya dönüştürülemeyen değerlere hasımdır. Onu tahrip etmeyi, bunu beceremezse tahrif etmeyi amaçlar. Onu yok etmeyi beceremez, çünkü sevgi yok edilemez. Ne ki ikincisinde, yani sevginin tahrif edilip sahte sevgileri, bol reklamla pazarlama işinde başarılı olmuşlardır. Fuhşun, çarpık ilişkilerin, putperestliğin adını aşk ve sanat koymayı başarmışlardır. Bu sâyede sevgi, tüketime elverişli bir hale getirilmiştir. Artık insanlığın yüce değerlerinden biri olan sevgiyi tutsaklık aracı olarak kullanmak mümkün olacaktır.