Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 71. Sayfa - Ticaret

Allah'ın Âyetlerini Satmak En Zararlı; Cihad ve İnfak da En Kârlı Bir Ticârettir

 

Kur'an'daki “ticâret” kavramından ve özellikle 2/Bakara, 16. ve 41. âyetinde geçen “alış-veriş” ve "satın alma" teriminden anlaşıldığına göre bu kavram, insanın işlediği iyilik ve kötülük sonuçlarına dayanan her türlü eylemini kapsamaktadır. Yani insanın tüm yaptığı işler, bir ticâret niteliğinde; özel ve genel yapısında kâr ve zarara elverişli birer eylemdir. İnsanın ortaya koyduğu her harekette, her sözde kâr-zarar söz konusudur. İnsan bazı eylemleriyle kendisini, hayatını, cenneti satın alabilir. İnsanın, canını ve malını fedâ ettiği durumlar da bu ticâret alanına girer. Çünkü bu durumlarda eylemler karşılıksız kalmaz. Karşılık, mü'minler için  esas olarak âhirette verilecektir, ama bu veresiye satış da mü'mini psikolojik olarak daha dünyadayken bile rahatlatmaktadır.

Kur’ân-ı Kerim, “ticâret” kavramını, bildiğimiz alış-veriş anlamında kullandığı gibi, aynı zamanda Allah’la yapılacak mânevî ticâret için de kullanır. Allah Teâlâ, zâten kendisinin verdiği, dilediği zaman dilediği şekilde alabileceği emâneti olan mal ve mülkü (3/Âl-i İmrân, 26), nefsi/canı Cennet karşılığında mü’min kullarından satın almak ister. Bu ticâret, hem insanın Allah’la ilişkisi yönüyle çok büyük şeref, hem de büyük bir ihsandır; çok kârlı bir ticârettir.    

Kur’ân-ı Kerim, münâfıkların hidâyeti verip dalâlet satın almalarını kazançlı olmayan zararlı bir ticâret  (2/Bakara, 16) olarak vurgular. Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını Cennet karşılığı satın almak ister. Bu alış-verişte, Cennet peşin olarak gözle görülür şekilde ve acele verilmediği düşüncesiyle insanın şüpheye düşmesi çok yanlıştır. Çünkü güvenilir bir tüccardan çok daha fazla Allah’a güvenilmelidir. O el-Mü’mindir, kendisine güvenilendir. Mü’min de O’na iman edip güvenendir. O’ndan daha çok sözünü yerine getiren kim olabilir? Allah’la yapılan bu alış-veriş, gerçekten büyük kazanç olduğu için bu ticâreti yapanlar sevinmelidir (9/Tevbe, 111). Sadece cihad meydanına atılıp canlarını Allah’a Cennet karşılığı satanlar değil; aynı zamanda Kur’an’ı okuyup namazı ikame edenler ve infak edenler de Allah’la alış-veriş yapmış sayılıdıklarından, zarara uğramayacak bir ticâret umabilirler (35/Fâtır, 29). Dünyevî ticâret, İlâhî kurallara uyulduğu takdirde meşrûdur, insanın hayrına ve faydasınadır, ama esas kazançlı ticâret, âhirete yatırım yapmaktır. İnsanı acı bir azaptan kurtaracak ticâret çok daha önemli ve hayırlıdır. Bu ticâretin temel şartı, güçlü bir iman, malla ve canla Allah yolunda cihad etmektir. Bu sermâyeler hazırlanınca günahlar bağışlanacak, büyük kurtuluş gerçekleşecek ve Cennetlerde güzel köşkler ihsan edilecektir (61/Saf, 10-12).

