Bid'at - İslami Bilgiler - 29. Sayfa
BİD'AT
Sünnetin karşıtı olarak, dîn koyucunun (şa-ri'in) açıkça ya da dolayısıyla, sözlü ya da fiili izni olmaksızın sahabeden sonra dinde ortaya çıkan eksiltme ve faztalaştırmalara bidat denir.
Sözlük anlamıyla "bid'at", "İbda" mastarından türetilmiş bir isim olup, sanat ifade eden bir şeyi, geçmiş bir örneği esas almaksızın ilk olarak yapma ve icad etme anlamına gelir. Bid'atın terim anlamında, konu edildiği ilim çeşidine ve zamana göre farklılıklar gözetildiği de olur. Mesela inanca ilişkin konularda "bid'at" deyince; Allah'ın sıfatları, ahiret, imamet ve sahabenin değeri gibi meselelerde "ehli sünnet ve'l-cemaat" gibi İnanmayan Hariciler, Şia, Kaderiyye, Mutezile vb. "batıl fırkaların inanış biçimleri akla gelir. Kayıtlamaksı-zın "bid'at", "bid'atçı (mübtedİ)", "neva" ve "he-va ehli" deyince ilk alka gelen de bu itikattaki bidattir. Bu tür bidatin bir kısmı "küfür"le eş anlamlıdır. Geri kalanı küfür değilse de kati ve zina gibi büyük günahlardan daha büyük günahtır. Fıkıhta bid'at; sözlü, fiili ve takriri olarak anlatılan sünnete, sahabe fiili ve sözüne karşıt olan anlamında kullanılır. Hadiste
ise bid'at İslam'ın ruhuna zıt olan şey ve buna İnatla değil de bir nevi şüphe ve tevil ile inanmayı anlatır.
Bu tanımlamalardan da anlaşılacağı gibi, dİ-ni bir terim olarak bidat; aktın ve adetlerin, yani günlük yaşayışı sağlayan davranışların dışında ve sırf Allah'a yaklaşmak için, yani ibadet maksadıyla yapılan eylem ve kabullenİş bİçİm-leriyle ilgilidir. Yoksa sözlük anlamıyla, sonradan ortaya çıkan her şey, demek değildir. Allah Rasülü'nün (s.); "Siz benim ve raşit halifelerimin sünnetine sımsıkı sarılın", "dünya işlerini siz iyi bilirsiniz" gibi hadisi şerifleri bunu anlatır. Bu yüzden bid'atın güzeli (bid'at-ı ha-sene) olmaz diyenler çoğunluktadır ve görüşleri diğerlerine oranla delilli ve ağırlıklıdır. Ör-nekvermek gerekirse; ezanda hoparlör kullanmak sonradan ortaya çıkan bir şey olmakla birlikte bid'at kavramına girmez. Çünkü hoparlör, "dinin tamamlayıcısı olarak görülen ve kullanılmaması halinde, örneğin ezanda bir eksiklik oluşturduğu kabul edilen" bir ilave olarak değil, sabit bir dini emrin faydasını daha daha yaygın hale getirmek için uygulanan bir teknik olarak kullanılır. Buna göre ezanın hopar-lörsüz olmayacağını söylemek de bidat olur. Akıl (İçtihat) ve adet sahası dışında olup, ne emredilen, ne de yasaklanan, fakat asılları itibari ile dini olan ve dinde benzeri bulunan motifler de dini bir gerek yada herhangi bir ibadetin tamamlayıcısı olarak sanılmadıkça ve öyte görülmedikçe bidat olmazlar ama, böyle sanılır ve görülür hal alınca tcrkedilmeleri vacip olan birer bid'at oluverirler. Farz namazlardan önce müezzinin camide seslice üç ihlas okumasını buna örnek verebiliriz. "İhlas" okumak dini bir davranıştır. Ancak farzlardan önce okunması, ya da okunmaması konusunda bir şey yoktur. Konu günlük hayatın işleyişi ile ilgili ve akılla bilinen bir konu da değildir. Öyleyse cemaate bunun gerekli olduğu ve onsuz namazın tam ve mükemmel olmadığı izlenimini verecek şekilde okunması bid'attır ve, mesela önemli bir Hanefi fıkıhçısı olan İbn Abi-din'e göre bu gibi davranışların terkedilmesi vaciptir.
