Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 2. Sayfa - Ululemr

 

Ülü’l-Emr; Anlam ve Mâhiyeti

 

Ülü’l-Emr; emir sahipleri demektir. Ülü’l-emr kavramı, "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin, sizden olan ülü’l-emre de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, hemen onu Allah'a ve Rasûlüne arzedin, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanan kimselerdenseniz..." (4/Nisâ, 59) anlamındaki âyette geçer. Ayette geçen "ulu'lemr" (emir sahipleri)'nin kimleri kasteddiği konusunda görüş birliği yoktur. Sahâbî ve tâbiûn ile müfessirlerin bu konudaki görüşleri beş maddede toplanabilir:

a) Ülü’l-emr, râşid halifelerdir.

b) Ülü’l-emr, ordu komutanlarıdır.

c) Ülü’l-emr, şer’î hükümler konusunda fetva veren müctehid bilginlerdir.

d) Ülü’l-emr, ehl-i hall ve'l-akd denilen müctehid bilginlerin icmalarıdır.

e) Ülü’l-emr, imamlar, fâzıl ve âdil fakihlerdir.

Çağdaş İslâm bilginleri, kavramı hemen bütün görüşleri içine alacak denli geniş kapsamlı bir tanımlama yoluna gitmişlerdir. Örneğin Mevdûdi, "Müslümanların herhangi bir işinin başında olan herkesi kapsar. Din âlimleri, düşünürler, politik liderler, yöneticiler, mahkemelerdeki kadılar, kabile başkanları ve buna benzer kimseler" (Tefhîmu'l-Kur'an, İstanbul 1991, I, 371) şeklinde açıklar.

Klasik tefsirlerde aktarılan beş görüş, iki temel görüşe indirgenebilir. Bu iki görüş, ülü’l-emrin âlimler ve yöneticiler olduğu yolundaki görüşlerdir. Ebû Bekr er-Râzî tarafından savunulan icmâ görüşü, bu görüşlerin dışında kalır. Şiilerce savunulan görüş ise, ülü’l-emrin âlimler olduğu görüşü ile yöneticiler olduğu görüşünü dolaylı olarak içine alır.

Ülü’l-emrin âlimler olduğu yolundaki görüş, birçok sahâbe ve tâbiînden nakledilir. Müfessirlerden, hatta hukukçulardan önemli bir kesim de bu görüşü benimserler. Ne var ki bu görüş içinde "itaat" konusu yeterince açıklanabilmiş değildir. Emir sahibi, yaptırım gücünü de elinde bulundurmalıdır. Oysa âlimlerin halk üzerinde bağlayıcı bir emir ve yetkisi yoktur. İtaat söz konusu olduğunda, ister istemez, ülü’l-emrin yöneticiler olduğu görüşü ağırlık kazanır. Bu görüş, yöneticilere itaatin gerekliliğini belirten çok sayıda hadisle de desteklenir. Özellikle İslâm siyaset bilimcileri, yöneticiler olarak kabul ettikleri ülü’l-emr'e itaat konusunu ayrıntılı biçimde incelemişler, bu itaatin sınırlarını, şartlarını tesbit etmişlerdir.

Fahreddin Râzî'ye göre, ülü’l-emrin yöneticiler olarak kabul edilmesi durumunda ortaya önemli bir sorun çıkar. Çünkü ilgili âyet, ülü’l-emre itaatı mutlak biçimde, hiçbir kayıt ve şarta bağlamadan emretmektedir. Böyle bir emir, ancak günahlardan korunmuş, masum bir insan hakkında söz konusu olabilir. Aksi durumda yöneticilere masiyette de itaat edilmesi emredilmiş olmaktadır. Tüm ümmetin masum insanı tanıması mümkün olamayacağına göre, âyetteki ülü'l-emrin bir insan, bir yönetici olması mümkün değildir. Öyleyse, âyetin kasdettiği ülü’l-emr, ehl-i hal ve'l-akd denilen müctehid bilginler topluluğunun ortak kararı, yani icmadır. Böyle bir icma, Kur'an ve Sünnet'ten sonra üçüncü kaynağı oluşturduğundan herkesin kayıtsız şartsız uyması, itaat etmesi gerekir.

Şîî bilginler de âyetteki emrin niteliğinde er-Râzî ile birleşirler. Onlara göre de böyle bir emir ancak masumlar için söz konusu olâbilir ve bu nedenle âyetteki ülü’l-emrden maksat, masum imamlardır. Bunların tanınması ise, önceki imamın açıklamasına bağlıdır. Ülü’l-emr, masum imamlardan sonra, onların temsilcisi olan âdil ve âlim fakihleri belirtir. Bu da imamların rivâyetleri ile açıklanmıştır. Bu nedenle, masum imamlara nasıl itaat edilmesi gerekiyorsa, onlardan sonra yönetim yetkisini ellerinde tutan âdil fakihlere de öyle itaat edilmelidir. Ancak fakihlere itaat, onların adâlet niteliği ile kayıtlıdır. Fısk işleyen fakih, yönetim yetkisini, dolayısıyla itaat hakkını kaybeder.

Ehl-i sünnet bilginleri, âyetteki ülü’l-emri yöneticiler olarak yorumlarken buradaki itaatı da tanımlayıp sınırlandırmışlardır. İlke olarak, yöneticilere itaat farzdır. Fakat yöneticiden Allah'a isyan anlamına gelecek bir emir çıkması durumunda, müminlerden itaat yükümlülüğü düşer. Buna karşılık aynı yöneticinin Kur'an ve Sünnet'e uygun emirlerine uyulması gerekir. Fısk işlemesi halinde yöneticinin velayet yetkisi düşer. Eğer görevden alınması mümkünse, görevden alınmalıdır. Ama, mümkün değilse, toplum düzeninin bozulmaması için, zorla görevden almaya, isyan etmeye kalkışılmamalıdır. (1)