Muhtelif - 15. Sayfa - Sihir Buyu
b- Bâbillilerde Büyü:
Sihir ve sihirbazların tarihi, insanlık tarihinin en eski medeniyetlerinden birini kuran Keldânîler zamanına kadar uzanır. Bâbil diyarında yani bugünkü Irak’ta yaşayan Keldânîler, astronomi ve astrolojide çok ileri gitmişlerdi. Kur’ân-ı Kerim’de Sâbiîler (2/Bakara, 62; 5/Mâide, 69; 22/Hacc, 17) adıyla anılan Keldânîler, bütün olayların yıldızlar âleminin etkisi sonucu meydana geldiğini iddia ediyorlardı. Onlara göre hayır ve şer, fayda ve zarar, saâdet ve bedbahtlık semâvî cisimlerden kaynaklanmaktaydı. Bu yüzden Keldânîler yıldızlardan her biri adına putlar yapıyor, heykeller dikiyorlardı. Bu putlara, heykellere, tütsülere, çeşitli nefes ve efsunlarla yaklaşmaya çalışıyorlardı. Hayır ve salâh için Müşteri yıldızına (Jüpiter gezegeni), başkalarıyla savaşmak ya da herhangi bir yolla zarara uğratmak istediklerinde Zuhal yıldızına (Satürn gezegeni), semâvî âfetler ve salgın hastalıklardan korunmak için de Merih’e tâzimde bulunurlardı.
Keldânîlerin medeniyet merkezleri olan Bâbil şehrinin gayet mâmur ve güzel binalarla süslü olduğuna dair tarihî bilgiler, bu kavmin mimarî ve diğer sanayi dallarında çok ileri gittiğine işaret etmektedir. Bu sihirbazlar ülkesinde Güneşten kinâye olan “Ba’l” tanrısına mahsus Bâbil Kulesi’yle, Bâbil’in mâmur oluşuna dair birçok efsânevî rivâyet vardır. Bu dönemde halkın câhil tabakası, sihirbazların sûret ve tabiatları değiştirdiklerine, sözgelimi bir sihirbazın bir kimseyi eşek ya da köpek şekline döndürebildiğine, sonra dilediği zaman tekrar insan şekline iâde ettiğine inanmaktaydılar. Bunlara göre, bir büyücü bir yumurtaya, bir süpürgeye ya da küçük bir küpe binerek havalanabilir, uçmak sûretiyle Irak’tan Hindistan’a veya dilediği herhangi bir yere gidebilir, sonra aynı günde geri dönüp gelebilirdi.
Câhil halk tabakası bu ve buna benzer gariplikleri, kâhinlerin yıldızlara yakınlığının bir sonucu zannederlerdi. Sihirbazlar da avam tabakasının bu kanaatinden çeşitli hilelerle, yaldızlı hokkabazlıklarla faydalanırlardı. Hatta, devlet başkanları ve adamları bile bunların mel’anetinden kurtulamazlardı. Görülüyor ki Bâbil halkı gök cisimlerinin ilâhlığına inanan kimseler olup yıldızların ve bütün kâinatın yaratıcısı bir İlâhın varlığını kabul etmiyorlardı. Bunların bu sakat inançlarını iptal ve ıslah etmek için Hz. İbrâhim, peygamber olarak gönderilmişti. O devirlerde Bâbil, Irak, Şam, Mısır ve Anadolu halkı bu inançtaydılar. Dahhâk ve Feridun devrine kadar böylece devam etmişti. Bâbil, Feridun’dan itibaren Keştâsip devrine kadar İranlıların hâkimiyetinde kaldı. Feridun ve onu tâkip eden dönemlerde İranlılar muvahhid idiler; Allah’ın birliğini kabul ediyorlardı. İran’ın yaşadığı bu tevhid devrinde, Bâbil sihirbazlarına karşı büyük bir mücâdele açıldı. Ele geçirilen kâhinler tamamen kılıçtan geçirildi.
İslami Okul Okulların En Önemlisi