Çevre - İslami Bilgiler - 5. Sayfa
ÇEVRE
Herhangi bir yüzeyin sınırlarını belirleyen sınır çizgisinin uzunluğu, bir alanın sınırları veya bir kimsenin etrafını kuşatan gibi anlamlan içeren çevre terimi, bir insanın davranışlarına etkisi'bakımından düşünüldüğünde, o insanın içinde yaşadığı ortam ve bu ortamın şartlarını ifade eder. Başka söyleyişle ortak çıkarları, benzer etkinlik ve faaliyetleri paylaşan, aynı toplumsal konumlar içinde birbiriyle ilişkili insan topluluğu çevreyi oluşturmaktadır. Antropoloji açısından çevre "kültür çevresi (Kul-turkreis)" teriminin ortaya atılmasına yol açtı. "Kültür çevresi" kavramı Alman Wİ!helm Sch-mİdt tarafından 1. Dünya Savaşı sonlarında ileri sürüldü. Buna göre bir topluluğun kültürünü başka topluluk kültürleriyle ilişkili olarak gelişen tabakalaşmiş ve bağımlı hale getirilmiş özellikler bütünü şeklinde tanımlamak
mümkündür. Ancak bu tanımın doğal sonucu olarak bir topluluğun kültürünün, ilişkide bulunduğu öteki topluluk kültürüne hakim olması kaçınılmazdır ki, sonuçta hakim kültürünya-yılmacı ve emici nitelikte olması önlenemez. Aslında Avrupa, kültürünün hiç değilse XVIII. yüzyıldan itibaren bu süreci izlediği, nitelendirmeler ve dayanılan dinamikler değişkenlik göstersede, söylenebilir.
Çevreyi çeşitli yönleriyle açıklamaya çalışan ekoloji (çevrebilim), canlı varlıkların birbirleriyle ve bulundukları ortamla ilişkilerini incelemeyi kendisine konu edinirken, doğal olarak kültürler arasındaki mahiyet ve nitelik farklarını geliştikleri çevrenin fiziksel farklarına bağlı olarak incelemeyi de öngörmektedir. Yani canlılar ile onları çevreleyen canlı ve cansız ortam arasındaki ilişkiler açısından canlıları birey, türdeş topluluklar ve karma topluluklar şeklinde ele almayı amaçlayan ekoloji ancak XX. yüzyılın sonlarına doğru ilgi odağı olabilmiştir.
Alman Zoolog Ernst Haeckel, hayvanların canlı ve cansız çevreleriyle ilişkilerini belirlemek amacıyla "oekolpgie" terimini kullanmıştır Oikos Yunancada "ev", "barınak" demektir ki, böylece canlının yaşadığı ortam nitelemesi yapılmak istenmiştir. Aslında benzer tutum ve anlayışların İlk örneklerine antik Yunan filozoflarının düşüncelerinde rastlamak mümkündür. Sofistlerin İnsanı pratik hayatıyla tanımlama çabalarında "tabii olan" kavramına yer vermeleri bu bakımdan Önemli sayılmalıdır. Aristoteles'in öğrencisi Theophrastos da canlı varlığın öteki canlılar ve cansız çevreyle ilişkisini incelemeye yöneldiğini söyleyebiliriz. Stoacılar, felsefelerine tabiatı merkez kavram olarak koymakla birlikte, insanın özgürlüğünü, mutluluğunu ve-cjdemliliğinİ tabiattaki canlı ve cansız ortamla ilişkisine göre anlam-, landırıp tanımlamaya özen göstermişlerdir. Ancak modern anlamıyla ekolojinin temellen-dirilmesi hayvan ve bitki dünyasını inceleyen fizyologların çalışmalarıyla mümkün* olmuştur. Sözgelimi Thomas Malthus'un ekonomik bağlamda nüfus artışıyla dünyadaki besin kaynakları arasındaki ilişkiye, birazda kötümser açıdan bakması XIX. yüzyılda nüfus olgusuna dikkatleri çekecektir.
Çevre bir kişinin ya da kişiler topluluğunun kendisine fiili ya da potansiyel olarak cevap verdiği tüm harici kaynaklar ve faktörleri İçeren §ey şeklinde tanımlanabilir. Bir çevre, her ne kadar aralarındaki sınırlar gözlemcinin teorik tercihlerine göre değişecekse de, fiziksel, toplumsal ve kültürel öğelere ayrılabilir.
Böylece örneğin eğer bir insan araç ve aletleri kültürün unsurlan olarak ele alırsa, bunlar kültürel çevrenin unsurları olacaklardır; fakat eğer kültür sembolik olarak birbirinden haberdar kalıpların -ki bunlar eylemi yönetirler-paylaşılmasıyla sınırlanırsa, aletler fiziksel çevrenin unsuru olacaklardır. Bu bakımdan şuna da işaret etmek gerekir ki, eğer teorik referans çatısı gözlemcininkinden çok eylemde bulunan kişinin bakış açısını ısrarla ele alıyorsa, çevrenin yeni bir boyutu, yani kişilerin kendisine karşı sorumlu oldukları deneysel olmayan alan ilave edilmelidir.
