Meale Duyulan İhtiyaç - Tevil Tefsir - 14. Sayfa
Meale Duyulan İhtiyaç:
Mâlum olduğu üzere Kur'ân-ı Kerim'i aynen tercüme etmek mümkün değildir. Hadd-i zâtında insan sözünün bile, bir dilden başka bir dile tıpatıp tercümesi fevkalâde zor, hatta imkânsızdır. Hal böyle iken, Allah'ın kelâmının bütün incelikleriyle, tüm mânâ ve maksadıyla aynen tercümesi nasıl mümkün olsun? Ama, "harfiyyen tercüme imkânsızdır" deyip, milyonlarca müslümanı Allah'ın kelâmını onun mânâ ve maksatlarını, muhtevâ ve mazmununu öğrenmekten mahrum bırakmak da elbette doğru değildir. Bu yüzden, mümkün olduğunca İlâhî mesajı doğru bir şekilde yansıtmaya çalışarak ve beşer tâkatının el verdiği bütün gayretleri bu uğurda bezlederek, Arapların dışındaki insanların da onu anlamalarını sağlamak gerekir.
Eğer bu esnâda, onun lafızlarındaki mûcizevî kudret, ifâdelerindeki zevk ve letâfet yansıtılamıyor, dolayısıyla bu tür özellik ve incelikleri kayboluyorsa, bunu da, "eksik de olsa, hiç olmamasından daha iyidir" düşüncesiyle, kabul etmek lâzımdır. Aksi takdirde, pek çok müslüman ve bunların dışındaki diğer insanlar, Kur'an'ı anlamaktan mahrum kalabilirler. Ancak, yapılan tercümenin eksik ve yetersiz olduğunu itiraf ve ifâde etmek için, "meal" kelimesinin kullanılması da gereklidir. Zira, tercüme aslın yerini tutar, "meal" ise, aslın yerini tutmaz; o sözün, biraz eksiğiyle başka bir dile aktarılmasıdır. Mehmed Âkif de bundan dolayı yaptığına "tercüme" değil; "meal" denmesini şart koşmuştur.
O halde, yapılan tercümelerin tıpatıp aslın yerini tutmadığını, bazı yönlerden eksik kaldığını, onu aynen tercümeye imkân olmadığını belirtmek için, "meal" kelimesi isim olarak kullanılmalıdır (Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, I/33).
Buraya kadar serdedilen mâlumattan, Kur'an'ın bütün özellik ve inceliklerini, mânâ ve maksatlarını edâ ederek tercümesinin mümkün olmadığı anlaşılıyor. Bu durumu ileri sürerek Kur'an'ın başka dillere çevrilmesine itiraz edenler olabilir. Nitekim böyle de olmuştur. Ancak, unutmamak gerekir ki, Kur'an sadece Araplara nâzil olmamıştır. Hz. Peygamber evrensel bir mesaj sunmuştur. Onun bu misyonu, Kur'ân-ı Kerim'de "âlemlere rahmet" (21/Enbiyâ, 107), "tüm insanlara beşîr/müjdeleyici ve nezîr/uyarıcı" (7/A'râf, 158; 34/Sebe', 28; 35/Fâtır, 24) olarak gönderilmiş olmak gibi ifâdelerle belirtilmektedir. Tebliğ ettiği Kur'an'ın da bütün beşeriye indirildiğini beyan eden pek çok âyet mevcuttur (Bkz. 2/Bakara, 158; 6/En'âm, 19; 17/İsrâ, 82, 89; 18//Kehf, 54; 30/Rûm, 58; 39/Zümer, 27; 41/Fussılet, 44). Dolayısıyla, Kur'an'daki emir ve yasaklar, kural ve kaideler, hüküm ve hikmetler Araplar kadar, dilleri farklı olan diğer müslümanları da, hatta bütün insanları da ilgilendirmektedir. O halde Kur'an, Arapların dışındaki müslümanların onu anlayıp kavramalarıy, emir ve yasaklarına şuurlu bir şekilde uymaları, kıssa ve hikmetlerinden ibret almaları... diğer insanların da üzerinde düşünüp tedebbür etmeleri, tahkik ve tedkiklerde bulunmaları... için, eksik ve yetersiz de olsa onların dillerine tercüme edilmeli; ancak bunun "meal" olduğu da belirtilmelidir.
Kur'ân-ı Kerim, sadece Türkçe değil; hiçbir dile aynen çevrilemez. Her ne kadar Farsça, Fransızca, İngilizce gibi bazı diller, kelime hazinesi açısından zengin iseler de, yine de Kur'an'ın tüm mânâ ve maksatlarıyla bu dillere tercüme edilmesi mümkün olmamakta, bu açıdan bu diller de yetersiz kalmaktadır. Buna rağmen, hemen hemen tüm bu dillere yapılan çevirilere "Kur'an tercümesi" denmiş, sadece içinde yaşadığımız toplum, Kur'an'a duyduğu sevgi ve saygının bir gereği olarak tercümeye "meal" deme nezâket ve inceliğini göstermiştir. (6)
İslami Okul Okulların En Önemlisi