Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 30. Sayfa - Siarlar

Lehu’l Mülk (Her şey, Bütün Mülk O’nundur); En Büyüklük, Egemenlik Gerektirir

 

M-l-k kökünden şu anlamları içeren kelimeler geliyor: Mâlik ve sahip olmak, öz, esas-dayanak, hükümdar, egemen irâde, izzet, saltanat, büyüklük, ululuk, imparatorluk, idâre, devlet. Bu kökten kelimelerde, yavrunun kuvvetlenip anasını tâkibe muktedir olması, hamuru iyice yoğurmak anlamları vardır. Kökün tam anlamları üzerine düşünüldüğünde “sahip, muktedir olma, güç yetirme” anlamı etrafında döndüğü görülüyor.

Kur’an’da en fazla şu kelime kalıplarıyla kullanılıyor: Melâike: Allah’ın melekleri (68 kez), Mülk:

1- Tabiatın sahibi (Mâlik) (3 defa),

2- Toplumun sahibi (melik) (13 kez). Mülkün kaynağını açıklamak için “lehû” (O’nundur, O’nun içindir) âidiyet zamiri ile birlikte sıkça kullanılır. En çok kullanılan şekli de budur (Lehu’l-mülk).

Mülkün O’na ait olduğu açıklaması, niçin sıkça yapılmaktadır? Buna neden gerek duyulmaktadır? Çünkü toplum içinde çıkıp “bu toplumu biz yönetelim; şekil verelim, hamur gibi yoğuralım, Allah buna karışmasın, gökte otursun!” diyerek şirkini ilân eden, mülke sahip olma hırsıyla Allah’a isyan eden tâğutlaşmış insanlar vardır. Bunlar haddi aşmakta ve mülk’ün sahibi olmak istemektedirler. Bunlar kendi hevâlarını egemen kılarak, istedikleri biçimde toplumu hamur gibi yoğurmak istemektedirler. Böylece toüplumun “meliki”, kendileri olmuş olacak, insanlar onlara ibâdet/kulluk edeceklerdir. İşte bu durum, Allah tarafından şiddetle reddedilmektedir. Zaten bir şeytan kışkırtması olan bu iddiâ sahiplerini şirk ile suçlamaktadır. “Mülkte O’nun şeriki/ortağı olmadı, olamaz!” (17/İsrâ, 111) ifâdesi ile bu durum, açıkça ilân ediliyor.

Mekke’de müslümanlar Kureyş kodamanlarının karşısına “Lehu’l-mülk” şiarı/sloganı ile çıkmışlardır. Zaten bu tâğutlar “mülk”, “ilâh”, “ekber”, “Rab” kelimelerine yabancı değillerdi. Bunların yanlış amaçlar için kullanılmasını Allah kaldırınca, sadece O’na ait olduğu söylenince beyinlerinden vurulmuşa döndüler. İslâm’ın, meydan okuyuşu karşısında günbegün  eriyip yok oldular. Çünkü bu şiarları/sloganları haykıran o günün müslümanları, onları hayatın içine sokmuşlar, toplumun bütünlüğü içinde onlara anlam ve ruh kazandırmışlardı. Bunun için etkili oluyordu yeni mesaj. Aynı kelimeler, bugün de insanların en çok duyup işittiği kelimeler olmasına rağmen şuursuzca söylendiğinden anlamsızlaşmış, hiçbir etkisi kalmamıştır. O halde yapılması gereken “din”i değil; “anlayış”ı yenilemektir. “Bilgi”de değil; “yorum”da yenilik yapmaktır. Sonra bu yorumla çıkıp tüm bâtıllara meydan okumaktır.

Bu konuyla ilgili olarak Kur’an’da en çok şu kelimelerin kullanıldığını görüyoruz: “Yemliku-yemlikûne”: Güç yetirebilme (18 kez). “Melik”: Kral, siyasal kudretin başı (13 kez). “Meleket eymânihim (yemînike): Elleriyle (sağ eliyle) sahip olduğu, yani kadın köleler, câriyeler (15 kez). Görüldüğü gibi, sahip olma olayı değişik biçimlerde ele alınmıştır. Bunları da şöyle tasnif edebiliriz:

Yeryüzünün ve gökyüzünün sahibi olmak.

Gecenin ve gündüzün sahibi olmak.

Din gününün sahibi olmak.

Arz ve semâvâtın içindekilerin sahibi olmak.

Hazinelere sahip olmak.

Köle kadınlara sahip olmak.

Siyasal iktidar, toplumsal kudret sahibi olmak.

Zarar veya fayda vermeye güç yetirememek (sahip olmamak).

Şefaate, rızık vermeye, ölmemeye, dirilmeye güç yetirememek.

Bazı örneklerini aldığımız sahip olma ile ilgili âyetlerde geçen tüm hususlar, “lehu’l-mülk” sözüyle Allah’a nisbet edilir. Şimdi, "mülk" kelimesinin kullanıldığı âyetlerden bazılarına bakalım:

“Arzın ve semâvâtın mülkü Allah’ındır. O’na döndürüleceksiniz.” (39/Zümer, 44)

“Arz ve semâvâtın mülkü O’nundur. O, çocuk edinmemiştir.” (25/Furkan, 2)

“O’nun, mülkünde ortağı yoktur. Ard ve semâvâtta olan her şey O’nu tesbih ediyor. Mülk O’nundur. Hamd O’na aittir.” (64/Teğâbün, 1)

“İşte Rabbiniz Allah... Mülk O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyken, nasıl oluyor da, (O’na kulluktan) çevriliyorsunuz?” (39/Zümer, 6)

“Melik dedi: ‘ben yedi inek gördüm...” (12/Yûsuf, 43)

“Melik onu bana getirin’ dedi. Yusuf’a haberci (rasul) gelince Yusuf ona şöyle dedi: ‘Efendine (rabbine) dön. Kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi?’ bir sor. Doğrusu Rabbim (Rabbî) onların hilesini bilir.” (12/Yusuf, 50)

“De ki: ‘sığınırım insanların Rabbine, melikine, ilâhına.” (114/Nâs, 1-3)

“Melikler (mülûk) bir şehre girdiklerinde orayı ifsâd ederler.” (27/Neml, 34)

“Yüce olan gerçek Melik (Meliku’l hakk) O’dur.” (20/Tâhâ, 114)

Yukarıdaki âyetlerde “melik”, “rab”, “rasûl”, “ilâh” kelimelerinin kullanılışına dikkat etmek gerekiyor. Yusuf (a.s.) dönemindeki kral “melik”, “rab” şeklinde anılıyor. Müslüman olsun olmasın, siyasal güç sahibi olan liderlere, krallara “melik” diye hitap ediliyor. En son âyete bakarsak, nihayet gerçek Melikin Allah olduğu ısrarla vurgulandığını görürüz.

İşte “Lehu’l-mülk” şiarı, bu ısrarlı vurguyu ifade ediyor. Bunun toplum planında gerçekleşmesi ise müslümanların elinde olacak, toplumun mülkiyeti Allah’ın kitabına dayandırılacaktır.[1]                


 

[1] İhsan Eliaçık, a.g.e. s. 36-39