Muhtelif - 43. Sayfa
BORÇ
Finansman kaynağına ihtiyaç duyanla bunu sağlayan arasında oluşan, karşılıklı ve sürekli akde borç denir. "Kamu borcu" ise, alışılmış normal gelirlerin yetersizliği ve/veya içerisinde bulunulan şartların gerektirmesi halinde, devletin, iç veya dış piyasadan, tamamen serbest iradeye dayanarak, kararlaştırılan vade sonunda iade etmek ve belli bir karşılık (faiz) ödemek suretiyle sağladığı para veyahut parayla ölçülebilen ekonomik değerlerdir.
Hukuki yönden borç, iki taraflı tam bir sözleşmedir. Bu sözleşme, icapta bulunana (kredi isteyen), zamanında ve eksiksiz bir şekilde, mukavele şartlarını, yani borç almadan kaynaklanan karşılık ve anaparayı Ödeme külfeti getirirkcn;kredi açana da, vaad olunan meblâğı zamanında ila zorunluluğu yükler.
Günümüz devleti, üstlendiği çok boyutlu sos-yo-ekonomik fonksiyonlarını gerçekleştirebilecek çeşitli malî araçlarla donatılmış olup, "borç" bunlardan biridir. Borçlanmak suretiyle sağlanan kamu fonunun özellikleri şunlardır: Serbest İrâdeye dayanır; belli bir karşılığı vardır; nihâî bir ödeme olmayıp, belirli bir vade sonunda geriye iadesi gerekir; zorunlu değildir; genellikle -azgelişmiş ülkeler bakımından- dış kaynaklıdır.
Klâsik iktisatçı ve maliyecilerin devlete atfettikleri birtakım tutarsız tez ve gerekçelerin aksine, bugün, çağdaş devletin borçlanması ve hatta ihtiyaç içerisinde bulunanlara kredi açması, tamamen olağan ve yerindedir. Çünkü klâsikler, devletin borçlanmasına karşı çıkarlarken ve ancak, onun olağanüstü durumlarda ve sadece sermaye piyasasından borçlanmasına cevaz verirlerken, şu iki hususta kaygılan bulunmaktaydı:
1- Devletin ekonomik ilkeler doğrultusunda kullanılacak fonları borçlanmak suretiyle piyasadan çekerek, bunları verimsiz alanlarda ve irrasyonel şekilde harcaması hakkındaki kaygılan; Oysa, bütün bu endişeler yersiz olup, öne sürdükleri tezler de çok kere geçersizdir, zira, sağlanan fonların, özel kesimde mi, yoksa kamu sektöründe mi daha etkin ve rasyonel kullanılacağı tartışmalıdır. Kaldı ki bugün anılan klasik mantığın dayanağını oluşturan "tarafsız maliye" anlayışı önemini tamamen yitirmiş ve yerini "müdahaleci maliye"ye bırakmıştır.
2-Devletin borçlanmasından doğan kamu harcamalannınartacağı, borçların finansmanının vergi gelirlerini öne alacağı, bunun İse devletin asli fonksiyonlarını sekteye uğratacağı, bu duraklamanın yeni borçlar yaratacağı, bunların gelecek kuşaklara üstesinden gelinmez külfetler yükleyeceği ve sonunda da devletin iflas edeceği korkusu: Klasiklerin bu görüşleri de yanlıştır. Çünkü devlet, fertler gibi fiziki ve biyolojik bir organizma değil; içerisinde yaşanan çağın şartlan çerçevesinde o fertlerin ortak ihtiyaçlarına ekonomik ve rasyonel cevap vermek için kendiliğinden (de facto) oluşan bir kurumdur. Bu yüzden, devletin egemenliği altındakiler iflas ederler ama devlet asla İflas etmez.
Mali nedenlerden ötürü iflas etmeyen ve asıl varlık sebebi de harcamada bulunmak olan devlet, başlıca şu amaçlan gerçekleştirmek için borçlanma yoluna gider: Önceden tahmin olunamayan fevkalade harcamaları finanse etmek; büyük boyutlu sosyo-ekonomik projelerigerçekleştirmek; bütçe gelirleri İle giderleri arasındaki dengeyi sağlamak; ekonomik ve mali konjonktürün gerekli kıldığı tedbirleri almak.
