Rızıktaki Farklılığın Hikmetleri - Israf - 29. Sayfa
Rızıktaki Farklılığın Hikmetleri
Allah, bazan kulunun rızkını geniş tutar, bazan da kısar. Kulunu zengin veya fakir kılmak O’na aittir. Bu durum, rızık verilen kişinin, sâlih bir kul olduğuna, rızkı kısılan kişinin ise sâlih olmadığına delil olmaz. Zira zenginliğin elde edilmesi, kazanılmış bir hak olmadığı gibi; sahibi de Allah’ın hoşnutluğunu kazandığı için zengin kılınmış değildir. Çünkü Allah, çoğu kez âsî, günahkâr ve kâfirlerin rızkını geniş tutar. Bunu, ya dilediğini yaptığı ve istediği tarzda hüküm verdiği için yapar, yahut da bir maslahat ve bir hikmetten dolayı yapar. Allah, bazan sâdık kullarına kendisinin bildiği bir hikmetten dolayı veya sünnetullahı (genel yasaları) gereği rızkı dar tutar. Kulun, bunu bir mükâfat veya Rabbına yakınlık veya ceza ve Rabbına uzaklık derecesi tarzında telakki etmemesi gerekir.
“Fakat insan böyledir; Rabbı ne zaman kendisini imtihan edip ona ikramda bulunur, ona nimet verirse; ‘Rabbım bana ikram etti’ der. Ama Rabbı onu imtihan edip rızkını daraltırsa; ‘Rabbım bana ihanet etti, beni küçük düşürdü’ der. Hayır, doğrusu siz, yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksula yemek vermeye teşvik etmiyorsunuz. Mirası, helal haram demeden yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz.” (89/Fecr, 15-20) İbn Kesir, bu âyetin tefsirinde şöyle der: İmtihan maksadıyla rızkını geniş tuttuğunda, kulunun bunun kendisi için Allah’tan bir ikram olduğu kanaatını taşımasını Allah hoş karşılamıyor.
Zaten durum, böyle değildir. Bu bir imtihandır, bir sınamadır. Aynı şekilde, rızkını daraltarak imtihana tâbi tuttuğunda ise zanneder ki bu, kendisi için bir ihanettir. Allah, “kellâ = hayır” diyor. Yani, durum zannedildiği gibi değil. Ne bunda, ne onda. Çünkü Allah, malı, sevdiğine de verir; sevmediğine de. Burada gaye, her iki durumda da Allah’a itaata teşviktir. Zengin olunca, bununla Allah’a şükretmesi, fakir olunca da sabretmesi. İşte bu sabır ve şükür ile kulun Rabbına yakınlık derecesi söz konusu olur. (İbn Kesir, Fecr Sûresi tefsirinden)
“Rabbının rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki, biri diğerine iş gördürebilsin. Rabbının rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.” (43/Zuhruf, 32) “Allah, kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azarlardı. Fakat dilediği ölçüde indiriyor. Çünkü O, kullarından haberdardır, her şeyi görendir.” (42/Şûrâ, 27)
Şiddetli fakirlik içinde de olsa, mü’min, Allah’ın hikmeti gereği olan bu farklılıktan dolayı mahzun olmaz. Çünkü insana verilen tüm dünyalık, az bir metâ ve geçici bir zevktir. Onun için mü’minin haksızlık etmesi, gaye ve gayretinin dünyalık olması ve onun yokluğu veya elden çıkması durumunda fazlaca üzülmesi doğru olmaz. Çünkü mü’minin maksadı âhiret; gayesi Allah’ın rızâsıdır. Ve o, dünyanın Allah katındaki değersizliğinin derecesini bilir. “İnsanlar bir tek ümmet olacak olmasaydı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine binip çıkacakları merdiven yapardık. Ve evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar, kanepeler ve süsler verirdik. Bütün bunlar, sadece dünya metâından ibarettir. Âhiret ise, Rabbının katında sakınanlara mahsustur.” (43/Zuhruf, 33-35)
Yani, cahillerin birçoğu mal vermemizin, verdiğimiz kimselere olan sevgimizin bir delili olduğuna inanmayıp, mal için küfür üzerine toplanmasalardı, “Rahman’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine binip çıkacakları merdiven (asansör) yapardık.” Yani, merdiven, kapılar, koltuk ve yastıklar hep gümüşten olacak. Ama, bütün bu dünyalıklar, Allah katında değersiz ve geçici olan şeylerdir. Mü’min, rızık darlığında ve başkaları için bir genişlik sözkonusu iken, kendisinin çektiği sıkıntı karşısında dünyalık hiçbir şeye üzülmez. Onun hırs ve gayreti, Allah rızâsına ve âhirete yöneliktir; dünya metâına değil. Çünkü, “dünya, Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar değerli olsaydı, hiçbir kâfire asla ondan su içirmezdi.” (Tirmizî)
Bu söylenenlerden, müslümandan fakirliğe teslim olmasını ve çalışmayı bırakmasını istediğimiz anlaşılmamalıdır. Burada kast edilen, müslüman, sebeplere tutunma konusunda dinin kendisinden istediği şeyi yerine getiriyor ve rızık kazanmak için meşru yollarla çalışıyor da buna rağmen rızkı az ve kısık kalıyorsa, onun yukarıda ifade edilenleri hatırlaması, elinin darlığından ve rızkının azlığından dolayı üzülüp huzursuz olmamasıdır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi