Beşincisi - İslami Bilgiler - Islamin Hareket Metodu - 15. Sayfa
Beşincisi: Allah'tan Gelen Hareket Metodu, Davayı Dava Adamından Daha Üstün Tutar.
Kur'an ayetleri ve Rasulullah (s.a.s)'in hadis-i şerifleri üzerinde düşünen bir kimse açık olarak görecektir ki; Allah-u Teala rasulleri gönderdiği zaman rasullere ve rasullere tabi olanlara bu davanın yücelmesi ve yeryüzünde Allah'ın şeriatının hakim olması için bütün güçleriyle çalışmalarını, gerektiğinde mallarını ve canlarını bu uğurda feda etmelerini, Allah yolunda çalışmanın bütün dünya değerlerinden daha kıymetli olduğunu belirterek bunun tercih edilmesi gerektiğini emreder.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Ahiret hayatına karşı dünya hayatını satanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galib gelirse biz ona ilerde büyük bir mükafat vereceğiz." (Nisa:74)
"Ey Muhammed! De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz mallar, durgunluğundan korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evleriniz Allah'tan, Rasul'ünden ve Allah yolunda cihad etmekten sizin için daha sevgili ise Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıkları hidayete erdirmez." (Tevbe: 24)
"Ey iman edenler! Size ne oluyor da "Allah yolunda cihada çıkın" denildiğinde ağırdan alarak bulunduğunuz yerden kımıldamak istemiyorsunuz? Yoksa siz ahireti bırakıp sadece dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yanında pek az ve değersizdir." (Tevbe: 38)
"Sizden öncekilerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz? Onlara yoksulluk ve sıkıntılar dokunmuştu. Ve şiddetle sarsılmışlardı. Öyle ki rasul ve onunla beraber iman edenler; "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek" demişlerdi. Bilin ki Allah'ın yardımı çok yakındır." (Bakara: 214)
Dava adamının nefsinde, davanın; kendi nefsinden mallarından ve herşeyden üstün olduğu şuuru yerleştiği zaman, artık cahiliyyeye karşı olan savaşın üslubu kullanılan diğer savaş üsluplarından daha değişik bir şekil alır. Çünkü onların kullandıkları üsluplarda dava adamlarının maslahatı göz önüne alınır, böylece dava adamının mal ve canını korumak, davadan daha üstün tutulmuş olur. Fakat dava, dava adamlarından üstün tutulduğunda artık dava için çalışılınır. Böylece kafirlere karşı takınılan tavır daha aktif bir hale gelir.
"Buruc suresinde Ashab-ul Uhdud kıssası anlatılırken mü'minler için yoldaki işaretler belirtilmiştir. İleride başlarına gelecek şeyleri benimsemek için Allah'ın gizli gayb hazinesindeki hikmetine uygun olarak müslümanların nefisleri hazırlanmaktadır."
"Yeryüzünün hesaplarına göre bu durumda dikta ve despotizm imana üstün gelmiştir. Ama bu yüce, hayırlı ve şerefli kitlenin ruhlarında yer eden ve onları o zirvelere yükselten, düşmanları karşısında üstün kılan ve direnme azmi veren imana gelince... Bu imanla dikta rejimleri arasında cereyan eden savaşta iman gerçeği hiç göz önünde bulundurulmuyor.
Bu hadise üzerinde nakledilen rivayetlerin hiç birisi Kur'an ayetlerinin zikrettiği kadar keskin ve açık değildir. Aslında Allah-u Teala o zalim despotları yeryüzünde işledikleri iğrenç suçlarından dolayı mahvetmiştir."
