Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 1. Sayfa - Ikrah

İKRÂH/DİNDE ZORLAMA 

 

İkrâh; Anlam ve Mâhiyeti 

 

İkrâh; Zorlamak, bir kimseyi istemediği ve çirkin gördüğü bir işi yapmaya mecbur tutmak demektir. Bir İslâm hukuku terimi olarak; bir kimsenin başkasına yaptığı, ondaki rızâyı kaldıran veya ehliyetini yok etmediği halde, onun ihtiyârını/seçme hürriyetini bozan, ya da şer'î yükümlülüğü kaldıran korkutma hâlini ifade eder. Mecelle, ikrâhı şöyle târif eder: "İkrâh; bir kimseyi korkutmak sûretiyle rızâsı olmaksızın bir iş işlemek üzere haksız yere zorlamaktır." (Mecelle, madde 948)

İslâm'da, insana din, inanç ve vicdan özgürlüğü tanınmış; irâdeyi baskı altına almak ve insanı rızâsı olmayan işlere zorlamak yasaklanmıştır. İknâ etme, güzel öğüt, toleranslı davranış ve en güzel irşad ve eğitim metodunu bulup uygulamak İslâm'ın amacıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Ey Peygamber! insanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle dâvet et. Onlarla en uygun şekilde mücâdele et. Şüphesiz ki Rabbin, yolundan sapanı da, doğru yolda yürüyenleri de çok iyi bilir." (16/Nahl, 125).

"Dinde zorlama yoktur. Hak yol, bâtıl yoldan ayrılmıştır. Kim tâğutu inkâr edip Allâh'a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah, her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilendir." (2/Bakara, 256)

İkrâhla ilgili 2/Bakara, 256. âyetinin inme sebebi şu olaydır: Huseyn el-Ensârî'nin, müslüman olmayan iki oğlu Ensar'dan bazılarıyla birlikte yiyecek almak üzere Medîne'ye gelmişlerdi. Babaları; "müslüman olmadan sizi bırakmam" dedi. Oğulları İslâm'a girmek istemeyince, Hz. Peygamber'e başvurdu ve; "ben bakıp dururken, benden bir parça olan çocuklarım ateşe mi girsin?" dedi. Bunun üzerine yukarıdaki âyet nâzil oldu (et-Taberî, Câmiu'l-Beyân, Mısır 1388/1968, III, 14).

Başka bir âyette irâdesi zorlanan kimse için bazı kolaylıklara işaret edilir:

"Mü’minler mü'minleri bırakıp da, kâfirleri dost ve idareci edinmesinler. Kim bunu yaparsa, ona Allah'tan hiçbir şey (yardım) yoktur. Onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış olmanız hâriç. Allah size, asıl kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet gidiş de ancak Onadır." (3/Âl-i İmrân, 28).

Bu âyetteki; "Onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış olmanız hâriç" hükmünün tefsîrini İbn Abbas şöyle yapar: "Bu, kalbi iman ile dopdolu olduğu halde, diliyle küfür kelimesini söyleyip, işkence ve ölümden kurtulmuş olmasıdır. Böyle yapan kimse hem hayatını kurtarır, hem de o anda günahı kaldırıldığı için, sorumlu olmaz" (el-Kurtubî, el-Câmi' li Ahkâmi'l Kur'an, Kâhire 1967, IV, 57). İbn Kesîr, bu konudaki ruhsatı şöyle açıklar: "Bazı yer ve zamanlarda inkârcıların şerrinden korkanlar, niyet ve kalplerinden değil de, dış görünüş bakımından kendilerini koruyacak şekilde davranabilirler" (İbn Kesîr, Tefsîr, Beyrut 1969, I, 357).

Hanefîlere göre, ölüm tehlikesi ve bir uzvun koparılması gibi ikrâh-ı mülcî sözkonusu olunca, bir kimsenin, diliyle küfür kelimesini açığa vurmasında bir sakınca yoktur. Hz. Peygamber'in Ammar bin Yâsir'e bu konuda verdiği müsâade, en büyük delildir. Ammar'ın ana ve babası inançlarından vazgeçmedikleri için Kureyş müşriklerince şehit edilmiş, kendisi de dayanılmaz işkence karşısında, müşriklerin söylemesini istediği küfür sözlerini söylemiştir. Ammâr'ın durumu Hz. Peygamber'e ulaşınca, kendisine, küfür kelimelerini söylerken kalbinin durumunu sormuştu. Ammâr bin Yâsir; "iman ile mutmain olarak buldum" cevabını verince, Rasûlullah (s.a.s.) "Eğer yine aynı işkenceyi yaparlarsa, onların istedikleri sözleri söyleyip kurtulabilirsin" buyurmuştur. Bunun üzerine şu âyet-i kerîme inmiştir:

"Kalbi iman üzere sâbit ve bununla mutmain olduğu halde, ikrâha uğratılanlar müstesnâ olmak üzere, kim imanından sonra, Allah'ı inkâr ederse, küfre göğsünü açarsa, işte Allah'ın gazabı o gibilerin başınadır. Onların hakkı en büyük azaptır." (16/Nahl, 106)

Hz. Peygamber; "Şüphesiz Allah, ümmetimden hata, unutma ve üzerine zorlandıkları şeyin hükmünü kaldırmıştır" (Buhârî, Talâk 11, İlim 44, Şurût 12, Enbiyâ 27) buyurmuştur.

Bu duruma göre, zor altında iken, dil ile küfür kelimesini söylemek, imanın gitmesine sebep teşkil etmez. Zira kalbî tasdik mevcuttur. O şartlarda küfrü gerektiren bir söz söylemekten ve kâfirlerin dediklerini yapmaktan kaçınmak, ölümü göze almakla mümkündür. Bu sebeple, ikrah altında iken küfrü gerektiren söz söylemek câiz olur. Fakat mü’min sabreder, küfür kelimesini söylemez ve bu sebeple katledilirse, büyük sevap kazanır. Zira Ashâb-ı Kirâm'dan Hubeyb b. Adiyy küfür kelimesini, bütün işkencelere rağmen söylemedi ve onu idam ettiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Hubeyb'e "Seyyidü'ş-Şühedâ" (şehitlerin efendisi) ismini verdi ve buyurdu ki: "O cennette benim arkadaşımdır." İslâm'ı aziz kılmak için kâfirlerin isteklerini yerine getirmekten kaçınmak azîmettir. Küfür kelimesini söyleyip kurtulmak ise bir ruhsattır. (İbnü'l Hümâm, Fethu'l-Kadîr, Beyrut 1317, VII, 299-300; Molla Hüsrev, Düreru'l-Hukkâm, İstanbul 1307,II, 270-271; es-Serahsî, Şerhu's-Siyeri'l Kebîr, Kahire 1971, I, 227)