Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 19. Sayfa - Sihir Buyu

f- Eski Türklerde Büyü:

 

Çeşitli Türk kavimlerinde büyü, kehânet, falcılık, cincilik vardı. Şaman, Türklerde “kam” kelimesiyle ifade edilirdi. Kam; ruhlar, tanrılar ve cinlerle ilişki kurabildiğine inanılan kimse idi. O afsun (arvaş) ve büyü yapar, afsunlu sözler söyler, kâhinlik (ırk) yoluyla insanın içinden geçenleri bilir, gâipten haber verir, cin çarpmasını ve hastalıkları tedâvi ederdi; anlaşılmayan afsunlu sözler söyler, üfürür, davul döver, kendinden geçerek görünmeyen varlıklarla ilişkiye girerdi. Kam ve üfürükçüye (afsuncu, arbağçı) “ürüng” denilen bir ücret verilirdi. Eski Türklerde çocuklar, cinlere ve göz değmesine karşı ilaçla afsunlanırdı. Yine göz değmesine karşı bağ, bostan ve bahçelerde korkuluk (abakı) ve nazarlık (kösgük) dikilirdi. Cin çarpan kimsenin yüzüne soğuk su serpilir, sonra “kovuç kovuç” (kaç kaç) denilerek üzerlik ve öd ağacıyla tütsülenirdi. “Kovuz” (Oğuzlar’da “kovuç”), cin çarpmasına karşı afsun, üfürük olarak söylenirdi. “Yel” cin, “yelvi” büyü, “yelviçin”  büyücü anlamında kullanılırdı. Orta Asya Türk lehçelerinde “arbağ” da büyü anlamına gelirdi. Yılanı ininden çıkarmak, yahut zehrini gidermek için yılan afsunu okunurdu. Dudaklardaki uçuk kötü bir ruhtan bilinir, özel bir törenle afsunlanarak tedâvi edilir, buna “uçuklama”, tedâvi edene de “uçukçu” denirdi. Havayı etkileyerek yağmur, kar ve dolu yağdırmakta kullanılan afsunlanmış taşa “yada”, “cada” ve “yat” gibi isimler verilmiştir. Kaşgarlı Mahmud “yat”ı taşlarla yağmur ve rüzgâr getirmek için yapılan büyücülük şeklinde târif eder (Dîvânü Lugati’t-Türk Tercümesi, I/159).

Eski Türkler atın boynuna nazarlık olarak “moncuk” denilen bir taş ve bir çeşit muska takarlardı. Başkırtlar hastalığı tedâvi etmek veya korkuyu yatıştırmak için kurşun eriterek hastanın başında bulunan kap içindeki suya döker ve bu sudan hastaya içirirlerdi. Kurşun döken kadın, kurşunun suda aldığı şekle bakarak hastalığın sebebini söylerdi; sudan alınan kurşun hastanın elbisesinin göğsüne muska olarak dikilirdi. İslâm’dan önceki Türk boylarında her türlü belâ ve âfetlere karşı koruyucu etkisine inanılan muska-tılsım âdeti yaygındı. 8-14. yüzyıllar arasında Doğu Türkistan’da, aralarında Budist ve Maniheist Türklerin de yaşadığı bölgede yapılan arkeolojik kazılarda tılsım-muskalar (üzerinde afsun formülleri yazılı levhalar, tahta materyal) bulunmuştur. Budist Uygurların dinî kitaplarında da tılsım şekillerine rastlanmıştır. Budist Türklerin dinî eserlerinde “tılsım-muska” anlamına gelen “vu” kelimesi Çincedir. Bu kelimeyi onlara Çinli Budist râhipler öğretmişlerdir. Türkler müslüman olduktan sonra “vu” yerine “bitig” (yazı) kelimesini kullanmışlardır.

10. yüzyılda Türk boylarının büyük kitleler halinde müslümanlığı kabul etmelerinden sonra da İslâm’ın şiddetle yasaklamasına rağmen büyü-sihir, İslâm’dan önceki devreden kalan âdetlerle, ayrıca eski İran, Mezopotamya, Mısır ve nihayet Anadolu kültürlerindeki katkılarla günümüze kadar varlığını sürdürebilmiştir. Türklerin müslüman olmaları sırasında bu geniş âlemin kamları, budist ve maniheist râhipleri yeni dinin yayılmasını önleyemeyince eski geleneklerini yaşatmak ve meslekî çıkarlarını korumak için kendi hurâfelerini başka milletlerden öğrendikleri âdet ve inançlarla birleştirip bunlara biraz da dinî bir görüntü vererek cincilik, üfürükçülük, muskacılık ve afsunculuğa yeni bir şekil kazandırmışlardır. Böylece eski kam ve râhip geleneğini yürütenlerin artık “muazzim”, “muskacı” ve “hoca” adını aldıkları, eski afsun geleneğine dinî-İslâmî bir veche vermek niyetiyle Kâbe, levh-i mahfûz, arş, kürsî, zemzem vb. terimleri, Kur’an’dan bazı âyet ve sûreleri büyü unsuru veya malzemesi olarak kullandıkları görülmektedir. Doğu Türkistan azâimcileri (muskacı ve cincileri), mesleklerinin Hz. Fâtıma’ya dayandığını ispat etmek için Risâle-i Perîhân adıyla kitap yazmışlardır.

Aslında Mezopotamya, İran ve Mısır büyü geleneklerinin karışımı olan bu telâkkî, Anadolu’da eski putperest dinlerin ve hıristiyanlığın da dâhil olduğu kültür etkileriyle daha çok çeşitlendi. Bütün bu gelişmelerin ortaya çıkardığı kitap ve risâlelerde düşmanı öldürmek, malını mülkünü yok etmek, servet ele geçirmek, birinin gönlünü çalmak, sevdirmek, soğutmak, ayırmak, ara bozmak, sidikliği, cinsî gücü, dili, uykuyu bağlamak, sevilmeyen kimsenin başına cinleri musallat etmek, ağır hastalıklara düşürmek gibi kara büyü; çocuk sahibi olmak, hırsızı yakalamak, kaçanın geri gelmesini sağlamak, bol ürün almak, yolculukta sıkıntı ve belâ ile karşılaşmamak gibi maksatlarla yapılan ak büyüden temas ve taklit büyülerine, nazar ve doğal âfetlerden korunmak için yapılanlardan muska, tılsım, afsunlara kadar çok çeşitli uygulamalar bulmaktaydı. Eski Mısır geleneğinden kalma afsunlara itimat telkin etmek için Kur’an’dan âyetler, esmâ-i hüsnâ, çeşitli duâlar vb. dinî metinler de karıştırılmıştı. Eski Mısır tılsımlı sözleri, eski Yunan Pisagor rakamları yahûdilerin “kabala” denilen mistik rakamsal sistemleri yahûdi geleneğinden aktarılarak ve yer yer İslâm maskesi takılarak müslümanların dünyasına (maalesef) girmiştir.