Batıl - İslami Bilgiler - 19. Sayfa
BATIL
Arapça bir kelime olup boşa gitmek, hükümsüz olmak, İfade etmemek anlamlarında kullanılır. Kelimenin etimolojik yapısı ile semantik anlamı arasında bir tür paradoksal bir ilişki var. Çünkü varolan, görülen, elle tutulan maddi bir nesne, canlı bir varlık veya soyut bir kavram reci varlığına rağmen hakikatte değildir. Bir sözün özel harf diziminden teşekkül eden varlığının maddi olarak varolmasına rağmen, geçerlilik düzleminde gerçeklik ifade etmemesi, bundan dolayı kaale alınmaya değer bulunmaması gibi. Eylem (fiil) düzleminde de benzer bir durumdan söz edilebilir. Örneğin kurallarına uygun vukubulmamış bir alışveriş, hukuk açısından batıldır, yani geçersiz ve hükümsüzdür.
Bu semantik tanım, batılın karşısında Hakk'ın yer aldığını gösterir. Şu halde hak, batılın zıddıdır. Aynı Örnekten hareket edilirse, alışverişte ve tabii daha geniş anlamda bütün ticari ve mali mübadelede asgari hukuki şart olarak rıza ve kabule dayalı alışveriş hak, aksine olan alışveriş şekillerine batıl demek mümkün oluyor.
Sosyal, iktisadi, kozmik, hukuki ve ahlaki bütün düzlemler hak-batıl ikileminden bağımsız değildir. Şüphesiz bu ikilem görece insana yansıyan yönü ve algı biçimiyle vardır. Kozmik düzen içinde yer alan bülün varlık dünyası ve varlık mertebeleri ontotojik olarak hak-tırlar; ancak görece bilgi ve değerlendirme yapma durumunda olan kimi insanlara yansımaları anlamsız, abes (absürd) ve batıl konumunda olabilir. Allah, varlık dünyasını hak olarak yaratmıştır. Ama kimileri bunu anlamlandırmakta aciz kalabilir, varlığı batıl, boş bir Çaba şeklinde görebilir. Kur'an-ı Kerim'e göre nihai anlamda sadece Allah Hak'tır; diğer bütün varlıklar batıldır. Bu mutlak ile izafi arasında varolan ayırım gereği bir tanımlamadır. Çünkü sadece Allah, kendi zatı ile kaim, başkasına muhtaç olmayan, doğmamış doğurul-mamış, kayyum, samed, vahid ve mutlaktır. O'nun dışındaki bütün varlıklar ise varoluşla-rıyla Allah'a bağımlı oldukları için batıl, yani geçici (fani) bozulmaya elverişli (fesad), sonlu, sınırlı değişken ve izafidirler. Benzer bir ayrım varlık mertebelerinin dünya düzlemine doğru inildiğinde İnsan hayatını kuşatan İlahi ve beşeri olan sosyal, ahlaki, hukuki ve entel-lektüel alanlar için de geçerlidir. Bu durumda Allah'tan olan Hak, heva ve hevesin tezahürü olan batıldır.
Hukuktan ve ibadctlcrdckİ konumuyla batıl meşru olmayan demektir. Kurallarına uygun olmayan alışveriş ile abdestsiz ve rükunsuz kılınan namaz örneklerinde olduğu gibi, ilahi bilgi ve hükümlere uygunsuzluk batıl dediğimiz eylemleri ortaya çıkarır.
Hukuk kozmolojiye, ahlaktan toplumsal alana kadar varolan bütün düzlemlcrdcki hak ve batıl ikilemi bazı konum ve durumlarda tamamen bir çelişkiye dönüşür. Özellikle ahlaki, epistemolojik ve sosyal alanlarda derinleşen çelişki, Hakk'ın apaçık ortaya çıkışıyla batıl zail olur, hükmünü ve geçerliliğini kaybeder. Ancak yine de bu, batılın bütün zamanlar için ebediyyenyok olduğu anlamına gelmez. Çünkü dünyevi düzlemde insan varoluşunun bir anlamı da sınanmanın sonucunu tayin edecek bu ikilem ve çelişkinin karşılıklı çatışmasıdır.
Ali BULAÇ
İslami Okul Okulların En Önemlisi