Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cihad - İslami Bilgiler - 5. Sayfa

 

CİHAD

 

Arapça kökenli olup, "takat, meşakkat ve güç yetme" şeklinde genelde zorlu bir çalışma-

yı gerektiren fiiller için kullanılan bir kelime­dir. Bir Islamî ıstılah olarak cihad mü'minin Allah'ın rızası önünde engel olan her türlü düşmana karşı Allah'ın rızasını kazanmak için, meşru olan her yol ve şekilde elinden ge­len mücadeleyi yapmasıdır. Bu anlamda ciha­dı şu dört sınıfa karşı yapar mü'min:

a) Nefis­le cihad,

b) Şeytanla cihad,

c) Kafirlerle ve münafıklarla cihad,

d) Fasıklarla cihad.

Cihad, savaş (harb) kavramının karşılığı de­ğildir. Nefis ve şeytanla cihadı da İhtiva eden bu kavramın, ne savunma ne de saldırı biçim­leri İle savaş diye tercüme edilemez. Nitekim İslam savaşçıları gibi bir deyim de İslam müca-hidclrine paralel kullanılsa da sağlıklı bir kul­lanım değildir. İslam'ın iki bağlayıcı kaynağı Kur'an ve Sünnet, savaş manasına daha yakın olan "kıtalve harb" gibi deyimler de kullanmış­tır. Çünkü cihad, çok sathî bir ifadeyle, İs­lam'ın ibadetleri içinde bir ibadet türüdür; na­maz gibi, zekat gibi, Hac gibi. Hatta Peygam­ber (s) cihad edemediklerinden yakınan ka­dınlara haccı tavsiye etmiş, kendilerinin ciha­dı hacc olduğunu bildirmiştir. Sahih kaynak­larda yer alan bu hadiste Hac ve cihad arasın­da açık bir benzetme vardır. İki nesne arasın­da bir benzetme veya bedelleme için, ana un­surlarda bir benzeşme kaçınılmazdır. Şu du­rumda hacc ve cihad benzeştirilip, biri diğeri­ne bedel getirilebildiğine göre cihad, İslam'ın beş temel esasındaki özellikleri içeren bir iba­det türüdür.

Hangi sebeple olursa olsun cihad ibadeti mü'minler için günlük ibadetler kadar sık sık tekrarlanabilen, sebebleri ortadan hemen he­men hiç kalkmayan bir ibadettir: Karşı tarafın savaşı başlatması (Bakara; 190 ve HAc; 39), Allah ve Rasulüne savaş açılmış olması (onla­rın buyruklarının aksine uygulama) Maİde; 33 ve 34, Tevbe; 107), Fitnenin egemen duruma gelmiş bulunması (Bakara; 193), yeryüzünde bozgun çıkarılma durumu (Maide; 33), şeyta­nın dostlarının etkinlik kazanması (Nisa; 76), karşı tarafa yapılmış olan bir anlaşmayı boz­ması (Enfal; 56-57) anlaşma yapılmış bir top­luluğun anlaşmayı bozmak niyetinde olduğu­nun gözlemlenmesi (Enfal; 58), inkarcıların kendilerini öne geçmiş saymaları, sanmaları durumu (8/59) ve -cihad olmamakla birlikte-birbirleriyle savaşan iki mü'min topluluğun an-laştırılması için gösterilen çabaların boşa git­mesi üzerine saldırganın saldırıyı başlatması da cihad ortamını oluşturan sebebler arasında yeralır. Ayrıca yakınlarda bulunan İnkarcıla­rın müslümanları güçlü görmelerini sağlamak ve böylece onlardan gelmesi olası saldırılar karşısında güven içinde kalabilmek için savaş­mak da yine savaş yolunda cihada başlamanın gerekçeleri arasında yeralır (Tevbe; 123).

İnkâ edenler (Maide; 35), dine dil uzatanlar (Tevbe; 12), anlaşmayı bozanlar (Enfal; 56-57), zâlimler (Bakara; 193), münafıklar (Tahrinı; 9), topyekün savaş açmış olanlar (Tevbe; 36) başlıca savaşılacak kimselerdir. Bunlar, savaş sırasında görüldükleri yerde öl­dürülecek ve hatta yurtlarından çıkarılacak (Bakara; 191), boyunları vurulacak ve esir alı­nacaklar; ancak savaş bittiğinde esirler salıve­rilecek (Muhammed; 4), savaş sırasında sert davranılacaktır (Tevbe; 73). Savaş, topyekün olabileceği gibi (Tevbe; 36), bölükler çıkarma biçiminde de gerçekleştirilebilecek (Nisa; 71); ama durum ne olursa olsun bütün güçle savaşı­lacaktır (Büyük cihad/cihadı kebire) (Fur-kan; 52). Çünkü, savaş yoluyla Allah onları azaplandırmış, rezil etmiş olacaktır (Tevbe; 14).