İnsan, şükrettiği oranda kazançlı çıkacaktır. “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) arttıracağım” (14/İbrâhim, 7) diye vaad eden Rabbimiz, şükür ve her çeşit ibâdetin/kulluğun hem dünyada ve hem de âhirette karşılığının verileceğini belirtir. Elbette kâmil bir mü’min, ibâdet ve tâatlerini bir karşılık, özellikle de dünyevî bir fayda için yapmaz; sadece Allah rızâsı için O’na itaat kasdıyla yapar. Ama insanı Allah’a yaklaştıran her ibâdetin esas karşılığı olarak ödüller âhirette verilecek olmasına rağmen, avans cinsinden dünyada da nice faydaları vardır. “...Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere...” (73/Müzzemmil, 20) “Kim Allah’tan korkar, takvâ sahibi olursa Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği, ummadığı yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter.” (65/Talâk, 2-3)

Bunun aksi de sözkonusudur. Yani, ibâdetten İlâhî kurallara uymaktan gâfil olanlara âhiretteki büyük cezâ yanında dünyada da sıkıntılar, huzursuzluklar verilir. “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete/tatmîne erenlerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle, (O’na ibâdet etmekle) huzur bulur.” (13/Ra’d, 28) “Kim de Beni zikredip anmaktan yüzçevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı (geçim sıkıntısı) olacak ve Biz onu, kıyâmet günü kör olarak haşredeceğiz.” (20/Tâhâ, 124).

Allah’a hakkıyla iman edip sâlih amel işleyen ve günlük işlerinde, ticâret ve her türlü alış-verişlerinde Allah’ın hudutlarına riâyet edenlere bereketler verilecektir, rızıkları arttırılacaktır. Bunun yanında sadece dünya kazancını düşünenler ise büyük mahrûmiyetlere de uğrayacaklardır. Bu konudaki Sünnetullah, gerçekten dikkat çekicidir: “Allah, (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.” (16/Nahl, 112)

"Allah, mü'minlerden mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alış-verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır." (9/Tevbe, 111) "Ey iman edenler!  Sizi acı bir azaptan  kurtaracak  ticâreti  size  göstereyim  mi? Allah'a ve Rasülü'ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur." (61/Saf, 10-12)

Böylece hayatın tamamı, tüm alanlarında ve tüm mücâdelelerinde ya Allah'la; ya da şeytanla bir alış-veriş eylemine dönüşür. İnsan ne yaparsa, ne verirse mutlaka onun bir karşılığı vardır. Eğer sonuçlar iyi, yararlı ise, alış-veriş kâr; değilse zarar getir. Münâfıkların, yahûdileşenlerin, Bel'amların, din tüccarlarının, dini gerçekten sömüren, dinin sırtından geçinen satılık kalem ve dillerin, ne tür bir ticâret yaptıklarını bu konular ışığında anlayabiliriz. Onlar, hem dünyada hem de âhirette kendilerini zarara sokacak bir şeyi satın almışlardır. Yaptıkları ticâret, kendilerine umdukları kârı sağlamayacaktır. “İşte onlar, hidâyete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak, onların bu ticâreti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.” (2/Bakara, 16). Din tüccarları, hidâyeti verdiler, karşılığında dalâleti satın aldılar. Cenneti verdiler; cehennemi satın aldılar. İzzeti verip zilleti satın aldılar. Sonunda her iki dünyada da zararlı çıktılar.

Allah'la alış-veriş yapan, çok kârlı ticâreti seçenlere ne mutlu!

“İslâm'a uyarak yapılan ticâret de, ibâdettir. Müslümanlar yaptıkları ticâreti, piyasa kurallarına göre değil; İslâm kurallarına göre yapmalıdır.”

"Ticârete devam edin. Çünkü rızkın onda dokuzu ticârettedir." (Hadis rivâyeti)

"Hâriçten yiyecek maddesi getirip onu günün râyicine göre satışa arzeden, tamamını tasadduk etmiş gibidir." (Hadis rivâyeti)

"Bir malı, kusurunu söylemeden satmak, hiç kimseye helâl olmaz. Malın bu kusurunu bilene de, onu söylememek helâl olmaz." (Hadis rivâyeti)

"Ticârette yalan yemin, malın sürümünü temin ederse de kazancın bereketini giderir." (Hadis rivâyeti)

"İbâdet gibi, ticâret de hile kabul etmez." (Hz. Ali r.a.)

"Ticarî hayat, kapitalistlerin elinde olursa, İslâmiyet câmilere ve vicdanlara hapsedilmiş demektir."

"Ticâret bazı pınarlar gibidir, yollarını değiştirmeye kalkarsanız kururlar."

"Müşteriyi gözünden keşf eder tâcir olan"

"Üç şey sürekli kalmaz; ticâretsiz mal, tartışmasız bilgi, cezasız saltanat." (Şeyh Sâdi)

"Nerede yumuşak huylu insanlar varsa orada ticâret vardır; nerede ticâret varsa orada insanlar yumuşak huylu olurlar."

"Ticâret, uçan kuşa ne kadar benzer!"

"Bir insan ticârette kaldıkça masrafları ma'kul, süsü ölçülü olmalıdır."

"Ticâret, sermayeleri boş ümit olanlar için değildir."

"Ticâret ahlâkının en kuvvetli yaptırımı, halk terbiyesidir."

"Mal, ticâretsiz döllenmez."

"Alış-verişi kolay olan, alacağında müsâmaha gösterip borcunu kolayca ödeyenlere Allah rahmet etsin." (Hadis rivâyeti)

"Alıcı ile satıcı, doğru söyleyip birbirine nasihat ettikleri zaman, alış-verişleri bereketlenir. Malın kusurunu gizleyip yalan söyledikleri zaman, alış-verişlerinin bereketi kalkar." (Hadis rivâyeti)   

"Satıcıya teslim olan kimseden, fazla para almak haramdır." (Hadis rivâyeti)

“Kim çalışıp kazanmazsa ekmek parası; 

Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası.”

“Hatâdır âhiretten beklemek dünyada her hayrı,

Öbür dünya bu dünyadan değil, hem hiç değil ayrı!”

"Çoluk-çocuğum için alış-veriş ettiğim yerde ölmeyi, başka bir yerde ölmeye tercih ederim." (Hz. Ömer (r.a.)

"Sakın oturduğunuz yerde, 'Allah'ım, rızkımı ver!' deyip durmayın. Biliyorsunuz ki, gökten ne altın yağar, ne de gümüş."

"Çarşı ve pazarlar, Allah'ın sofralarıdır. Oralara giden, bu sofralardan faydalanır." (Hadis rivâyeti)

"Günahların öyleleri var ki, onları ancak maîşet uğrunda çekilen mihnetler/zahmetler mahveder." (Hadis rivâyeti)

"Fakire balık vereceğimize, balık tutmayı öğretelim daha iyi."

"Materyalistlerin putlaştırdığı para, esir alınıp İslâmiyet'in hizmetine sokulmalı."

"Bir işi iyi bilen, bildiği işten kâr eden, kâr ettiği işe ortak alan, kâr dağıtan dünyanın en büyük şirketini kurar."

"Zemzem anonim şirketi deyip kanalizasyonla uğraşmaktansa; yağmur anonim şirketi deyip millete rahmet olmak daha iyidir."

"Harama teslim olanların dünyası, hatta âhireti nasıl cennet olabilir?"

"Müslüman olsun, gâvur olsun fark etmez, başarılı firma kuranların hepsi İslâm prensipleriyle başarılı olmuştur. Firma batıran müslümanlar da gâvur prensipleriyle batmıştır."

"Sağlam mal yapan ve ürettiği şey kaliteli olanlar, İslâm'a uyuyor demektir. Çürük mal imal eden, baştan savma iş yapan müslüman da olsa İslâm'a uymuyor."

"Almanlar, Japonlar gibi ecnebîler, en kötü adamı en iyi şekilde çalıştırırken, müslümanlar da en iyi adamı en kötü şekilde çalıştırmakla meşgul."

"Siz aradığınız nizamı bulmaya değil, kurmaya geldiniz."

"Artık 'ekonomik köleler' vardır; bunların da hayat hakkı, efendilerinin iznine bağlıdır."

"Para ve sermaye! Bu tâbir çok önemlidir. Her para sermaye değildir, sermaye ise her zaman paraya hâkimdir, bu sebeple paralı kimseler de paralanır.

"Fabrika bacaları artık minâreleşsin, / Minârelerin rûhu fabrikalara geçsin!

Bir yanda motor sesi, öte yanda tekbîr, / Göreceksin dinecek; dertler, ağrılar bir bir."

"Müslümanlar sermayesiyle değil; ortak ettiği, ücret ve prim verdiği insanların sayısıyla övünmelidir."

"Nice müslüman Allah için doğru olmazken, yahûdiler para için doğru oluyorlar ya da doğru gözüküyorlar."

"Bilmem ki parada, malda ve makamda müslümanca davranamayan insan neye yarar?"

"Eğri terazi tutan, kısa metre kullanan, yalan söyleyen, ihtikâr ve hile yapan tüccarın vicdanı 'para'dır, 'kara'dır."

"Para istemem!' diyenlerin para için kavga ettikleri çok görülmüştür."

"Parayı putlaştırmak ne kadar ifratsa, parayla alâkasının olmadığını zannetmek de o kadar tefrittir."

"Ağılda oğlak doğunca, derede otu biter."

"Kazanmaktan alınacak en büyük ders, kazanabileceğimizi öğrenmektir."

"Hiçbir şeye sahip değilseniz, hiçbir şey kaybetmezsiniz."

"Şerefsiz bir kazanç için kaybetmeyi kabul et."

"Mal kaybeden bir şey kaybetmiştir. Şerefini kaybeden çok şey kaybetmiştir. Cesâret ve inancını kaybeden ise her şeyini kaybetmiştir."

"Gerektiğinden çok kazanç getiren bir iş, ziyan eden bir iş kadar çabuk batmaya mahkûmdur."

"Kayıp, yerine konulunca artık hiçbir şey kaybedilmemiş demektir."

"Birçok kişi yün bulmaya gider, kırpılmış döner."

"Küçük kıvılcımlardan büyük yangınlar çıkar."

"Yanlış yola sapmak zarar getirir, derecesi ise ancak sonunda anlaşılır."

"Müjde o kimseye ki, İslâm hidâyetine ulaşmış, geçimi yetecek kadar verilmiş ve buna kanaat etmiştir." (Hadis-i Şerif Rivâyeti)

"Her gün bir melek: 'Ey Âdemoğlu, sana yetecek kadar az varlık, seni azdıracak çoktan hayırlıdır' diye seslenir." (Hadis-i Şerif Rivâyeti)

"Şüpheli şeylerden sakın, insanların en âbidi olursun. Kanaatkâr ol, insanların en çok şükredeni sayılırsın. Kendin için sevdiğini başkaları için de sev ki, mü'min olursun." (Hadis-i Şerif Rivâyeti)

"Bir şey bütün bütün elde edilmezse, tümüyle de elden kaçırılmaz."

"Kanaatten nasibi olmayanı dünya malı nasıl zengin eder?"

"Kanaat, tükenmeyen hazinedir."

"Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse pâdişah olmadı."

"Elün vârınan eyle kanaat / Şükür kıl itme devrândan şikâyet."

"Bizi yalnız kanaatler mutlu eder."

"Yeryüzünde ıstırapların çoğu, aza kanaat etmemekten doğar."

“Dünya, âhiretin tarlasıdır.” (Hadis-i Şerif Rivâyeti)

“Ebedî olan âhirete inandığı halde bütün mesâisini aldatıcı olan dünyalık için harcayanlara alabildiğine şaşarım.”

"Geçim kaynağı için çalışmasına veya ticâretine haram karıştıranlara şunu hatırlatmak gerekir: 'Kendisine isyan ettiğin hallerde bile rızkını kesmeyen Allah Teâlâ, kendisine itaat ettiğinde mi rızkını vermeyip kesecek?"

“Önünüzde çok zor ve güç bir yokuş var. Ancak yükü hafif olanlar onu aşabilecektir.”

“Dünya derin bir denizdir. Çok kimse burada boğulmuştur. Bu deryada boğulmaktan kurtulmak için gemin takvâ, yatağın iman, yelkenin Allah’a tevekkül olsun ki, batmaktan kurtulabilesin. Yoksa kurtuluş zordur.”

