Muhtelif - 30. Sayfa - Islamin Hareket Metodu
B- Hareket
Yani cahiliyyeti temsil eden maddi güçlere karşı İslam'i bir güç hazırlamak ve cahiliyyeti ortadan kaldırıp onun yerine İslamı yerleştirmektir.
Hedefi bu şekilde belirttikten sonra şu meselelerin de göz önüne alınması gerekir:
1) Cahiliyyet ile çarpışma kaçınılmaz olduğu için, buna karşı daha önceden hazırlıkta bulunmak vaciptir.
"Bütün cahiliyyetler kulların kullara kulluğu ve Allah'tan başkalarının ilahlaştırılması temeline dayanır. Veya Allah'tan başka ilahların bulunduğu esasına istinat eder ki cahiliyetin yapısı itibarı ile hiç fark yoktur. Cahiliyyet inancı ister birden fazla ilahların varlığına inanmak şeklinde, ortaya çıksın isterse Allah'ın yanında başka güç ve sulta kaynaklarının mevcudiyeti esasına istinat etsin hiç fark yoktur. Bu ikincilerde de nihayet birincini özellikleri insanlara verilmektedir.
Rasullerin daveti ise her zaman Allah'ın birliği ve sahte ilahların yıkılması esasına dayanır. Yani yalnız ve yalnız Allah'ın dinine bağlanıp Allah'tan başka ibadete layık ilahın bulunmadığı ve yegane hakimiyet ve saltanatın Allah'a ait olduğu esasına dayanır. İşte bunun için temelden cahiliyyetin dayandığı esaslarla çatışır. Ve bu yüzden onun varlığı cahiliyyetin varlığı için en büyük tehlike olur. Hele bir de tevhid temsilcilerinin özel bir birlikleri olur da cahiliyyet birliklerinden fertler kopmaya başlarsa, inanç ve hareket yönünden cahiliyiyyet erbabından tamamen ayrılıacak olursa, ayrı bir kumandaya ve ayrı kaynak noktasına sahip olacak olursa o zaman bu sataşma daha da sert olur. Aslında her zaman ve her yerde mevcut olan tevhidçi hareketin sahip olması gereken asıl hususlar da bunlardır.
Cahiliyyet birliği birbirine bağlı organik bir yapıya sahiptir ve itikadi yönden kendi varlık temelini tehdit eden, varlığına hücum eden ayrı ve kendi başına birlik olmuş bir tevhidi inanç sistemi bağlılarını görecek olursa; işte o zaman cahiliyyet erbabı tevhid ehli karşısında hakiki tutumunu takınır. Ve çatışma başlar.
Aslında bu çatışma aralarında barış ve anlaşma için de yaşama imkanı olmayan iki varlığın arasındaki çatışmadır... Bu savaş her biri diğerine tamamen zıt iki inanç sistemi arsındaki sürekli bir savaştır."
(Fi-Zilal-il Kur'an c:13 s:142)
2) Cahili düzenle karşılıklı çarpışma için ciddi bir şekilde hazırlanmak gerekir. Zira bu çarpışmanın zamanını ve yerini tayin etmek müslüman cemaaten arzusuna bırakılmamıştır. Kafirlerin müslümanlara alçakca ve sinsice bir darbe indirmeleri her zaman ihtimal dahilindedir. cahiliye, herhangi bir zamanda elini çabuk tutarak onlara bir darbe indirebilir ve bizzat kendisi erken hareket etmek sureti ile dizginleri elinde tutmak isteyebilir. Ancak bu, acelecilik etmek ve düzensizlik içinde bulunma anlamına gelmez. Sadece herhangi bir cimriliğe veya tembelliğe düşmeksizin sürekli olarak ve gerçekten samimi gayretler harcamak anlamındadır. Bu gayret ve çabanın hedefi İslam'i gücün; cahiliyyeden daha üstün olmasa bile en azından ona denk bir güç haline gelmesidir.
"Beşerin hakem olduğu ülkeyi yıkıp, yer yüzünde Allah'ın ülkesini inşa etmek, Allah'ın saltanatını gasb eden kulların elinde bu saltanatı alıp bir tek Allah'a teslim etmek, insanların sistemlerini yok edip yalnız Allah'ın sistemini hakim kılmak... Evet bütün bunlar tek başına " tebliğ" ve "açıklamak" yoluyle yapılacak işler değildir. Çünkü insanların omuzuna binen ve musallat olanlar, Allah'ın yeryüzündeki saltanatını gasbetmek isteyenler sadece tebliğ ve açıklama metodlarıyla, ellerine geçirmiş oldukları bu sultalardan vazgeçmezler. Eğer böyle sadece tebliğ ve beyanla vazgeçecek olsalardı rasuller Allah'ın dinini hakem kılmak için bu kadar zorluk çekmezlerdi. Halbuki rasuller tarihi (Allah'ın salat ve selamı onların üzerine olsun) ve nesiller boyu bu dinin karşılaştığı engeller tamamen bunun aksini gösteriyor.