Bid'atı dar anlamda sünnetin, geniş anlamda dinin karşılı olarak belirledikten sonra, dinde yerilen ve yok edilmesi için savaşılması İstenen bir şey olduğu kendiliğinden ortaya çıkar: "İşte benim dosdoğru olarak yolum budur, ona uyun, diğer yoilara uymayın ki, bu sizi O'nun yolundan ayırmasın" (Maidc; 153) ayetinde geçen "diğer yollar", bidatler diye açıklanmıştır. Allah Rasulii; "Bu yolumuzda onda olmayan bir şey ihdas eden olursa bu reddedilir" "Kim yolumuza uymayan bir iş yaparsa o makbul değildir", "Sözlerin en iyisi Allah'ın kitabı, yolların en iyisi Muhammed'in (s.) yolu, işlerin en kötüsü de (dinde) sonradan ortaya çıkarılanlardır ve her bid'at sapıklıktır", "Allah her bidatçıya, bidatini tcrkedinccyc dek tevbe kapısını kapatmıştır" buyurur. Sahabeden Abdullah b. Mes'ud: "Sünnette orta halli-lik, bidatte yorulmaktan İyidir" demiştir.
Bidatin iyisinin (hasene) ve kötüsünün (kabı-ha) olup olmayacağı konusu, bidati karışık ve zor anlaşılır hale getiren meselelerin bağında gelir. Dini ve adete ilişkin diye ayırmaksızın Rasülullah'tan (s.) sonra ortaya çıkan her şeyi bid'ad olarak tanımlayanlar, böyle olan her şeyi terkelmenin İmkansız olduğunu görünce bidati "hasene" ve "kabıha" dîye ikiye ayırmak zorunda kalmış gibidirler. Halife Ömer'in ce-maatlc kıldırdığı teravih namazı için: "bu ne güzel bidattir" demesi, Halife Osman'ın cuma günü İkinci bir ezan okutması, "kim İslam'da güzel bir yol sünnet) oluşturursa hem onu yaptığının sevabımı, hem de ondan yapanların sevabını alır, onlann sevabından da hiçbir şey eksilmez.." hadis-i şerifi de bu görüşte olanları destekler gibi görünpn delillerdendir. Bu yüzdem hatırı sayılır keyliyet ve kemmiyette İslam ahVni bidati "hasene/=güzel" ve '"kabîha = çirkin ,diye İkiye ayıran görüşü benimsemişlerdir kıV İmanı Safi?'bunların başında gelir. Izz b. Abdissctom ise dana da detaya İnerek bida-tı beşe ayırmış ve; vacip, haram, mendup, mekruh ve muDah bidatların olabileceğini söylemiştir ama aslında bu beş türü yine ikiye indirgemek de mümkündür. Sonraları birçok alim bu taksimde Izz b. Abdİssclam'ı izlemiş ve bu beşli taksimi sürdürmüştür. Mesela İbn Abi-din ve İbnü'l Esîr bunlar arasındadır. Ama ne
var ki konuyu spesifik (tahsisi) olarak inceleyen alimler tek bir çeşit bidat olabileceğini, onun da yasaklanan ve çirkin (kabîha) olan bidat olduğunu kesin ifade ve delillerle söylemişlerdir, özellikle İmam Şatıbî "cl-İ'tİsam" adlı çok değerli eserinde bu görüşün başını çeker. İmam Rabbani ve İmam Birgİvî gibi alimler de aynı görüştedir. Bu her iki görüşü gerekçeleriyle değerlendirenler de ikinciye meylederler. Çünkü; bidati kötüleyen, her türünün sapıklık olduğunu ve cehenneme götürdüğünü bildiren hadisler böyle bir ayrım yapmamışlardır. Rasululullah'tan sonra ortaya çıkan her şeyi terim olarak bid'at kavramına sokmak mümkün değildir. Aksine onlar, bid'atın sözlük anlamıyla sonradan ortaya çıkan şeylerdir. Halife Ömer'in, cemaatle kılınan teravih namazını sözlük anlamıyla bid'at saymış olabileceği bir yana, sahabenin ve bir hadis-i şerifle özellikle de Raşid Halifelerin sünnetine de uymamızın istendiğini düşünürsek, bidat'ın ancak, baştaki tanımından da anlaşılacağı üzere, sahabeden sonra olabileceğini görürüz. Sonra söz konusu olaya bakıldığında Rasulullah'ın, teravihin cemaatle kılınmasını farz olur endişesiyle terkettiği, bu tehlikenin Halife Ömer devrinde artık kalmadığından yine Rasülül-lah'ın arzusuna dönüldüğü söylenebilir. Sonra sahabe bunu bütünüyle olumlu karşılamış ve "icma" oluşmuştur. Halife Osman'ın ezanı İçin de aynı şeyler söylenebilir. Söz konusu hadisin vürud sebebi gözönünde bulundurulduğunda, yeni bir yol (sünnet) ortaya koymak değil, kaybolan ve işlenmeyen bir sünneti ihyanın kastedildiği anlaşılır. Nitekim bu açıklamayı destekler mahiyetteki bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir: "Benden sonra ölüp kaybolmuş bir sünnetimi kim diriltir ve yaşatırsa, onu yapacak olanların sevabından bir şey eksilmeksi-zin onların sevabı kadar sevap alır. Kim de Allah'ın razı olmadığı sapıklık bir bid'at ihdas ederse onu yapacak olanların günahından bir şey eksilmcksİzİn onların günahı kadar günah alır."
Bid'at terim anlamıyla mutlaka kötü olduğuna göre diğer masıyetlerle arasında ne fark vardır? Sorusuna şöyle cevap verilir: Herhangi bir masıyeti (günahı) işleyen kişinin gayesi bir anlık arzu ve isteklerdir. Bunu, Allah'ı sevdiği ve bağışlamasını umduğu halde dahi yapabilir ve yaptığının dinen yasak olduğunu İtiraf eder, onu dinin gereği saymaz. Halbuki, bid'at-çı bunun tam aksi olmakla daha kötü durumdadır. Bu yüzden bid'atı küfrü gerektiren bid'atçı tevbe etmiş olsa bile kabul edilmeyip öldürülür. Bİd'atı küfrü gerektirmeyen bid'at-çılar, bid'atlarının dini bütünlüğü tahrip derecesine göre hapis ve sopa gibi çeşitli tazir cezalarıyla cezalandırılırlar. Bir grup oluşturuyor ve tehlike arzediyorlarsa, ya da bid'atlannı propaganda edip yayıyorlarsa bunların da ba-Şi siyasetten öldürülebilir. İtikadi anlamda bid'atçının imamlık yapması mekruhtur. Buradan bid'atm kötülüğünün de dereceleri olduğu anlaşılır. Dinin zaruri esaslarından birine zarar veren bid'at büyük {kebire), vermeyen ise küçük (sağım)'tüT. Bunun yanında bid'at Şeriatın bütün öğretilerini kapsaması ya da kapsamaması açısından da "külli ve "cüz'i" olarak ikiye ayrılır. Bütünüyle kötü kabul edilmekle beraber bid'at bir başka açıdan da şu çeşitlere ayrılabilir: Dînde aslen meşru olmayan bir şey ihdas etme. Recep Ayında regaip namazı, Aşure Gecesi namazı gibi. Aslen meşru olan bir şeye İlave şeklindeki bid'at. Şiilerin ezanda "eşhedü enne Aliyyen veliyyullah" demeleri gibi. Eksiltme şeklindeki bid'at. Arefe Gecesi Mina'da gecelemeyi kaldırmak gibi. Meşru bir şeyin yerini değiştirme şeklindeki bid'at. Bayramların hutbelerini namazdan ön-cj okumak gibi. Mubah ve müsadeli bir şeyi terketme şeklindeki bid'at. Helal hanımına yaklaşmayı, yemeyi, içmeyi vb. terketmek gibi.
Bid'at ile ilgili konulardan birisi de bid'atçili-ğe götüren sebeplerdir. Bunları; uydurma ve zayıf hadislere tutunma, aklın sahasını aşan koşullarda akla güvenme, Kur'an ilimlerini bilmediği halde Kur'an'ı tahminlerine göre yorumlama, kesin nasları bırakıp müteşabihlere meyletme, nefsi arzularına meşruluk kılıfı bulmak isteme, meşrebine ve üstadına her konuda taassupla bağlı olma vs. şeklinde özetlemek mümkündür.
Bütün bu açıklamalardan sonra bid'atlerin
toplu listesi verilebilir mi, diye akla gelebilir. Bu elbette zor, hatta imkansız bir şeydir. Ama bid'atı anlatan kitaplarda hemen hemen ittifakla verilen bid'atlerden şu bir kaç tanesi örnek olarak zikredilebilir: Ücretle Kur'an-ı Kerim okumak, ölü İçin ziyafet vermek, kabirlere mum yakmak, cenaze, gelin, damat vb. şeyler önünde sesli zikir yapmak, kabirlerin üzerine bina, türbe vs. yapmak, kabrin yanında yatmak, nafile namazda ta'dili erkanı terketmek. İmamı geçmek, safları düzeltmemek, şarkı türkü okumak ve dinlemek, Kur'an okunurken ve zikir yapılırken lahn {sesi dalgalandırma) yapmak, sallanmak ve raks etmek, hutbe okunurken salatü selam okumak, amin demek, is-rafçıya ve mescidde dilenene sadaka vermek, hatim ve gösteriş için ziyafet vermek, kadınların toplanıp sesli "tevhid" okumaları, bir yabancının evinde tebrik, taziye, hasta ziyareti, kabir ziyareti vs. için toplanmaları, erkeklerin duyacağı şekilde mevlit okumaları... İmam Bir-givi ve ona uyarak Hadimi bu saydıklarımızı bid'atlarm en çirkinleri olarak zikrederler.
Faruk BEŞER Bk. Sünnet,
İslami Okul Okulların En Önemlisi