Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İkincisi - İslami Bilgiler - Islamin Hareket Metodu - 12. Sayfa

İkincisi: İslami Hareket Ciddi Ve Pratiktir.

 

Genel olarak ciddiyet bu dini temel özelliğindendir. Ve bu hareket metodunun kendisine has bir özelliğidir. İslam, hareket metodunu çizerken Allah'ın izniyle mutlaka onu hedefe vardıracak bir metod çizer.

İslamın hedefi; cahiliyyenin varlığını ortadan kaldırıp, İslamın varlığını pratik hayata yerleştirmektir. Bu hedef yüce bir hedeftir. Onun için hareket metodunun bu hedefe ulaştırabilecek güçte olması gereklidir. Eğer metod bu hedefi gerçekleştirmekten aciz ise, o zaman hareket kısır bir döngü içinde kalır ve ömürleri tüketen boş bir meşgale olmaktan öteye gitmez.

"Bu dinin metodundaki ciddiyet ve pratiklik, beşeriyetin pratik hayatını göz önüne alan bir özelliktir. İslam, insanın pratik yaşayışındaki bütün ihtiyaçlarını karşılayacak kudrete sahiptir.

O, maddi kuvvetlere sahip sultaların dayanağı, pratik ve ameli nizamların desteği olan cahiliyyet düşünce ve itikadına karşı koyar. Bu yüzden pratik hayatın bütün ihtiyaçlarını tamamen karşılar. İslam; düşünce ve inançları düzeltmek için davet ve beyan prensiplerini kullanır. Cahiliyyet sistemi üzerine otıran düzen ve sultaları yıkmak için de cihad ve kuvvet prensibini kullanır. İslam, öyle bir hareket sistemidir ki, maddi sultaların karşısına tatlı dil ve beyanla, boyun eğerek çıkmadığı gibi fertlerin vicdanına karşı da maddi güçlerini seferber etmez, kuvvet kullanmaz. Kuvvet de beyan gibi bu dinin takip ettiği metoddur. İslam insanlığı kula kulluk etmekten kurtarıp Allah'a kulluk ettirmeye çalışır."

   (Fizilal-il Kur'an cüz:9 s:167 Yoldaki İşaretler  s:57)

İslami hareket metodundaki ciddiyet iki konuda kendisini gösterir:

I-İslama düşman olan bütün nefsi ve fikri etkenlerin, İslami hareketin karşısına dikilen bütün engellerin ve ona cephe alan bütün maddi kuvvetlerin dakik bir hesabını yapmak.

II-Bütün bunlara karşı en az onların seviyesinde hazırlık yapmak.

Ciddiyetin anlamını bu şekilde zihinlerimize yerleştirdikten sonra hazırlık yapmadan, zafere ulaşacaklarını zannedenlerin ne kadar yanlış düşündüklerini daha iyi anlarız...

"İşte İslam dininin mahiyeti ve ilerleyiş şekli böyledir. O, yürürken bu prensibi takib eder ve bu vasıtalarla ilerler. Allah-u Teala müslüman cemaatlere şöyle sesleniyor:

"Bir kavim kendisini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez."     (Ra'd: 11)

"Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile önleyip savmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı."    (Bakara: 251)

"Yolumuzda cihad edenlere gelince, biz onlara elbette yollarımızı gösteririz. Allah iyilerle beraberdir." (Ankebut: 69)

ayeti kerimeleri de bu hakikati öğretmektedir.

Müslümanlar Uhud harbinin bazı safhalarında, dinin bu hakikatini nefislerinde tam manasıyla tatbik edemedikleri, lazım gelen tedbirde kusur ettikleri, dinin yukarıda geçen ilk hakikatinden gafil oldukları veya ihmal ettikleri ve müslüman olduklarından mutlaka galip gelme zannına kapıldıkları için Allah, onlara bu hakikati bilfiil göstermişti.

Harbi müteakip Cenab-ı Hak şöyle hitap etmişti:

"(Bedir'de) onlara iki katını başlarına getirdiğiniz bir bela (Uhud'da) kendinize çatmış olduğu için mi? "Bu nereden (geldi) dediniz. De ki: "O, kendi katınızdandır." Şüphesiz ki Allah herşeye hakkıyla kadirdir." (Al-i İmran:165)

"Gerçekten Allah'ın size olan va'di doğru çıktı, Onun izni ile kafirleri öldürüyordunuz, içinizde dünyayı isteyenler ve ahireti isteyenler bulunduğundan sevdiğiniz zaferi size gösterdikten sonra, başkaldırdığınız, verilen emir hakkında çekiştiğiniz ve yıldığınız zaman sizi imtihan etmek için Allah mağlubiyete uğrattı. Bununla beraber sizi bağışladı. Allah mü'minlere yardımı bol olandır."  (Al-i İmran: 152)

Müslümanlar, Uhud harbinde bu hakikatı sözle ve azarlamayla değil, canlarıyla, kanlarıyla, elem ve acılarıyla öğrenmişlerdi.

Zaferden sonra mağlubiyet, kazançdan sonra ziyan, onlara çok acı gelmişti. Harp meydanı şehidlerle dolmuştu ve aralarında şehidlerin efendisi hz. Hamza (r.a) da vardı. Hele bu acıların en başta geleni ve müslümanları, herşeyden fazla sarsanı, Rasulullah'ın mübarek yüzünden ve muhtelif yerlerinden yaralanması, ön dişlerinin kırılması ve Kureyş dostlarından Ebu Amr'ın kazdığı çukura düşmesi oldu. Ebu Ducane hazretleri, sırtıyla bir kalkan gibi Rasulullah'ı müşriklerin attıkları taşlardan korurken, sırtına düşen taşlar onu yerinden bile oynatamamıştı.

Müslümanlar mağlubiyet acılarını tattıktan sonra nihayet kendilerine gelebildiler ve Rasulün etrafında toplandılar, fakat unutulmaz, acı bir ders aldılar."

(Din Dediğin Budur s:8-9)

İslama düşman olan bütün nefsi ve fikri etkenlerin, İslami hareketin karşısına dikilen bütün güçlerin ve ona cephe alan bütün maddi kuvvetlerin dakik bir hesabını yapıp bütün bunlara karşı hazırlanırken; İslam ve cahiliyyetin aynı yerde uzun süre birarada yaşayamayacağını kafamıza iyice yerleştirmemiz gerekir. Cahiliyyete karşı kuvvet hazırlarken bu meseleyi daima gözönünde bulundurmamız lazımdır.  Bunu yapmadığımız takdirde meseleyi  gerektiği gibi ciddiye almamış oluruz.

"Organik bir yapıya sahip olan cahiliyyet topluluğu, itikadi yönden kendi varlığını tehdit eden ve ona hücum eden ayrı bir birlik olmuş tevhidi inanç sistemi bağlılarını görünce, işte o zaman tevhid ehline karşı gerçek tavrını ortaya koyar ve çatışma başlar.

Aslında bu çatışma barış ve anlaşma yapmaları mümkün olmayan iki varlık arasındaki çatışmadır... Bu savaş her biri diğerine tamamen zıt iki inanç sistemi arasındaki sürekli bir savaştır.

Cahiliyyet birliği bir çok ilahların varlığı veya ilah yerine konmuş bir çok varlıkların mevcudiyeti esasına dayanır. Bunun için de o sistemlerde kulların kullara kulluğu esastır. İslam birliği ise tek ilah ve tek Rabbe kul olma esasını dayanır ve bu yüzden onda kulların kullara kulluğu diye bir şeyden söz etmek mümkün değildir."

(Fizilal-il Kur'an  c:13 s:142)