Dillerdeki Birlik ve Dillerin Allah Merkezli Olması - Siarlar - 35. Sayfa
Dillerdeki Birlik ve Dillerin Allah Merkezli Olması:
İnsanlık ailesinde bir “birlik” olduğu gibi, insanların konuştuğu farklı dillerde de bir birlik vardır ve bu, temel bir ilkedir. Bütün diller, ilk insanın konuştuğu dilden türemiş ve zaman içinde çeşitli faktörlerin etkisi altında birden fazla dili konuşur hale gelmişlerdir. İnsanların farklı renklere ve ırklara mensup olması, her birinin farklı bir Âdem’den geldiklerini göstermediği gibi, farklı diller de farklı kök ve kaynaklara işaret etmez. Bundan dolayı “insanların farklı renk ve dillere sahip olması, Allah’ın birliğine tanıklık eden âyetler” hükmündedir (30/Rûm, 22).
Müslüman kavimlerin dilleri ise, diğerlerine göre daha çok birbirine benzer. Başta Arapça olmak üzere, Farsça, Türkçe ve diğer nice diller “Allah merkezli”dir. Avrupa’da Boşnakça, Uzak Asya’da Malay dili ve Afrika’da çok sayıda mahallî dil, bu özelliği arz eder. Bu dillerin genel bağlamı gözönüne alındığında Lafza-i Celâl (Allah kelimesi), bir tohum veya güneş hükmündedir. Nasıl bütün bir ağaç, bir tek tohumdan neşet edip etrafa yayılıyorsa, bu dillerin de tohumu Tek Bir Kelime’dir. Bu açıdan müslümanların dili ve dil aracılığıyla teşekkül eden kültürleri (düşünce hayatları ve mirasları) bir ağaç gibidir. Bu ağacın kökü yukarıda, gövdesi, dalları ve yaprakları aşağıya doğru sarkıp yayılmaktadır.
Bu açıdan dilin hiçbir şekilde seküler/laik olamayacağını söylememiz mümkün. Dil, özü itibarıyla dinî ve müteâldir. Nitekim kendilerini seküler kimlikle takdim eden insanlar da şu veya bu düzeyde dinî bir dil kullanırlar.
Müslüman kavimlerin konuştuğu dillerin genel yapısına bakıldığında, denilebilir ki, dünyada hiçbir dil, dile yedirilmiş, havaya sinmiş bir ruh misali, hiç bu kadar irfânî-kelâmî ve entelektüel-felsefî düzeyde zengin ve yoğun değildir. Bu dillerde asıl olan, iki kaynak var: Kur’an ve Sünnet. Bu iki kaynak müslüman kavimlerin dillerinde temel teşkil eden kök paradigmayı meydana getirirler. Gündelik hayatta, kelâm, fıkıh, tasavvuf ve hatta argo lisan bile bunun bir türevi hükmündedir. Bu sözkonusu türevlerin sayısını yüzlerle değil; meramın ifade biçimine göre binlerle, yüz binlerle ifade etmek mümkün.
Biz dili Tûbâ Ağacına benzettiğimize göre, bu kutlu ağaçta tohum Allah’ın ezelî ve sınırsız ilmi olan Levh-i Mahfuz’dur. Gövde Kur’an’dır. Sünnet’in öğrenilmesi ve ifâde biçimiyle bu gövdeden üç büyük dal çıkar. Bunlar da Tevhid, Tesmiye (Besmele) ve Tekbir’dir. 1- Tevhid: Lâ ilâhe illâllah (Allah’tan başka ilâh yoktur), 2- Bismillâh (Allah’ın adıyla), 3- Allahu ekber (Allah en büyüktür).
Bu üç büyük daldan İslâmî ilimler; Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Akaid, Tasavvuf, Felsefe (İlâhî Hikmet) ve diğerleri türer. Bunlardan da yapraklar teşekkül etmektedir ki, yapraklar gündelik hayatımızdaki konuşmalarımız, kullandığımız kelime ve cümlelerdir. Türkçe, müslüman kavimlerin konuştuğu güzel dillerden biri olarak Kutlu Ağaç modeli bu dilin yapısında da fazlasıyla tezâhür etmektedir.[1]
Bu konuya örnek olarak gündelik dildeki “Allah” kelimesiyle yapılan deyimleri gösterebiliriz:
İslami Okul Okulların En Önemlisi