Barış - İslami Bilgiler - 11. Sayfa
BARIŞ
Tarihsel bakımdan birden çok barış kavramına rastlanır. Bu kavramlar genellikle verilenden daha zengin bir barış kavramını :>rtaya çıkarmak üzere bir araya getirilebilecek farklı düşüncelerin taşıyıcısıdırlar. Balı düşünce geleneğinde en önemli olanı Roma'nın "pax ab-sctİlia belli" anlayışı olup, barışın, zıddı olan bir kavramla açıklanması ve ülkeler arasında savaşın olmayışıdır. Yunanca, divite, Arapça selâm, İbranice şııloın, Japonca keİwa, Çince clunva kelimeleri, Batılı Pav'dan farklı bir anlam ifade ederler. Bu kelimeler adalcl ve ahenk (kurtuluş) gibi kelimeler yardımıyla daha İyi anlaşılabilecek kavramlardır. Hindu kültüründe Gandİci ve Jainist Budist getenekter-dekiy/zm kelimesi, ahenk anlamına ağırlık verilerek anlaşılacağı gibi, ahimsıt (lıiıma'run, şiddetin zıddı) da yumuşaklık unsuruna ağırlık verilerek anlaşılabilir. Bütün kültürlerde "barış" (veya "barış" diye tercüme etmemizi gerektiren kavram) olumlu değer taşıyan, İnsan toplumlarının varmayı devamlı arzuladıkları yüce amaçlardan birini temsil etliği için önemli biryere sahiptir.
Barış kavramı, sosyal ideolojinin herkes tarafından kabul gören bir bölümü haline gelmekledir. Barışın, sağladığı iktisadî imkan itibariyle ilk anda bir sınıf karakteri taşıdığı görülmektedir. "Savacın olnıayışı"ndan öncelikle acı çekenler, daha adil bir dünya için mücadele verenler değil, daha çok, devletlerarası barışçı ilişkilerden kâr sağlayacak olan tacirler istifade edeceklerdir. Devletlerarası ticareti ve her türlü iktisadî münasebetlerin gelişmesine imkân tanıyan barış, tarihin bütün dönemlerinde toplumların ve medeniyetlerin yıkılmasına sebep olan savaşın karşısında insanlığın gelişmesi için gerekli teme! şartlardan birisi olmuştur.
1950'lerin sonlarında şekillenen barış araştırmalarına göre, bu kavramın anlamı çevresinde doğmuş bulunan tartışma verimli bir sonuca ulaşmıştır. Başlangıçtan beri barışın anlamı İkili bir tasnife İmkân verir görünüyordu: 'O-lumsuz barış', savaşın ve şiddetin (her türden yıkıcılığın) yokluğu anlamına geliyordu; '()-lumlu barışda bütünleşmeye, yahut birliğe, ahenk ve adalete daha yakın çağrışımlara sahipti. Fakat barışın mevcut olması için (asgarî şart olarak ileri sürülen) şiddet ve yıkıcılık da kendi İçinde farklılıklar gösterir. Bir yanda çoğu kimsenin aklına gelen doğrudan şiddet vardır. Bu tarz şiddet, derhal yıkar ve çoğu kez bu yıkıma niyetlenen kişi tarafından yönlendirilir. Diğer yanda yapısal şiddet vardır ve bu tarz şiddet toplumsal yapı İçinde yer alır. Bu şiddetin de açlık, sefalet ve hastalık aracılığıyla yavaş yavaş gerçekleştirilen bir öldürme gücü vardır. Kural olarak burada açık seçik teşhis edebileceğimiz bir niyetle sevkedilen, yönlendirilen bir öldürme eylemi bulamayız. Şİd-det sadece yiiıiuiüktediı: Yapısal şiddet kurumlaşmış şiddete benzemez. Kan davası gibi doğrudan şiddetin kurumlaşması olan kurumlaşmış şiddet sosyal hiyerarşiyle, toplumun sosyal yapısıyla ve sosyo-psİkolojİk Özelliklerle ya-kından bağlantılıdır. Yapısal şiddetin derecesi, doğrudan şiddet gibi, meydana getirdiği tahrip ve hasarın ölçüsüyle orantılıdır.
Barış teorisinde en çok bilinen, ayrımlaşma siyasetidir. Bu siyasetin amacı 'güvenlik1 elde etmektir. Bu, mesafenin muhafazası aracılığıyla gerçekleştirilir. Ya tabiî sınırlar (nehirler, dağ silsileleri) sağlayarak, aradaki büyük mesafeler (okyanuslar, çölleri) korunarak bir tarafın kendini muhiemel düşmanlarından ayır-masıyla veya kuvvetle korunan sosyal sınırların sosyal mesafeyi arı imlasıyla (ön yargılar, ayrımcılık) elde edilir. Bu dört yaklaşımın düzenlenmesiyle
1- olumlu,
2- olumsuz,
3- tabiî,
4- sosyal bir kuvvet dengesi sistemiyle kurulmuş millî devlete ulaşılmış olur. Söz konusu sistemin geçmişi 1648 VVestphalİa Barışı'na kadar uzanmaktadır.
Bugün bu sistem bir çok yönden zayıflamış olup tabiî sınırlar ve mesafeler roket çağında gülünç hale gelmiştir. Gittikçe artan karşılıklı etkileşim, çağımızda millî ön yargıların parçalanmasına ve daha evrensel anlayışların gelişmesine imkân vermektedir. Çok boyutlu silah sistemleri çağında kuvvel dengesinin kullanılması da son derece zor hale gelmiştir. Çünkü ne kadar silahın ne kadar silaha eşit olacağını tespit eimck mümkün olamamaktadır (kon-vansiyonel, nükleer, biyolojik vb.). Her hangi bir saldırı için hazırlanan silahların gerçekle, bütünüyle savunma niyetiyle geliştirilmiş oldu-* ğu söylenemez ve saldırı görü müsü tiden tama-mıylc arındırılamaz. Dolayısıyla karşılıklı silahlanmayı hızlandırmadan başka bir yol kalmamakladır.
Yakınlaşmacı, beraberlikçi yaklaşım ise tamamen aksi istikamette bir düşünceye dayandırılmıştır. Barışı temin edecek yapı, tarafları ayrı tutarak değil bir araya getirmek sureliyle kurulabilir. Böyle bir siyaset ancak tarafların görece eşit oldukları, birbirlerinin karşılıklı bağımsızlığını tanımakla kalmayıp kendileriyle aynı düzeyde ele alınabileceğini kabul eden İli§kiler içinde bağlantı kurdukları, kurmayı kabul ettikleri şartlar içerisinde başarıya ulaşabilir. Taraflar arasında İlişkilerin bütün akınlarda ve bütün seviyelerde artırılması gerekir. Her iki strateji arasındaki farkların tamamiylc ortaya çıktığı İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve bugün F .Almanya ve Fransa arasındaki ilişkiler karşılaştırılacak olursa, bu tür bir sonuca varılabilir.
(SBA)
Bk. Hıınş Düşüncesi; Çatışma Teorisi; (iüç Dengesi; Savaş.
İslami Okul Okulların En Önemlisi