Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 32. Sayfa - Sura Istisare

d- İcbârî Karar:

 

Hz. Peygamber'in hayatında, az da olsa müşâvirlere rağmen re'sen alınmış olan karara da rastlanır. Bunun en iyi misali Hudeybiye Anlaşması'dır. İstikbale mâtuf stratejik hedef ve gayelerini, zâhirî ve peşin görüntüsü sebebiyle anlamayarak "tezlil edici" bulan "Ashâb-ı Rasûl"ün hemen hemen tamamı (Vâkıdî, a.g.e. II/607) sulhtan memnun değildir. Öyle bir anlaşma yapmaktansa erkekçe savaşmak istiyorlardı, bu sulh ise zilleti kabullenmek gibi bir şeydi. Hz. Peygamber anlaşmanın mündemiç bulunduğu maslahat ve mes'ut neticeleri o anda açıklamayı mahzurlu telâkki ettiğinden olacak, bu sulhla alâkalı iknâ edici konuşma yapmaktansa, bu hususta sükûtu tercih edip, daha önce gerçekleşen vaadleri hatırlatarak bunda da hayır olduğu husûsunda etrafındakileri iknâya çalışıyordu (A.g.e., II/609).

Özetle, Hz. Peygamber Hudeybiye'de peygamberlik otoritesine dayanarak itirazları susturdu ve bu anlaşmayı kabul ettirdi. Hz. Ömer'le, Hz. Peygamber arasında geçen konuşma hem ashabtaki memnuniyetsizliğin, hem de Hz. Peygamber'in ısrarındaki kararlılığın derecesini kavramak için kayda değer:

"Ey Allah'ın Rasûlü biz hak üzere, onlar da bâtıl üzere değiller mi?

"Şüphesiz öyle."

"Bizim ölülerimiz cennetlik, onlarınki cehennemlik değil mi?"

"Şüphesiz öyle."

"Öyleyse niye dinimizde bu zilleti kabulleniyoruz? Allah bizimle onlar arasında (savaşla belirlenecek) hükmünü vermezden önce geri mi döneceğiz? (Olmaz böyle şey)!"

"Ey Hattab'ın oğlu, ben Allah'ın  elçisiyim (ve O'nun emrine muhâlif de değilim) (A.g.e., II/609) ve Allah da ebediyyen bizi terketmeyecektir."

Hz. Ömer bundan sonra Hz. Ebû Bekr'in yanına giderek Hz. Peygamber'e söylediklerini ona da tekrar eder. Hz. Ebû Bekr de: "(Onun emrine uy, zira şehâdet ederim ki) O, Allah'ın Rasûlüdür ve Allah O'nu ebediyyen terketmeyecektir" cevabını verir. Arkadan Fetih sûresi iner, Hz. Peygamber sûreyi baştan sona Hz. Ömer'e okur. Hz. Ömer, "Yani bu bir fetih mi?" diyerek hâlâ devam eden üzüntü ve endişesini dile getirir (Buhârî, Fardu’l-Humus 36; Vâkıdî, a.g.e., II/608).

Isrardaki hatasını bilâhare anlayarak  keffâreti için yıl orucu tutup, köleler âzad edecek olan Hz. Ömer başta olmak üzere, Hz. Ebû Bekir ve diğer pekçok sahâbî ittifakla Hudeybiye Sulhü'nün "İslâm'ın en büyük zaferi olduğunu" ifade edeceklerdir (Vâkıdî, a.g.e., II/607, -610).

Hülâsa, istişâre sonunda kararın alınmasında yegâne prensip, bugünkü Batı parlamenter sisteminde cârî olan parmak usûlü (demokrasi) değildir. Son söz; nazar-ı âmm, bilgi ve vukufiyeti başkalarına nazaran daha geniş olan esas mes'ul kişinindir, yani Hz. Peygamber'indir.