Devlet, anılan nedenlerden ötürü, istediği miktardaki borçlanmayı, iç ve/veya dıs piyasadan sağlayabilir. Devletin istediği miktar ve nitelikte borçlanabilmesi, hiç şüphesiz sınırsız değildir. Devlet yönünden, İstenilen miktar ve vasıfta borçlanabilme imkanını sağlayan unsurlara "Uygunborçlanma şartları" denir. Bunlar sırasıyla: 1-Borç verebilecek bir gelir (tasarruf) düzeyinin olması;
2-Siyasal iktidara güven;
3- Borç vermekle paradan yoksun kalmaya değecek bir karşılık;
4- Para değerindeki aşınmaya karşı borç verenin korunması.
Devlet, bir taraftan uygun borçlanma şartlarını, diğer taraftan da kendisini böyle bir finansman kaynağına götüren sebepleri gözö-nünde bulundurarak, kısa yahut uzun vadede, içeriden ve/veya dışarıdan borçlanabilir. Genelde, vadeleri bir yıldan fazla olan borçlar uzun, 1-365 gün arasında kalanlar da kısa vadeli borçlar olarak anılır. Bu sonuncular, devamlı şekilde inişli-çıkışh bir seyir izlerler; bu yüzden "dalgalı borç" olarak da isimlendirilirler.
Devletin, milli egemenlik sınırları dahilinde, kendi milli para cinsinden akdettiği borçlanmaya İçborç yabana para (döviz) ile yaptığı borçlara da "dış borç" denir, tç borç, milli para cinsinden olduğu için, tıpkı sağ elden sol ele geçirme gibidir. Dolayısiyle pek önemli sayılabilecek etkileri yoktur. Buna karşılık, dış borç, alındığındahissedilir bir ekonomik canlanmaya, ödendiğinde de durgunluk ve daralmaya sebebiyet verir. Ayrıca dış kaynaklı borçlar, ülkenin politiksosyal yapısında birtakım değişik tesirler sergilerler ki, bu yüzden bunlara, "Politik borçlar" ûa. denir. Sözgelimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı ülkeleriyle akdettiği borçlar, ilkin 1881'de Muharrem Kararname-si'nin yayınlanmasını, ardından da Düyun-u Umumiye İdaresi'nin kuruluşunu gerektirmiştir.
Azgelişmiş ülkeler; demokratikleşme hareketi, kalkınma arzusunun toplumsallaşması, çağ gerisi sömürü politikalarının uygulanmaz-lığı, ödemeler bilançolarının devamlı açık vermesi gibi sebeplerden ötürü, dış finansmana muhtaçtırlar. Dış finansmanın kaynaklan ise: Yardım, yabancı sermaye ve dış borç olarak üç türdür. Bunlardan "dış borç", serbest rekabet ortamında ve karşılıklı menfaatlerin optimum düzeyde dengelenmesi suretiyle akdolunması halinde, ülke yönünden uygun kaynak şeklidir.
Bununla beraber belirtelim ki, borçlanmanın bir sının vardır. Bu sınırın belirleyicileri: Devletin çağdaş mali yaklaşıma uygun olarak kendisinden beklenilen fonksiyonları yerine getirebilme kabiliyeti ve borçlanmanın topluma getirdiği yüktür. Çünkü devlet, toplumun kollektif ihtiyaçlarını sağlamak için vardır. Bunu yaparken de, bir taraftan en az maliyetle azami faydayı sağlayacak şekilde hareket etmeli; diğer taraftan da, iktisadi, mali, siyasal ve sosyal politikaların işlerliğini kolaylaştırma-lıdır. Borçlanmanın getirdiği yük ise, genelde, devlet borçlarının finansmanı nedeniyle, bir takım sermaye ve yatırım malları üretiminden vazgeçmeyi, yani milli harcamalarda bulunabilme kabiliyetini tahdit altına sokmayı ifade eder. Başka bir deyişle, borçlanma yüzünden, milli sermaye stokunun azalması veya bu stoka yapılması gereken net ilavelerin yapılama-masıdır. Özellikle dış borçlar yönünden, devlet borçlarının sebebiyet verdiği yükün tayininde, şu İki kıstastan birisi kullanılır:
1- Borçlar toplamının milli gelire oranı (Borç-lar/GSMH);
2- Dış borç servisinin döviz girdilerine oranı (Her yıl ödenen dış borç faizi + Anapara/İhracat).
