Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kâhinler Yalan Uydururlar - Sihir Buyu - 53. Sayfa

Kâhinler Yalan Uydururlar:

 

Gâibi yalnız Allah bilir. Yaratıkların gâibi bilme iddiası kehânetten başka bir şey değildir. Sihir yapmak, yıldızlardan hüküm çıkarmak, fal oklarına inanmak[1] İslâm tarafından yasaklanmıştır.

Kâhinlerin yani falcıların yardımcıları şeytanlardır. Şeytanlar, meleklerin sözlerine kulak misafiri olurlar ve aldıkları bilgileri kâhinlere fısıldarlar. Kahinler de bu bilgileri kılıktan kılığa sokarak, allayıp pullayarak, yanına bir sürü yalan da katarak insanlara aktarırlar.

Gökyüzü meleklerin koruması altına alınmış; şeytanların meleklere yaklaşması engellenmiştir. Kur'an-ı Kerim'de bu durum şöyle açıklanmaktadır:

Kur’an-ı Kerim, bu konuda şöyle buyuruyor:

“Biz yakın göğü ziynetle-yıldızlarla süsledik. Ve (ğöğü), itaat dışına çıkan her türlü şeytandan korumak için (yıldızlarla donattık). Onlar (şeytanlar), Mele-i A’la (melekler topluluğunu) dinleyemezler; her taraftan atılırlar. Onlar için sürekli bir azap vardır. Yalnız (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delici bir alev takip eder.” (Saffat: 61/6-10)

Bir takım insanların, başkaları hakkında biliyor gibi göründükleri şeyler çoğu zaman uydurma ve tahminden öte geçmez. Kâhinler şeytanlardan aldıkları haberlere bir sürü yalan da kendileri katar ve halkı kendilerine inandırırlar. Zayıf inançlı kişiler de her zaman bu gibi tiplere inanırlar. Bu yolla halkı sömüren bir sürü açıkgöz olabilir.

Bu konuyla ilgili olarak ibn Abbas (r.a) şöyle buyurmaktadır: "Melekler buluttan inerler, işlerini kendi aralarında görüşürler. Bu arada şeytanlar kulak hırsızlığı yaparlar. İşittiklerini kâhinlere gizlice ulaştırırlar. Bu haberlerle beraber kendileri de yüzlerce yalan uydururlar"[2]

Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen ayetler, hadisi şeriflerle daha bir açıklık kazanıyor. Olay daha iyi bir biçimde aydınlanıyor. [3]

Günümüzde kâhinlarin (falcıların) faaliyeti bütün hızıyla devam ediyor. İlmin çok gelişmesiyle böyle şeylerin azalacağı zannediliyordu. Aksine, cahiliye döneminde yaşayan kâhinlere benzeyen falcılara inananların hemen hepsi okumuş, eğitimli insanlar. Bugün falcılık (kehânet), medya aracılığıyla büyük kitlelere ulaşmaktadır. Yıldız falı, kahve falı, el falı, bigisayar falı ve diğer çeşitleriyle insanlar kandırılmaya, aslı astarı olmayan haberlerle oyalandırılmaya ve boş hayaller peşinde sürüklenmeye devam ediliyor. İnsanların bir kısmı da bu kandırmacalardan zevk alıyor, bu asılsız yalanlara inanıyor, falcıların peşine koşuyor.        

Kur’an’a inanan kimseler, yalancıların yalanlarına ve gerçeğe dayanmayan haberlerine kanmazlar. [4]

İnsanların kafaları gerçek bilgisi ve  kalpleri  Hak imanla  dolmazsa, imanın mekânı olan kalbe başka İnançlar -saçma da olsa- girecektir. İnsanın içi bu anlamda boşluk kabul etmemektedir. İnsanları Rablerine olan imandan mahrum edenler, şimdilerde bu yalanlardan medet bekleyenlerin hallerine baksınlar. [5]     

Kâhinler, anlatımlarında genellikle şairâneliği, kısa ve özlü konuşmaları, secili kelimeleri tercih ederler. Peygamberimizin bir hadisinde bu konuya işaret edilmiş ve şöyle bir olay anlatılmıştır. Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbirleriyle kavga ederler. Birisi diğerine taş atar. Kendisine taş atılan kadın hâmile olup, karnındaki çocuğunu kaybeder Olay peygamberimize anlatılır. Peygamberimiz de kadının ölen çocuğunun diyetinin ödenmesine karar verir. Suçlu kadının velisi duruma itiraz eder:

"Ya Rasûlallah! Henüz yemeyen, içmeyen, söz söylemeyen, sayha etmeyen çocuğun diyetiyle nasıl mahkum olurum. Bunun benzeri hüküm batıl olur" der. Peygamberimiz, adamın seçili konuşmasına dikkat çekerek onun hakkında:

"Bu adam kâhinler zümresindendir" buyurur.[6]

Sihirbazlık, remilcilik, müneccimlik, kahinliği birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Bunlar, her ne kadar birbirlerine yakın şeylerse de aralarında farklılıklar vardır. İslâm dini bunların hepsini reddetmiş ve yasaklamıştır.

Kâhin bir meseleye hükmederken, vereceği karara razı olmaları için her iki taraftan teminat (ücret) alırdı. Kâhinin kararı kesin olmasına rağmen, yerine getirilmesi zorunlu değildi. Haliyle bu karar örfî hukukun (töre hukukunun) belirlediği bir karardır. Örfi hukukun belirlemesinde mal ve oğulların etkisini düşünürsek, kâhinin vereceği hükümlerin kimin yararına olduğu ortaya çıkar. Çünkü, Kâhin yaptığına karşılık ücret alırdı. Mal ve oğulları daha çok olanın vereceği ücretin fazla olacağı bellidir. Böylece ezilen insanlar yine malum, yine mahkumdur. Zâlimler zulümlerini meşrulaştıran kurumları çağlar boyu sistemli bir şekilde geliştirmişlerdir. Bu kurumlar asırlar önce nasıl bir işlev görüyorsa, simdi de aynı işlevi görmektedirler. [7]


 

[1] el-Mâide: 3/90.

[2] Ahmed b. Hanbel, I, 274.

[3] Cemil Çiftçi, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/286.

[4] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 329-330; Ahmed Kalkan, İslam Akaidi: 450-451.

[5] Ahmed Kalkan, İslam Akaidi: 451.

[6] Buhârî, Tıbb: 46; Müslim, Kasâme: 36; Ebû Dâvud, Diyât: 19.

[7] Cemil Çiftçi, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/286-287.