Allah'ın ölçüsünde en büyük değer akidenin taşıdığı değerdir... Allah'ın pazarında en çok revaç bulan mal iman malıdır. Zaferin en üstün şekli ruhun maddeye karşı zaferidir. İnancın acılara karşı üstünlüğüdür... İmanın fitneye karşı galibiyetidir... İşte bu hadisede de mü'minlerin ruhu korku ve elemlere galip geliyor. Yeryüzünün cazibelerine ve hayatın çekiciliklerine muzaffer oluyor. Fitneyi öyle bir mağlubiyete uğratıyor ki bütün asırlar boyunca insanlık hep böyle bir zaferin müjdesini bekliyor... İşte en büyük zafer...
"Uzak veya yakın diğer örnekler yanında uhdud hadisesi asla ifade edilemeyen bir örnektir. Bu olay mü'minlerin kurtulmadığına ve kafirlerin dünyada cezalandırılmadığına örnek olarak kalacaktır. Bunun sebebi de Allah davasının taraftarları olan mü'minlerin hissinde bu gerçeğin yer etmesi ve kendilerinin elinde birşey olmadığını, bütün meselelerin ve akide konusunun Allah'a ait olduğunun anlatılmasıdır. Onların görevi sadece üzerlerine düşeni yerine getirip gitmektir. Onların üzerine düşen görev Allah yolunu seçip akideyi hayata tercih edip, iman ederek fitnelere üstün gelmek, amel ve niyetleriyle Allah'a yönelmektir. Sonra Allah hem onlara hem düşmanlarına yapacağını yapar... Tıpkı kendi davasına ve dinine istediğini yaptığı gibi... Ve onlar da sonunda iman tarihinin tanıdığı şahid olduğu sonuçlardan birisine ulaşacaklar veya onların bizzat gördüğü ve bildiği neticelerden birisine erişeceklerdir.
Onlar Allah indinde ücretli olarak tutulmuşlardır. Allah nerede, nasıl ve ne şekilde isterse öylece çalışırlar ve belirli bir ücret alırlar. Ama ellerinde kendi yararlarına veya zararlarına bu daveti yönetme yetkisi yoktur. Çünkü bu, iş sahibinin vazifesidir. Yoksa işçinin değil..."
"Bunun yanı sıra da Kur'an'ın öğütleriyle birlikte yürüyen Rasul terbiyesi yer alıyordu. Gönülleri ve gözleri cennete çeviriyor, bulunulan her devrede başa gelebilecek tüm zorluk, eziyet ve işkencelere sabretmeye çağırıyordu. Neticede Allah dünya ve ahirette dilediğini yapar...
Rasulullah (s.a.s) Ammar'ı ve anasıyla babasını Mekke'de korkunç işkenceler altında inlerken görüyor ama "sabredin ey Yasir ailesi!.. Sizin yeriniz cennettir" demekten başka birşey söylemiyordu.
Habbab b. Eret anlatıyor: Diyor ki:
"Birgün Rasulullah (s.a.s) Kabe'nin gölgesinde hırkasına dayanmış otururken halimizden şikayet ettik ve dedik ki:
- "Bize zafer dilemeyecek misin? Bizim için dua etmeyecek misin?" Bunun üzerine şöyle buyurdu:
-"Sizden önce öyle şeyler olmuştu ki, adam tutuluyor, yere gömülüyor,sonra bir testere getiriliyor, ve başının üzerine konularak biçilip iki parçaya ayrılıyordu. Geriye kalan eti ve kemiği ise demirden taraklarla taranıyordu. Ama bu yine de onun dininden uzaklaşmasına sebep olmuyordu. Allah'a yemin ederim ki Allah bu davayı mutlaka üstün getirecek ve sonuçta kişi kurt, koyunlarının yanında olduğu halde Sana'dan Hadramud'a gidecek ve Allah'dan başka kimseden korkmayacak. Ama siz acele etmek istiyorsunuz..."
(Buhari)
(Yoldaki İşaretler s:168-177)
Bilinen bir gerçektir ki bu şekilde davanın dava adamından daha üstün tutulması, modern davetçilerin katında "tehlikeye atılmak" olarak nitelendirilmektedir. Fakat Allah (c.c) bu konuda tam tersini söylemektedir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi