Bilgi - İslami Bilgiler - 30. Sayfa
BİLGİ
Bilgi en genel anlamda bilincin bir nesneye yönelik kavrama faaliyeti demektir. Bunun dışında genel kullanımda bir inancı belirtmek, bir dilekle bulunmak ya da bir görüşü belirlemek için de kullanılır. Bir anlamda bazı düşü-nürve araştırmacılar bilgi kavramının tanımlanamaz bir kavram olduğunu, dolayısıyla bilgi olmayan bir şeyden bilginin üret ilemeyeceğini bile İleri sürmüşlerdir. Bununla birlikte bilgi kelimesi, bir yandan bilmek eylemini ve bilinen nesneyi gösterir, öte yandan bir şeyin zihinde biçiminin oluşumunu anlatır. Çünkü bir Şeyin zihinde biçimi oluşmadan o şey bilgi haline gelmez.
Felsefe ve psikoloji anlamında bilgi, genel olarak önermeler şeklinde ifade edebilme ya da bir önermenin doğru olduğunu veya olabileceğini bilme durumudur. Bu bakımdan bilginin dilin varlığını gerektirmesi, onun sadece
söze dayak önermelerle ifade edilebileceğini düşündürmez. Kaldı ki, bir kimsenin herhangi bir şeyi bildiğini ileri sürmesi, o şeyi her zaman bildiği anlamına da gelmez, çünkü o şeyi doğru bilmediği veya yanlış bildiği önermeyi ifade etmesi de mümkündür. Bu bakımdan doğruluğu, daha açık söyleyişle nesnesine uygunluğu İsbat edilen ve yeterli derecede temel-lendirilen önermeler bilgi olarak tanımlanabilirler. Nitekim mantıkçı pozitivistlerden Alf-red Ayer bilginin varlığından sözedebilmck için, bilindiği ileri sürülen şeyin doğruluğunu, ileri süren öznenin Önermesinin doğruluğundan şüphe etmemesini ve bunda haklı olmasını gerekli ve yeterli görür. Kısacası mantık açısından bilgi, yargılarımızın gerçeklik ile uygunluk halinde bulunduğunu belirtir. Fakat psikoloji açısından bilgi nesnelerin duyular ve anlayış gücü tarafından kavranmasını ve tanınmasını sağlayan ruhsal faaliyet demektir ki, böylece mantıktakinden farklılık gösterir.
Bilgi zihnin temel eylemi olduğuna göre kavramlara, tasavvurlara göre tasnifi yapılabilir. Buna göre duyulur bilgi (mahsus bilgi) duyuların bilgisidir. Akli bilgi ise, akıl aracılığıyla elde olunan bilgidir. Başka söyleyişle bir sezgisel bilgiden bir de düşünce bilgisinden söz edilebilir. Birincisinde nesnenin doğrudan doğruya görülüşü ve özne tarafından sezilişi sözko-nusudur, yani bir şeyi doğrudan doğruya, aracısız bilmelidir ki, o şeyi görmek sureliyle bilmek böyledir. Bunu bugün duyulur bilgi şeklinde nitelendiriyoruz. Bunun doğrudan verileri akıl ve bilinçtir. Buna karşılık aklî bilgide üzerinde işlenilmiş, deliller ile İsbatlanmış, düşüncenin işlemleri sürecinde, özellikle akıl yürütmeden elde edilmiş bilgi meydana gelir. Ayrıca soyutlanmış bilgiden de sözcdilebİlİr ki, bunda bir şeyi onun biçimi olan diğer birşey aracılığıyla bilme vardır. Bir de upuygun bilgi (adequate knowlodge, marifet-i tamme) vardır kî, burada zihin açısından bakıldığında bilinen şeyde müphem ve karışık hiçbir şey bırakmayan ve o şey açısından bakıldığında da uygulandığı gcrçcklcvarolan şeylerden hiçbirşe-yî kendi dışında bırakmayan bilgi sözkonusu-dur. Descartes'a göre ancak Taıın'nın bildsi
lam ve mükemmeldir. Çünkü bir bilginin "lam ve mükemmel olması için, bilinen şeydeki özelliklerin tümünü ve her birini kapsaması gerekir... Bütün şeylerin tam ve mükemmel bilgisine sahip olduğunu bilen ancak ve yalnız Tanrı"dır.
Platon değişmez ve külli (evrensel) hakikatin kavranmasını sağlayan teorik veya soyut bilgi İle insan faaliyetinin belirlenmesini amaçlayan somut görevlerin çözümünü üstlenmiş pratik bilgi olarak nitelenen lek/tne (zanaat veya beceri)yi birbirinden ayırmıştır. Aynı bağlamda Aristoteles ise, Platon'da olduğu şekilde, ahlaki davranış kurallarının bilgisini ihtiva eden tekfıne'yi, bir nesnenin üretilmesi esnasında izlenen kuralların bilgisiyle, yanibeceriy-le sınırlandırmış, insan faaliyetini yönlendiren ahlaki esasların bilgisini basiret kavramıyla karşılamaya çalışmıştır. Nitekim basiret, bugün için, insanın ahlaki yargılarının değerini ve yapısını konu edinen etik (ahlak felsefesi) alanında görülmektedir."Oysa tekhne kavramı güzel sanatlardan teknik bilgilere kadar geniş bir alan içinde insanın üretme faaliyetinin de dayandığı yapıları araştıran dallar içinde ele alınmaktadır. Böylece Aristoteles bilgi tekime ve basiret kavramları altında bilgi türlerini sınıflandırmış ve bu duru eğitim faaliyetinin konusunu meydana getirmiştir.
Bilginin bu üçlü ayrımı Kant'ta üçyctcnckle, duyarlık, anlık ve akılla ilişkili kılınmıştır ki, ona göre, "Bütün bilgimiz duyularla başlar, duyulardan anlığa geçer ve akılda tamamlanır. Duyusal sezginin maddesini (konusunu) işlemeyi ve onu, düşünmenin en yüksek birliğine ulaştırmayı sağlayan akıldan" (Saf Aklın Eleştirisi) daha üstünhiçbiryeteneğimizyoktur.
Bir başka açıdan bilginin üç türlü derecelenmesinden sözedilebilir: a) Düzensiz bilgi: Mahiyeti itibariyle dağınık ve değişken nitelikli bilgi; b) Bilimsel bilgi: Bir düzenleme ve tasnifi yapılarak sayısını azaltmak suretiyle olayları açıklamaya çalışan ve kesinlik ifade eden bilgi. Küllidir ve Özel bir elde etme yöntemi vardır; c) Felsefi bilgi: Özellikle sentetik olup öncelikle bilimler felsefesi, sonra da salt felsefe ya da metafizik bilgisidir. İnsan ruhunun tümtüm sorularına veya ihtiyaçlarına karşılık bulmaya çaba gösterir.
Stoacılar düzensiz bilgiyi, kendisinde her şeyin dağılıp saçılmasına, uçup gitmesine uygun açık bir ele, bilimsel bilgiyi yarı açık yarı kapalı ele, felsefi bilgiyi de kapalı ve iki avucu da iyice yumulmuş ete benzetirler.
İsmail KILLIOĞLU
Bk.: Bilgi Sosyolojisi, Bilgi Teorisi
İslami Okul Okulların En Önemlisi