Eğitim ve Âile Hayatında Zorlama - Ikrah - 12. Sayfa
Eğitim ve Âile Hayatında Zorlama
Eğitimde fert ve toplumun ıslah edilmesi hedeflendiğinden dolayı, bu konuda belirlenen temel prensip yine hoşgörüdür. Kur’an, müslüman toplumda Allah’ın emirlerinin terkedilmesi veya yasaklarının işlenmesi durumunda ferde yönelik bir şiddeti ve zorlamayı öngörmemiştir. Daha doğrusu, şiddet uygulanarak zorlamanın öngörüldüğü hususlar, ferdî alanla ilgili değil; toplumsal alanla ilgilidir. Zinâ ve zinâ iftirâsı gibi bir suçun isbâtı ve cezâlandırılabilmesi için dört şâhit veya itirafın şart koşulması, -ki bu, işlenen suçun toplumda ifşâ edilmesi anlamına gelmektedir- cezâyı gerektiren diğer suçlarda suç işleyenin suçunu gizlemesinin hoş görülmesi veya işlediği suçu ifşâ etme zorunda olduğuna dâir bir hükmün bulunmayışı, cezâların toplumsal boyutunu göstermektedir. Bundan dolayıdır ki Kur’an’ın eğitim sürecinde şiddete ve zorlamaya başvurmaya ruhsat verdiği veya emrettiği iki alan vardır: Birisi, âilede problemin çıkmasına neden olduğu zaman kadının koca tarafından hafifçe dövülmesi; diğeri ise, toplumda huzuru bozucu suçları işleyenlerin belirlenen şekillerde cezâlandırılmaları. Âilede kocanın, toplumda ise devletin belirlenen şekil ve ölçülerde cezâları uygulamakla görevlendirilmeleri, otorite-yetki ilişkisinin doğal sonucu şeklinde değerlendirilmelidir. Yani eğitimde şiddete ve zora başvurma, kendisine yetki ve otorite verilen kimseler için geçerlidir.
Kur’an’ın ana hedefinin cezâlandırmak olmadığı, hem âilede, hem de toplumda cezâya başvurmadan önce alınmasını istediği önlemlerden anlaşılmaktadır. Sözkonusu önlemlerin uygulanması durumunda, her iki alanda da cezâlandırmayı gerektirecek suçların işlenebileceği bir zeminin/ortamın oluşması neredeyse imkânsız hale gelecektir. Eşler arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden olan ve kadından kaynaklanan problemlerin çözümü konusunda Kur’an’ın önerdiği uç bir tedbir olarak kadının dövülmesi hususu, sözkonusu problemlerden dolayı boşanmakla karşı karşıya kalan, ancak boşanmak istemeyen eşlerle ilgili bir konudur. Çünkü boşanmak isteyenler için zâten çözüm bellidir ve o da boşanmaktır. Âiledeki anlaşmazlık bu aşamaya gelmeden önce başvurulacak yöntemleri de Kur’an belirlemiş, dövme aşamasına gelmeden de nasihat ve yatakta yalnız bırakma yolları tavsiye edilerek farklı çözüm yolları gösterilmiş, en son olarak da, neredeyse “dövme” demeyi imkânsızlaştıracak hafif bir biçimde dövmeye ruhsat vermiştir. Buna rağmen bu konuda Hz. Peygamber’in uygulaması ile Kur’an’ın önerisi arasında bir farklılık bulunması, bu önerinin mutlaka uygulanması gereken bir şey olmadığı, sadece âileyi dağılmaktan kurtaracak bir çözüme katkı sağlayacaksa uygulanabileceğini göstermektedir. İnsanın yeryüzündeki halifeliğinden hareketle sahip olduğu değerin vurgulanması ve onu öldürmenin, telâfisi zor olan zararlara yol açacağının bildirilmesi adam öldürme olaylarının; sosyal adâlet ilkesinin yerleşmesine yönelik olarak belirlenen faâliyetler hırsızlık suçunun; zinâya sebep olabilecek her türlü ortam ve vâsıtanın yasaklanması zinâ ve zinâ iftirâsı suçunun; bütün bunların sonucu olarak da hirâbe/yeryüzünde bozgunculuk suçunun işlenmesine engel olmak içindir. Bütün bu tedbir ve ilkelere rağmen insanların can, mal, ırz ve dinlerine yapılan bir saldırı niteliğinde olan suçların işlenmesi durumunda Kur’an, çeşitli cezâlar verilmesini istemiştir. Bu cezâların şiddeti, aslında işlenen suçun ağırlığı ve şiddeti ile orantılıdır. Bundan dolayı kısas ve hirâbe/eşkıyâlık suçunun cezâsı dışında diğer cezâların affedilmesi de sözkonusu olmamaktadır. Kısasta sadece öldürülenin velîsine affetme yetkisi verilmiş, velînin affetmesi durumunda ancak af sözkonusu olabilmektedir. Hirâbe suçunun cezâsı da, suçun devlete, kurulu düzene isyan niteliğinde olması ve toplumun huzurunu bozma girişimi olarak değerlendirilmesinden dolayı, sadece yakalanmadan önce yaptığından vazgeçmesi ve pişman olması şartıyla -ki günümüzde “pişmanlık yasası” olarak nitelenen uygulamanın benzeridir- cezâsının affedilmesi sözkonusudur.
Bütün bunlarla birlikte zinâ ve zinâ iftirâsı cezâsında, suçun dört şâhitle isbâtının şart koşulması; hırsızlıkta, suçun işlenmesini kolaylaştıracak açlık, kıtlık gibi sebeplerin ortadan kaldırılmasının zorunluluğu; ayrıca suç işleyenlere, suçlarını itiraf etme zorunluluğu getirilmemiş olması, İslâm’ın cezâlandırmayı hedef haline getirmediği, sadece kaçınılmaz hale geldiği zaman cezâlandırmayı öngördüğü şeklinde yorumlanabilir.[1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi