Muhtelif - 17. Sayfa - Sihir Buyu
d- Hz. Süleyman Döneminde Sihir:
Kur’ân-ı Kerim’de de işaret edildiği üzere, Hz. Süleyman devrindeki sihirbazlar arasında şeytan kadar dessâs birtakım sanatçılar da vardı (38/Sâd, 37). Bunlardan bir kısmı, her türlü bina kalfaları, ustaları, mimarlardı. Bir kısmı da deniz dalgıçlarıydı. Bunlar denizlerin dibindeki hazineleri çıkarırlardı. Ayrıca, birtakım sosyal sınıflara mensup sihirbazlar da vardı. Bu sihirbazlar bir ara çok azıtarak çıkardıkları bir ihtilâl yoluyla, Hz. Süleyman’ın tahtını elinden almaya kalkışmışlardı (38/Sâd, 34). Bu sırada dinsizlik alıp yürümüştü. Vahiy kaynağından uzak olan bu şeytanlar, meydana gelen ve gelecek olan birtakım olaylar hakkında kulak hırsızlığıyla bazı bilgiler edinirler ve bunların arasına yüzlerce yalan karıştırarak gizli gizli yayarlardı. Buna âlet etmek için de kâhinleri seçerek, onlara telkinlerde bulunurlardı. Bazı haberleri doğru çıktıkça kâhinler bunlara güvenir, bunun yanında da binlerce asılsız şey yayarlardı. Sonunda kâhinler bunları yazdılar. Cin celbi, gönülleri etkileme hakkında çeşitli sihir ve efsun kitapları meydana getirdiler. Bu arada geçmiş ve gelecek şeyler hakkında haberlere benzer efsâneler, masallar, yalanlar-dolanlar neşrettiler. Olayları ve birtakım gerçekleri tahrif ederek insanları kandırıp yanlış yollara sevkedecek hurâfeler ortaya attılar. Bunların arasına ilmî ve hikemî şeyler karıştırarak kötü maksatlarla kullandılar. Böylece “cinler gaybı biliyor” diye yayıldı. Bu şeytanların yalan-dolan ve iftiraları yüzünden fitne çıktı, Hz. Süleyman’ın mülkü bir müddet elinden gitti. Ancak Allah’ın yardımıyla Hz. Süleyman bunlara gâlip gelerek hepsini emri altına aldı.[1]
Saîd bin Cübeyr’in nakline göre Hz. Süleyman, sihre dair şeytanların elinde ne varsa hepsini toplattırarak bunları hazine odasındaki tahtının altına gömdürdü. Şeytanlar bu sihirlerin gömülü bulunduğu yere yaklaşma imkânı bulamayınca, insanlara, “Siz, Süleyman’ın cinlere, rüzgârlara ve diğer varlıklara kendisiyle hükmettiği ilmi istemez misiniz?” dediler. Onlar da “tabii arzu ederiz” dediler. Bunun üzerine insanlara onun gömülü olduğu yeri tarif ettiler. İnsanlar da burayı kazarak sihir kitaplarını buldular ve kullandılar. İbn İshak’ın nakline göre ise, şeytanlar Hz. Süleyman’ın vefatını anlayınca, sihrin bütün çeşitlerini kaleme aldılar ve “kim şu şu arzularına kavuşmak isterse, şöyle şöyle yapsın” diye ilan ettiler. Her türlü sihir ve buna ait formüller tespit edildikten sonra bunları bir kitap haline getirdiler. Sonra bunu, kaşı Süleyman (a.s.)’ın yüzüğüne benzer bir yüzükle mühürlediler. Üzerine de sahte olan şu ünvanı koydular: “Bu kitap, Dâvudoğlu Süleyman’ın ilim hazinelerine dair Âsaf bin Berhiyâ’nın yazdığı şeyleri ihtivâ eder.” Sonra bunu Hz. Süleyman’ın tahtının altına gömdüler. Daha sonra İsrâiloğullarından hayatta kalanlar bu kitabı buldular ve kitapta yazılı olan şeyleri öğrenince, “Hz. Süleyman, yaptıklarını ancak bu sâyede yapmış” dediler. Sihri insanlar arasında yaydılar. Büyü, başka hiçbir millet arasında yayılmadığı kadar yahûdiler arasında yayıldı.
Yukarıda kaydedilen Saîd bin Cübeyr’den nakledilen ve Hz. Süleyman’ın muhîtinde yaygın olan sihir ve efsunları toplattırıp tahtının altına gömdürdüğüne dair rivâyet sahih olmamalıdır. Çünkü Hz. Süleyman’ın bunları gömdürmesi değil; yaktırması veya suya attırarak imhâ ettirmesi gerekirdi. Bu durumda da daha sonraki dönemlerde sihir tatbikatından veya buna benzer rivâyetlerden bahsedilmesi icap ederdi. Bu sebeple, Hz. Süleyman’ın vefatından sonra sihrin bütün çeşitlerinin kaleme alınıp iftira yoluyla ona isnat edildiğinden bahseden İbn Abbâs rivâyeti daha sahih gözükmektedir.
Sonuç olarak, Mısır’dan beri İsrâiloğulları arasında sihir ve hokkabazlık meçhul değildi. Fakat bu sefer başka bir renk almıştı. Bir taraftan Hz. Süleyman’ın devleti aleyhinde siyasî ve sosyal entrikalar takip edilmiş, diğer taraftan onun dünyayı teshir eden ilmi diye, onun adına bazı iftiralar ortaya atılmak istenilmişti. Bunun için İsrâiloğulları ona bir peygamber olarak değil; sihirbaz bir hükümdar nazarıyla bakmaktaydı. Yahûdiler, devletlerini kaybettikten sonra, milletler arasında gizli yollarla bu çeşit neşriyatı yaymaktan ve hüner şeklinde hokkabazlık yapmaktan geri kalmadılar (Elmalılı, Eser Y. c. 1, s. 440; Tecrîd-i Sarih Terc. 8/230-231).
İslami Okul Okulların En Önemlisi