“Dünyayı kendinize efendi edinmeyin ki, o da sizi kendisine köle etmesin. Servetinizi kaybolmayacak yerde toplayın.”

“Hasta adam, hastalığı sebebiyle yemeğin tadını alamadığı gibi, dünya malına meyleden de dünya sevgisi sebebiyle ibâdetlerin tadını alıp zevkine varamaz.” 

“Dünya, bir cîfedir. Ondan bir şey isteyen, köpeklerle dalaşmaya dayanıklı olmalı.” (Hz. Ali)

“Biz öyle kimselere yetiştik ki, onlara göre dünya, sahibine iâde edilmek üzere emanet edilmiş bir şey idi. Kolayca ve hafifçe âhirete göçmeleri de bundandı.” (Hasan-ı Basrî)

“Dünyanın lezzetini, zevkini, saâdetini, rahatını isterseniz, meşrû dairedeki keyifle yetinin. O, keyfe kâfidir.”

“Şu dünya; imtihan meydanıdır ve hizmet yeridir; lezzet, ücret ve mükâfat yeri değildir.”

 “Dünya, kâmil mü’minin kıymetsiz oyuncağı, gâfillerin değersiz salıncağıdır.”

“Dünya, ‘bir gün’ gibi çabucak geçecek, Kur’an’ın ‘yarın’ dediği gün uyanacak, ‘dünya’ için ‘dün ya!’ diyeceksin.”

 “Dünya malı, sana oyuncak olarak verilmişken, oyuncak seni oynuyor!”            

“Bütün dünya bir oyun sahnesidir. Kadın erkek bütün insanlar da sadece oyuncular. Her birinin giriş ve çıkış zamanları vardır.”

 “Kabrin arkası için çalışın. Hakiki saâdet ve lezzet oradadır.”

 “Dünya bir tahteravallidir.”

 “Kim dünyaya evlenme teklifinde bulunursa, dünya ondan mehir bedeli olarak, dinini ister.”

“Dünyanın karakteri, önce yaldızlı şeylerle aldatıp sonra helâk etmektir. O, kendini beğendirmek için süslenip püslenen, evlendikten sonra da kocasını öldüren bir kadına benzer.”

“Kişi bu dünyaya tenezzül etti mi, bala kapılmış sineğe döner.”

“Dünya malı çok olanın, aldanma dünyasına.

Dünya benim diyenin, gittik dün yasına.”

“Kısmetindir gezdiren yer yer seni, / Göğe çıksan, âkıbet yer yer seni.”

“Sen ister boynuna ip tak, diler cevherli kordon tak,

Bu dünyadan nasîbin en nihayet bir avuç toprak.”

“Bunca varlık var iken bitmez gönül darlığı.”

“Bazıları ‘dünyada mekân, âhirette iman’ der; ama doğrusu şöyle olmalı: ‘Dünyada sağlam iman, Âhirette cennet gibi mekân.”

 “Dünya terzi dükkânı, ölçüyü veren gider.”

“Kim dünyaya mâlik olursa yorgun düşer, kim dünyayı severse ona kul olur, dünyanın azı yeter, çoğu da zengin yapmaz.”

“Âhirette mü’mini bekleyen nimetler, güzellikler yanında, dünya hayatı ne kadar güzel ve şâşaalı bile olsa, zindan gibi kalmaktadır.”

“Ey insan! Dünyaya kalıbınla sahip ol; fakat kalbini ve himmetini ondan ayır.” (Abdullah bin Ömer)

“Mü’min, dünyada, doktoru yanında olan bir hastaya benzer. Doktoru, ona faydalı olanı ve olmayanı bilir. Hasta kendisine zararlı bir şeyi isterse ona engel olur. Mü’minin hali de buna benzer. O, birçok şeyi arzu eder; ama imanı, ona zararlı olan şeylere mâni olur. Ölünceye kadar, bu böyle sürer gider.” (Selmân-ı Fârisî)

“Müslümanlar arasında nerede ve ne zaman tartışma çıkarsa, bilin ki işin içinde servet, şöhret veya şehvet, yani para, makam veya kadın vardır. Ya bunlardan biri veya birkaçı. Kavganın sebebi bilindiğine göre tedâvisi kolaydır. Bize verilen herşeyin emânet olduğunu ve bunlarla sınava çekildiğimiz şuuru. Müslüman olduğumuzu hiçbir zaman unutmamak ve Allah’ın bize devamlı gördüğü şuurunda yaşamak.”

