Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 27. Sayfa - Sura Istisare

d. Saygısız Müdâhale:

 

Her ne kadar normal istişâre çerçevesinde mütalaa edilmesi zor da olsa, istişâre mevzûu ele alındığı zaman temas edilmesinde fayda mülahaza edilecek bir husus da Hz. Peygamber'in "saygısızca" diye tavsif edeceğimiz bazı itiraz ve müdâhaleler karşısındaki tutumudur. Zira insanlar arasında  bir kısım ölçüsüz ve saygısız davranışlara sapan kimseler her zaman mevcuttur. Bunlar karşısında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in davranışını ibret almamız için bilmekte fayda vardır. Kısaca "sabır" ve "müsâmaha" olarak tavsif edeceğimiz bu sünneti  sergileyen bir iki misal kaydedeceğiz:

Birinci misalimiz, Abdullah İbnu  Zi'l-Huvaysira denen bir Temimlinin davranışıdır. Hz. Peygamber Huneyn'de elde edilen ganimeti (veya Hz. Ali'nin Yemen'den (Nesâî, Zekât 78) göndermiş bulunduğu sadaka malını (İbn Hacer, bu farklılıktan hareketle, aynı itirazcının iki ayrı yerde olay çıkardığına hükmeder -Fethu’l-Bârî 15/321-322-) dağıtırken ortaya atılarak: "Ey Muhammed! Allah' tan  kork, âdil ol, bu taksim Allah'ın rızâsı aranmayan bir taksim oldu"  der. Bu söze fena halde öfkelenen  Hz. Peygamber (s.a.s.) ona şu cevabı verir: "Eğer ben de âsî/isyankâr isem, kim O'na mutî/itaatkâr olabilir? Yer, gök ve insanlar  içerisinden Allah, beni seçip itimat eder de, siz etmez misiniz?" Hz. Peygamber'in son derece üzüldüğünü gören ashabdan bazıları bu saygısızı şiddetli bir şekilde cezalandırmak, hatta öldürmek için izin isterlerse de Rasûlullah (s.a.s.): "Ben müşriklerin ‘Muhammed arkadaşlarını öldürüyor’ demelerini istemem" diyerek hiçbirisine müsâade etmez (Buhârî, Enbiyâ 6, 26, İstitâbe 7; Ahmed bin Hanbel, Müsned III/353, 354, 355; Müslim, Zekât 142).

Bir başka vak'a, Hz. Zübeyr ile Medineli arasında çıkan su ihtilâfının halli sırasında meydana gelir. Hz. Peygamber ihtilâfı: "Ey Zübeyr (madem su, komşuna senin tarlandan geçiyor) tarlanı önce sen sula, sonra da suyu komşuna sal" diye hükme bağlamıştı. Karardan memnun olmayan Medineli: "Ya Rasûlallah sen kararı Zübeyr lehine verdin, çünkü o senin halaoğlundur" diye itiraz eder (Buhârî, Tefsir 86). Hz. Peygamber'i yüzü renklenecek kadar öfkelendiren bu ölçüsüz itiraz üzerine gelen bir vahiy, bu çeşitten zuhur edecek durumları şiddetle kınar: "Onlar senin hükümlerini içlerinden gelen hoşlukla, tam bir teslimiyetle karşılamadıkları müddetçe mü'min değillerdir" (4/Nisâ, 65)

Kezâ, zinâ suçunu işleyen kadınların cezâlandırılabilmesi için dört şâhit getirilmesini  emreden âyetin (4/Nisâ, 15) nüzûlü  vesilesiyle vâki bir sual üzerine Hz. Peygamber'in, karısı ile yabancı bir erkek yakalayan kimsenin zânîleri öldüremeyeceğini, dört şâhitle mahkemeye mürâcaat edebileceğini beyan etmesi üzerine, Sa'd İbn Ubâde' nin: "Ey Allah'ın Rasûlü,  hüküm böyle mi? (Ahmed bin Hanbel, Müsned, I/238) Yani ben karımla bir yabancıyı yakalayıp da dört şâhit bulup gelinceye kadar dokunmayacağım ha?!" sorusuna Hz. Peygamber: "Evet hüküm böyledir" demesi üzerine Sa'd itiraz ederek: "Hayır, seni hak ile gönderen Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun, böyle birini görürsem  hemen kılıcımla kellesini uçururum" der. Hz. Peygamber, İlâhî hükme karşı gelmeyi ifade eden bu ânî feverâna karşı: "Ey Ensar, ey Medineliler! Efendiniz Sa'd'ın ne dediğini işitiyorsunuz. Evet Sa'd kıskançtır, ben ondan daha kıskancım, Allah ise benden daha kıskançtır" (Heysemî, a.g.e. 4/328) cevabını verir. Cemaatten Sa'd'ın kıskançlığını te'yid eden bazı konuşmalardan sonra olacak, biraz yatışan Sa'd  özür dileyerek şöyle der: "Ey Allah'ın Rasûlü, bu (söylediğiniz) haktır ve Rab Teâlâ'nın indinden gelmiştir. Fakat ben (ilk defa duyunca işte böyle bir) tuhaf oldum" der (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî 11/232).

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in büyük bir sabır ve müsâmaha ile karşıladığı feveranlar zaman zaman Hz. Ömer'den gelmiştir. Bunlar meyanında, bilhassa Hudeybiye Sulhü üzerine vaki olan itiraz kayda değdiği için az sonra etraflıca temas edeceğiz.

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sert, haşin ve bazan rencide edici çıkışlara sabır, sükût, mülâyemet ve mümkün mertebe güler yüzle mukabele edişi,  etrafındaki insanların dağılmalarını önlemeye raci idi. Bu  davranışın O'nun başarısındaki büyük rolünü bizzat Kur'an-ı Kerim te'yid etmektedir. Nitekim yukarıda kısmî olarak kaydetmiş olduğumuz Hz. Peygamber'e müşâvere etmeyi emreden âyet şöyle der: "O vakit sen Allah'tan bir rahmet olarak onlara yumuşak davrandın. Eğer (bilfarz) kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından herhalde dağılıp gitmişlerdi bile. Artık onları bağışla (Allah'tan da) günahlarının affını iste, iş  husûsunda onlarla müşâvere et" (3/Âl-i İmrân, 159).

Dilimizdeki "insanın yere bakanı ile suyun duru akanından kork"  sözü de, Hz. Peygamber'in sert ve hatta saygısızca itirazlara  cesaret veren müsâmahalı davranışındaki hikmet ve maslahatı anlamaya yardımcı olabilir. İnsanlar muhâlefetlerini ifade edemezlerse bir kısım gizli telakkilerin gelişmesinden ve beklenmedik zamanlarda tehlikeli patlamalar halinde ortaya çıkmasından korkulmalıdır.