Neyin harici olduğu yolundaki karar aynı zamanda ele alınan teorik yaklaşıma da bağlıdır. Toplumsal teorilerin pek çoğunda 'Biz organizmamızı kendimiz olarak, çevreyi ise bizim dışımızda yatan bir şey olarak düşünürüz', gibi ifadelere rastlanır. Organizmadan ziyade benlik ya da ego kavramı üzerinde duran bu teorilerde fiziksel organizma benlik İçin bir nesne ve giderek çevrenin bir parçası olabilir. Benliğin kendisi bile, kendisine göre bir nesne olabilir ve giderek çevrenin bir parçası olarak düşünülebilir.
Geçmişle fiziksel çevre fikrini kullananların pek çoğu, toplumsal eylemi açıklayacak teorik bir referans çatısı oluşturmak amacıyla onu katılımla özdeşleştirdiler. Bu tür İnsanlar toplumu çoğunlukla biyolojik bir sistem ya da herhangi bir oranda katılım ve çevrenin ctkileşi-miyle açıklanabildiği ya da açıklana madiği normatif ve amaca-yönelmiş eylemler sistemi Şeklinde düşünmek eğilimindedirler. Bu tür fikirler büyük güçlükler ortaya çıkartır. Ve son zamanlardaki teoriciler kalıtım ve fiziksel çevrenin insan davranışını açıklamadığı ya da normatif kültürün İçeriğini belirlemediğini iddia
etme eğilimindedirler. Bu tür yazarlar fiziksel çevre fikrini terketmemekte ısrarlıdırlar.
Birey ya da tür ekolojisi genel olarak deneye ve tümevarım yönetimine dayanmaktadır. Birey ekolojisi tek bir canimin çevresiyle ilişkisini, tür ya da topluluk ekolojisi ise türlerin birbirleriyle ve tümünün belli bir çevredeki etkinliğiyle ilişkilerini İncelemekledir. Ekolojinin alt bölümlerine ayrılması çevrenin ya da yaşanılan ortamın veya türlerin tiplerine bakılarak da yapılabilir.
Öte yandan bir canlı olarak insanın tabiat, dolayısla çevre üzerindeki etkisi de önem ar-zetmektedir. özellikle Sanayi Devriminin, uluslararası ekonomik ilişkilerin yönlendirdiği işlemler ve araçlar İnsanın davranış ve anlayışında doğayla İlişkisini yoğun bir şekilde etkilemektedir. Bu etki çoğunlukla yarardan çok zarar verici boyutlarda ortaya çıkmaktadır. Böylece toplum bilimlerinde, "çevrecilik" kavramı uygarlık ve kültür gelişmelerinde yeni görüşlerin ileri sürülmesine ortam hazırlamıştır.
Gerçekten çevresel belirleyicilerin, yani kültürün oluşmasında doğal kaynaklar, iklim ve coğrafi konum gibi etkenleri kapsayan maddi ortamın belirleyici olduğunu ileri sürenler çıkmıştır ki, bu görüş "çevresel determinizm" olarak da adlandırılır. Buna göre toplumsal ve kültürel gelişmenin açıklanmasında tarih ve gelenek yanında toplumsal ve ekonomik etkenlerle kültürel özellikler önemli olamazlar. Sözgelimi bireyin suça itilmesinde sosyal çevrenin belirleyici olduğunu ileri süren İtalyan Enrico Fcrri'nin, hatta Lombrozo'nun görüşleri burada anılabilir.
Buna karşılık başka bir görüş (çevresel imkân), doğal ortamın insanların arasından seçim yapabileceği çeşitli İmkanlar sunmaktan başka bir şeye yaramayacağını savunur. Bunlara göre, sözkonusu seçimin oluşmasında çevrenin etkin olmadığı belirtilmelidir.
Şurası açık bir gerçektir ki, kültürün oluşum ve etkilenmesinde .çevrenin kesin belirleyici özellikte oluşu mutlak olarak savunulmaz. Fakat kültür olgusunun çevre konumu da gözar-dı edilemez. Bununla birlikte kültür olgusunun ve etkinliğinin tanım ve açıklanmasında çevreyle ilişkisi ve çevrenin bunlar üzerinde yani toplumsal, ekonomik, kültürel geleneklerle etkileşimi, çevre kavramının oluşumunda göz önüne alınmak durumundadır. Dolayısıyla çevresel İmkân görüşünün ağırlık kazandığı söylenmelidir.
(SBA)
İslami Okul Okulların En Önemlisi