“Çarşıyı pazarı müslümanlaştırmadan, İslâm’ı çevreye hâkim kılmak mümkün değildir.”

“Müslüman ve para; bu ikisi, birbirini tamamladığı gün, süper güçler yer değiştirecek, gerçek süper güç hâkim olacaktır.”

“Paraya hâkim ol(a)mayan müslümanıın dünyası da, büyük ihtimalle âhireti de cehennem olacaktır.”

“İslâm’da ruhbanlık yoktur. Muâmelâtı tatbik etmek farzdır. Bu öyle bir farzdır ki, müslümanların çoğunun haberi bile yoktur. Bilinmeyen günahlara tevbe edilmediği için, en büyük günahlar da bunlardır.”

“Bir müslümanın yediği, içtiği, giydiği haram olursa, onun ibâdeti ve duâsı nasıl kabul olur?”

“Her işini para ile görüp paraya düşman olan müslümanlar; konforlu hayat yaşayıp ‘dünya sevgisi hataların başıdır’ diyenler; sermâye biriktirip bankayla iş görüp kapitalizme düşman olanlar; kapitalistler gibi yaşayıp sosyalizmin gelmesini istemeyenler tezat içindedir.”   

“Hapse girmemek için T.C. kanunlarına gösterilen gayret kadar, Cehenneme girmemek için Allah’ın kanunlarına uyulsa, dünyamız da, âhiretimiz de cennete dönüşecektir. Üniversite sınavına hazırlanan bir genç kadar âhirette Cennet kazanmak için dünya imtihanına özen göstersek Cennetin bütün kapıları bize açılır. Dünya huzuru da avans olur.”      

“Helâl-haram gözetmeden para kazanan ehl-i dünyadır, laiktir, kapitalisttir. Haramdan kaçan, helâl kazanç sağlayan ise ehl-i diyânettir, mü’mindir, mübârektir. Karun gibi, Firavun gibi, yahûdiler gibi zengin olmak, dini satıp dünyayı da mezara kadar sırtlamaktır. Her yolcu, birşeyler götürür. Âhirete giden de sevaptan, günahtan başka bir şey götüremez.”

“Kedi, karnını doyurdumu, sıcak bir yer buldumu, başka şeye gerek duymaz, kürküne sarılır ve yan gelip yatar. İnsana en iyi elbiseler giydirsek, karnını doyursak, cebini de doldursak, kaloriferli köşkte bile rahat etmeyebilir. Çünkü beyin midesi İslâmî ilimler, kalp midesi ise iman ve ibâdet ister, bunlar olmadan da tam bir huzur bulamaz. Beynini bilginin çöplüğüne, kalbini seks panayırına çevirenler, her türlü imkân içinde huzursuz olup, bunalıma düşebilir. İşin bir de âhiret cephesi var. Dünya âhiretin tarlası olduğuna göre, burada ne ekersen orada onu biçeceksin.”

 

Hamdi Döndüren, Akif Köten, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 1, s. 103-108

Hamdi Döndüren, Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c. 2,  s. 137-138

Hayreddin Karaman, Günlük Hayatımızda Helâller Haramlar

Süleyman Ateş, Kur'an Ansiklopedisi, c. 5, s. 419-425

Mehmed Göktaş, Gençlerle Tevhid Dersleri, s. 58-60

Cavit Yalçın, Kur'an'da Temel Kavramlar, s. 123-129

Cengiz Duman, Bozuk Düzenin Terazisi ve Şuayb (a.s.),  Haksöz 37, Nisan 94