Allah'ın birliğinin ve alemlerin Rabbi oluşunun ilanı ile yeryüzünde Allah'ın saltanatından başka bütün sultalara karşı ilan edilen ve bütün dünyayı içine alan hürriyet fermanı rastgele felsefi bir terorinin ilanı değildir. Bu ferman pratik olayları, meşru ihtiyaçları karşılayan bir hareketin ilanıdır. Bu ilahi ferman; ancak hareket ile, beşerin hayatına hakim olan ilahi nizamla kulları kullara kulluktan kurtarıp eşi olmayan bir tek Allah'a kulluk ettirmeye sevkeder.
Bu sebeple İslam; insanların pratik ve zaruri ihtiyaçlarını bütünüyle karşılamak için tebliğ prensibinin yanında hareket prensibini de kullanmayı ihmal etmez.
İslam'ın tebliğ prensibi inanç ve düşünce ihtiyaçlarını karşıladığı gibi hareket prensibi inançda da diğer maddi engellerin yok edilmesini sağlar. Bu engellerin başında da birbirlerine bağlı ve bitişik olan inanç, düşünce, ırk, tabaka, sosyal ve ekonomik etkenler üzerine oturan siyasi sultalar bulunmaktadır. Tebliğ ve hareket prensibi ikisi birlikte insanlığın her türlü pratik ve ameli ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılar. Yeryüzünde "insanlığın hürriyeti" hareketinin yayılması için "tebliğ" ve "hareket" prensiblerinin birlikte kullanılması lazımdır."
(Fi-Zilal-il Kur"an: c:9 s:170-171)
3) İslami teşkilatın bu hazırlıktaki rolü çok önemlidir. İslami teşkilattan maksat; fertleri arasında organik bağ bulunan ve bu organik bağı idare eden bir lidere sahip olan islam'i topluluktur. Bu topluluğun fertleri tam bir uyum ve yardımlaşma içerisinde bulunurlar.
Rasulullah (s.a.s)'ın hayatını dikkatle incelediğimizde İslam'i teşkilatın önemeni daha iyi anlarız. Allah (c.c) hicret etmeyip Mekke'de kalan müslümanlara Medineli müslümanların yardım etmesini yasaklamıştır. Çünkü bunlar müslüman cemaate katılmamışlar, onlarla hereket birliğinde bulunmamışlardır. Hatta müslümanlarla antlaşma halinde bulunan kafirler, hicret etmeyen müslümanlara eziyet ettiğinde de Medineli müslümanların bunlara yardım etmesi yasaklanmıştır.
"Sonra bazı insanlar da, akide olarak bu dini kabul ettiler, fakat fiilen İslam toplumuna katılmadılar. Allah'ın şeriatının hakim olduğu, herşeyin İslam prensipleri dahilinde yürütüldüğü İslam yurdu Medine'ye hicret etmediler. İslam, Allah'ın şeriatını yürütecek bir vatan sahip olduğu, Mekke'deki kuruluşunu Medine'de de tamamlama imkanı bulduğu halde burada, cahiliyyet toplumundan uzak, enerjik İslam toplumunu meydana getirmesine rağmen bu topluma katılmadılar.
Gerek Mekke'de gerek Medine'de etrafında öyle inananlar vardı ki, bu akideyi kabul ediyorlar, fakat bu akideye dayanan topluma katılmıyorlar ve onun önderliğini fiilen benimsemiyorlardı...
Bu insanlar; İslam toplumunun şerefli bir üyesi olmaya tenezzül etmediler. Allah da onların bu toplumlar olan dostluklarının her çeşidiyle yasakladı. Çünkü onlar fiilen İslam toplumuna mensup değildiler.
İşte bu insanlar hakkında şu hüküm nazil oldu:
"... İman edip hicret etmeyenlerle, hicret edinceye kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse yardım etmek üzerinize borçtur. Fakat sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavmin aleyhinde değil..." (Enfal: 72)
Bu hüküm gayet mantıklıdır ve bu dine, onun hareketli ve gerçekçi nizamına gayet uygundur. Evet, onlar İslam toplumunun üyesi değildirler. Fakat beri tarafta bir akide beraberliği vardı. Evet ama, sadece bu beraberlik, onları İslam toplumunun üyeleri haline getirmeye kafi değildir. Ancak kendilerine din hususunda tecavüz edilir ve akideleri tehlikeye maruz kalır da İslam yurdundaki müslümanlardan bu hususta yardım isteyecek olurlarsa, o zaman sadece bu hususta onlara yardım etmek müslümanların borcu olur. Ancak, bu hareket, müslümanların diğer bir devlet, din ve akidelerinde o insanlara tecavüz etmiş olsun... Burada asıl olan; İslam toplumunun, kendi maslahatını, faaliyet planını ve düzenlenmiş anlaşmalarını korumasıdır. Birince derece gözetilmesi gereken husus budur... Hatta, tevavüz; iman ettikleri halde, İslam toplumuna fiilen katılmayan mü'minlere yöneltilmiş olsa bile, bu hususa yine de riayet etmek gerekir...
Bu mesele bize; bu dinin, hakiki varlığını temsil eden hareketli bir nizama verdiği ehemmiyeti gösterir."
(Fi-Zilal-il Kur'an c:10 s: 72-73)
İslami Okul Okulların En Önemlisi