Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Batılı Gezginlerin İtirafı - Taharet Temizlik - 27. Sayfa

Batılı Gezginlerin İtirafı:

 

16. yüzyıldan itibaren Avrupalıların doğuya, müslümanların ülkelerine geliş-gidişleri artmıştı. Bunlardan eli kalem tutanlar, Osmanlı ülkesinde gördükleri güzellikleri, özellikle hârikulâde temizliği, neşrettikleri hâtıralarında anlata anlata bitirememektedirler.

Osmanlı ülkesine gelen Pierre Belon 1553’te müslümanlar hakkında bir kitap yayınlamış, bu eserinde temizlik için ayrı bahis açmıştı. Hamamlarla birlikte genel temizlik kurallarını ele alan Belon, bebeklerin temizliğine ne kadar dikkat edildiğini, altlarının ne büyük bir itinayla temizlendiğini de özene bezene yazmaktaydı. Yabancı gezginlerin ilgi çekicilerinden biri de Paolo Giovio adlı İtalyandır. İstanbul’da uzun süre kalmış ve incelemelerde bulunmuş olan yazar, normal temizlik kurallarından başka, askerin temizliğini de anlata anlata bitiremez: “İslâm askeri sıhhatli ve temizdir. Avrupa ülkelerinde askerlerin bulunduğu yerlerde kokudan geçilmezken, müslüman askerler tam aksine pırıl pırıl... Avrupa’dakilerin pisliğini, kokusunu bir yana bırakın. Sebep oldukları hastalıklar da cabası. Burada ise askerlerin yüzünden sanki sağlık akıyor...”

Kanuni devrinde İstanbul’a gelmiş olan bir İspanyol gezgininin yazdıkları, Avrupa’nın o asırdaki durumunu açıkça dile getirmektedir: “Müslümanlar, biz Hıristiyanların pis olduğunu ileri sürüyor. Halbuki yıkanmak zararlıdır. İspanya’da hayatı boyunca iki defa yıkanmış erkek veya kadın yoktur. Yıkanmanın pek çok kişiye zararı dokunduğu görülmüştür. Hele biz Hıristiyanlar, alışık olmadığımız için bize iyi gelmez.”

Buradaki birinci yıkanış, vaftiz yıkanışı, yani vaftiz suyunun dökülmesidir. Avrupalıların bundan sonra “kutsal su”dan mahrum olmanmak içni, yeniden yıkanmayı akıllarından bile geçirmedikleri anlaşılıyor. Yıkanmanın zararlı olduğunu yazan sadece bu yazar değildir. Meselâ, 17. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelmiş olan bir başka yazar Grelot, bu konuda 1680’de yayınladığı kitabında şunları yazıyor: “Müslümanlar, yıkanmada mübâlağaya kaçarlar; bu kadar sık yıkanmasalar, muhakkak ki daha az hasta olurlar(!) Hemen her gün yıkandıkları için de beyinleri sulanmaktadır(!) Ne var ki Müslümanların umûmî helâları da çok temizdir. Bizdeki gibi mâbetlerin civarına ve duvarlarının dibine küçük ya da büyük abdest bozanlarını hiç görmedim... Müslümanların kendi yemek takımları ayrı, kedilere ve köpeklere yiyecek verdikleri kaplar ayrıdır. Köpekler, bizdeki gibi, insanın tabağında arta kalanını tabaktan yemez. Müslümanlar bu âdetimize çok sinirleniyor. Hatta sırf bu yüzden bize köpek diyenleri bile işittim.”

1665’te İstanbul’a gelen Jean da Thevenot şöyle yazar: “Fransızcadaki ‘Türk gibi kuvvetli’ meseli boşuna söylenmemiştir. Çünkü Müslüman Türklerin çoğunluğu sıhhatli ve kuvvetlidir. Temizlik ve sağlık için Müslümanlar sık sık hamama gider. Şehirlerinde çok güzel hamamlar olduğu gibi, hiç değilse bir hamamı olmayan köy de yoktur. Türkler çok yaşarlar, az hasta olurlar. Bizdeki böbrek rahatsızlıklarını, daha başka birçok hastalığı bilmezler. Bunun başlıca sebebi sık sık banyo yapmaları, hamama gitmeleri ve az yiyip içmeleridir.”

Dr. A. Brager’in, 1836’da basılan “Neu Annees a Constantinople” adlı eserinde de şunlar kayıtlıdır: “Müslüman Türkler’de yıkanma işi hayrete değer. Paris’te ancak yarım yüzyıldan beri birkaç banyo var. Londra, Berlin, Viyana gibi şehirlerde ise o da yok. Gerçi elli yıldır Avrupa’da temizliğe önem verilmektedir. Fakat Müslüman Türklerin yüzlerce yıldan bu yana, temizlik konusunda vardıkları yere ulaşmaktan henüz uzağız. Bugün bir Avrupalı, en fakir bir Türk köylüsü kadar temizlik kurallarına uymaz. 12. yüzyılın ortalarına kadar Paris’in ne derece pis bir şehir olduğunu herkes bilir. O zamandan beri, bu konuda ilerlemekle övünürüz ama, Müslüman Türklerin bugünkü temizlik seviyesine gelmemiz için daha en az elli yıla ihtiyacımız vardır.”