Bununla birlikte savaşta Allah'ın sevmediği bir tulum olan aşırılıktan kaçınılacak (Baka­ra; 190), savaşılanlar savaştan vazgeçerlerse vazgeçilecek ve bağışlanacaklar (Bakara; 192), barışa yanaşırlarsa barış yapılacak (En­fal; 61), bu yolla arada bir sevginin doğması için umut beslenecek (çalışılacak (Mümtchİ-ne; 7), savaşa katılmamış ve yardımcı olmamış olanlara adil davranılacak, iyi muamele yapıla­cak (Mümethine; 8), tevbe edip namazlarını kılar, zekatlarını verirlerse 'kardeş' statüsüne alınacaklar (Tevbe; 11), eğer dönerlerse yeni­den savaşılacak (Tevbe; L2). Ve, savaş, ya bo­yunlarını büküp bir aşağılanma göstergesi olan cizyeyi vermeyi kabul etmelerine (Tevbe; 29) yahut da fitne kalmayıncaya dek sürecek (Enfal; 39 ve Bakara; 193), bundan sonra da

vazgeçecek olsalar, yine vazgeçİ

Cİhad, şer'i mükellefiyet açısından farz-ı ayın ve farz-ı kifaye diye ikiye ayrılabilir. Top­lu bir çalışmanın gerektiği durumlarda, yine şeriatın izin verdikleri dışındakiler hariç cihad her mü'mine farz-ı ayın olur. Bunun dışındaki normal durumlarda ise farz-ı kifayedir cihad. Kadınların ise, çok Özel durumlar ve onlara mülayim görevler dışında cihada bilfiil katıl­maları emredilmemiştir.

Resulullah (s) kişinin kendisiyle yaptığı iş ci­hada, devamlılığı, önemi hayatın her anını kapsaması ve İslam düşmanlarıyla yapılacak cihad için mutlaka gerekli olması bakımından "Büyük cihad" genel olarak kastedilen cihada da "küçük cihad" adını vermiştir. İslam'ın bü­tün hükümlerinde, bir başka deyişle kişinin tüm amellerinde olduğu gibi, cihadda da niyet ve ihlas birinci derecede öneme sahiptir. Eğer kişi kendi nefsi için, ailesi-kabilesi veya ulusu için, ya da övülmek veya kahraman olmak gibi hedefler İçin savaşırsa cihad yapmış olmaz. İş­te kişinin kendisiyle/nefsiyle olan cihadı düş­manla yapacağı cihada niyet ve ihlas kazandı­racağı için de Büyük Cihad olarak nitelendiril­meğe layıktır

Cihad, hiç bir zaman bir kahramanlık, ad, şöhret veya ganimet sevdasıyla yapılmaz. Ci-had'da asıl gaye, Allah'ın rızasını kazanmak için İslam'ı yüceltmektir; bu da, insanları bir takım tağııtların hakimiyetinden, yeryüzünü fesaddan kurtarıp, insan hürriyetinin önüne konan engelleri kaldırmaktır. Kur'an'ın ifade­siyle, mü'minler birbirlerine yardımcı olup ar­ka çıkmazlar ve Cihad'ı da terkederlerse, ar­tık Allah'ın Adı'nın anıldığı mabedler yıkılıp, yerlerinezulmün ehramları dikilir. Cİhad'la İs­lam'ın tebliğinin ve insanların hür iradeleriyle İslam'ı veya bir başka dini seçmelerinin önün­deki engeller giderilir; niahî olarak, bütün İn­sanları 'zorla' müslüman yapmak gayesi değil, Tcvhid'i hakim kılmak gayesi güdülür. Tev-hid'in hakimiyeti altında insanlar diledikleri dini seçebilirler. Kur'an, bir takım mal, cvlad, kazanç ve dünya hayatı endişeleriyle Cihad'ı terkettiklerinde nıü'minlerin başına büyük fe­laketlerin geleceğini anlatır; Cİhad, mü'mini

sürekli tetikte tutan ve onu yere çakılıp kal­maktan alıkoyan terkedilemez bir aksiyondur; Cihad'dan kaçma veya Cihad etmeme düşün­cesi münafıklık alametidir. Mü'mİnlerin top­um Cihda'ı terketmeleri, yavaş yavaş kendile­rinden İmanın da gitmesi sonucunu doğurur. Bunun neticesinde yeryüzünde büyük bir 'fit­ne' başgösterir ve bu da artık Kıyamet hadise­sidir.

Kur'an, müşrikler ve Ehl-i Kitab'ın yanısıra münafıklıklarla da büyük bir Cihada girişmeyi emreder. Münafıklar zahiren müslüman ol­duklarından, kendilerine karşı silah kullanıl­maz. Münafıklarla Cİhad, sürekli anlatma, za­man zaman durumlarınıyüelerine vurma, nil'a-kın ne derece kötü ve insan haysiyet ve şeref-nie en yakışmaz bir sıfat olduğunu yeri geldik­çe ifda etem.e kendilerinden uzak durup, sır­daş, yönetici ve dost edinmeme ve gerektiğin­de üzerlerinde baskı kurma suretiyle olur.

Küfrün/Şirk'in ve dolayısıyla fitne ve fesadın hakim olduğu bir toplumda bir mü'min tek ba­şına da olsa Cihad'la yükümlüdür; çünkü, mü'mininhayatı İman ve Cihad'dan ibarettir. Bu Cihad, önce delille, güzel sözle, hikmetle ve öğütle anlatmayı içine alır. Bu, toplumasl planda Cİhad'm İlk merhalesi olduğu gibi, bir kişiyi İslam'a davet için yapılacak Cihad'ın da ilk merhalesidir. Belki, bunu bir merhale ola­rak almaktan çok, her zaman gerekli bir yön­tem olarak düşünmek daha doğru olacaktır.

Cİhad, kişinin sahip olduğu her şeyle yapılabi­lir; şu kadar ki, 'kıtal' şeklindeki teknik anla­mıyla Cihad, Kur'an'da daha çok 'malla ve canla' biçiminde geçmektedir. Bizzat savaşa çı­kamayacak durumdaki mü'minler gazileri do­natmakla aynı sevabı alırlar, Cihad için devrin gerektirdiği en üstün silahlara sahip olmak Kur'aıı'ın emridir.

Ali ÜNAL-Zübeyir YETİK