Genelde, birinci kıstasın esas alınması halinde, oranın % 50 ve üst düzeylerde seyretmesi, "borç yükii"nün ağırlığını gösterir, ikinci kıstas, "dış borç servis msyosu" olup, bu oranın % 30'ların üzerine çıkması iyiye işaret değildir. Bu bakımdan devleti temsil eden siyasalik-lidar için "kamu borçlarının yönetimi" veya "i-daresi", oldukça Önemli bir konudur.
"Borçyönetimi", bir ülkenin ulaşmak İstediği sosyo-ekonomik hedeflerin gerçekleştirilmesi için, o ülkenin borçlarında oluşturulan miktar ve/veya mahiyet değişimleridir. Hİç kuşku yok ki, bu, bir taraftan izlenen para ve maliye politiklarına, diğer taraftan da o ülkede yaşanan ekonomik şartlara sıkıca bağlıdır. Genellikle borç yönetimi, .bazı araçların birlikte veya yeknesak kullanılmasını zorunlu kılar ki, bunlar, konversİyon, konsolidasyon ve amortismandır.
Konversiyon devletin.her yıl ödemekte oldu-ğu borç faizlerinin yükünü hafifletmek amacıyla, yüksek faiz oranlı borçlarını, çıkardığı daha düşük faizli tahvillerle değiştirmesidir. Her ne kadar zamanımızda pek kullanılmıyorsa da, genel fiyat seviyesinin önemli Ölçüde düşmesi halinde, konversiyona gidilebilir.
Konsolidosyon: Kısa vadeli borçların uzun vadeli borçlara dönüştürülmesi veya süresi gelen borçların ödenmeyip, vadelerinin ertelenmesi işlemine denir. Bu son hali anlatmak İçin, genellikel uluslararası Üteradürdc "mora-toıium" (mühlet verme, talik etme) deyimi kullanılır. Her ne kadar, bazı maliyeciler "mo-ratorium"u bir devletin iflası anlamında kulla-nılıyorlarsa da, bu tamamen yanlıştır. Çünkü, mali yönden devletin iflası, ne hukuken, ne de fiilen mümkündür.
Amortisman: Geri istenebilir (muaccel) aşamaya gelen borcun ödenmesidir. Diğer bir anlatımla, muacceliyet kesbeden borcun ödenmesi suretiyle, borç miktarında meydana getirilen azaltma işlemidir. Bu azalma "açık" ve "gizli" nitelik gösterebilir. Dolayısİylcbıı niteliklerine göre, "açık amortisman" veya "gizli amortisman''dan sözcdilir. Gizli amortisman, para değerindeki aşınmadan ötürü, kamu borçlarında vurgulanan azalıştır. Açık amortisman ise, borçlu ve alacaklı arasında oluşturulan sözleşmeye uygun olarak, borcun taksit ve karşılıklarının ödenmesidir. Asi olan da budur. Her ne kadar gizli amortismanla devlet borçlan yneıilcbilİrse de, şu bakımlardan bu yöntemin kullanılması caiz değildir: Uygun borçlanma şartlarının sağlanması; fiyat artışlarının olağanüstü durumlara mühnasır bulunması; çağdaş sosyal devlet anlayışının yaygınlık kazanması.
Borçlanmanın, "gelir" ve "servet" olmak üzere iki önemli etkisi vardır. Borçlanmanın gelir etkisi, elindeki satın alma gücünü (para) devlete borç vermek suretiyle bundan yoksun kalan kimsenin, eski harcama gücünü korumak amacıyla, daha çok çalışması ve üretimde bulunmasıdır. Savet etkisi ise, devlete borç veren kişilerin, psikolojik olarak kendilerini daha güçlü ve zengin hissetmeleridir. Bu nedenle dev-
let, borçlarını yönetirken, hem borçlanmanın sözkonusu etkilerini hem de kendisinin bizzat sahib olduğu çağdaş niteliği gozönünde bulundurmalı; uzun vadede, makro düzeydeki mali, sosyalve ekonomik dengelerin oluşmasına İmkan verecek politikaları seçip uygulamalıdır.
Mehmet E.PALAMUT Bk. Dış Yanlım; Finansal Piyasalar.
İslami Okul Okulların En Önemlisi