Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Çevrecilik - İslami Bilgiler - 6. Sayfa

 

ÇEVRECİLİK

 

Ekoloji (Çevrebilim) teriminden ilk kez 1868'de yazdığı Doğa Tarihi adlı incelemesin­de Ernst Haeckel sözeder. Terim o zaman çok dar anlamdadır ve bir hayvan türünün anorganik ve organik çevresi ile bütün ilişkile­ri toplamının araştırılmasını Öngörür. Ancak zaman içinde terimde önemli değişimler ol­muştur.

Öncelikle ekoloji bir hayvan türünün değil, bir çevre düzeninde yaşayanların tamamının birbirleriyle olan çeşitli İlişkileri ve dengesi olarak anlaşılmaya başlanmıştır. İkinci olarak ekoloji kavramının içine insan türü de girmiş ve insanın çevresine yönelik ilgide büyük bir yoğunlaşma ortaya çıkmıştır. Üçüncüsü ekolo­jinin içeriğindeki genişleme onu biyolojinin bir alt'dalı olmaktan çıkarmış, birçok bilim da­lının ilgilendiği bir alan haline getirmiştir. Ve artık amaç, saf bilimsel bir İlgiden dünyayı bekleyen felaketleri önleme, geleceği değiştir­me çabasına dönüşür. Çünkü ekolojik çalışma­ları sırasında sanayileşmenin giderek önemli ekolojik çelişkiler ürettiği düşüncesi uyanmış­tır.

Kısaca bu çelişkiler şöyle Özetlenebilir:

 1- Sa­nayileşme dünya nüfusunu denetimi imkansız bir artışa götürmektedir;

 2- Sanayileşme süre­cinin temel dayanağı olan enerji, hammadde ve maden kaynakları yenilenemez niteliktedir­ler ve tükenmeye yüz tutmuşlardır. Bu durum nükleer enerji kaynaklarının devreye girmesi­ne neden olmakladır

; 3- Sanayileşme süreciy­le birlikte su ihtiyacı karşılanamaz olmuş, ye­raltı su kaynaklarına el atılmış, su dolaşımı bo­zulan dünyada hava değişiklikleri başlamıştır;

 4- Kullanılabilir tarımsal alanlardaki azalma, tarımsal üretimi özellikle genetik çalışmalar yoluyla arttırmaya yönelinmesine yol açmıştır; bu da çok ciddi ekolojik dengesizlikler ortaya çıkarmaktadır;

 5- Çevre kirlenmesi, biyolo-jik,fiziksel ve kimyasal kirleticilerle gezegen­deki yaşamı tehdit etmektedir;

6- Bütün bun­lar insanların ruh sağlığını bozarak ruhsal kir­lenme etkisi de yapmaktadır.

Yaşanılan dünya böyle bir perspektiften ba­kıldığında sanayileşme ile birlikte büyük bir fe­lakete doğru yol aldığımız sonucu çıkmakta­dır. Böylece doğal olarak ekoloji kavramı söz konusu değişimleri yaşamak, başlangıçta bir boş zaman değerlendirme uğraşı veya azınlık bir entellektüel faaliyeti olan ekoloji hareketi önemli bir politik ilgi alanına ve politik güce dönüşmek zorunda kalmıştır.

Çevre Hareketi özellikle Almanya olmak üzere bütün sanayileşmiş batı toplumlarında, bu arada giderek dünyanın diğer bölgelerinde 1970'li yılların ortaklarından beri güç kazan­maktadır. Ancak her ne kadar dünyanın çeşit­li bölgelerinde benzer isimler alsalar ve bu isimler (Yeşiller gibi) doğacı bir yaklaşımı çağ-rıştırsalar da, artık çevreciliğin ilgi alanı yalnız­ca çevre ile sınırlı değildir. Ayrıca o, homojen bir yapı da göstermez. Çevre kirlenmesine, nükleer santrallere, silahlanmaya tepki duyan sıradan vatandaştan; ekonomide, politikada, eğitim ve kültürde varolan düzene alternatif arayışı İçinde olan aydına kadar birçok kişiyi içine alır. Açık seçik bir biçimde dile getirilen bir teorisi, manifestosu, liderleri yoktur. Poli­tik ve ekonomik etkinliklere öncelik verilmez. Bir fikre bağlanmak yerine, yaşanılan yere ve zamana özgü bir pratik oluşturulması önemli­dir. Hareket İçinde demokratik ve ademi mer­keziyetçi bir tutum benimsenir. Alternatif amaçlar, ekolojik bakımdan uyumlu, doğayla bütünleşmiş, büyümeyi amaçlamayan, barışçı bir dünya olarak özetlenebilir. Yine özellikle Almanya'da çevrecilere katılanların büyük aile, gençlerle yaşlıların birlikteliği, anneliğe önem verilmesi, rasyonalizme karşı çıkılması gibi amaçlarıyla. Doğu dinlerine ve gelenek­sel toplumlara yakınlık göstermeleri dikkat çekiridir.

Politik çevrecilik ancak 1960'larm sonları İle 1970'lerin başlarında kayda değer hale gelme­ye başlayan ve fiili siyasal etkisi hala çok belir­gin olmayan, Batı siyasetinde belli bir yapısı olmasa da, büyüyen bir eğilimi kapsayan gev­şek bir kavramdır. Geniş anlamda çevrecilik, ekonomik büyümenin, sık sık 'hayat kalitesi' diye atıfta bulunulan standartların korunma­sından çok daha az önemli olduğu siyasal bir tutumu anlatır. Uygulamada çevreciler, bu tedbirler ekonomik verimliliği azaltsa da, çev­re kirlenmesinin kontrol altına alınması lehin­de tavır koyma eğilimindedirler. Aynı zaman­da, sözgelimi Avustralya çevrecilerinin, ülke topraklarındaki uranyum azalmasına karşı çık­maları gibi, doğal madenleri işleyen sanayiler geliştirilmesine karşı çıkarlar. Onlar aynı za­manda nükleer enerjiye güvenliğin büyük bir düşmanı olarak muhaliftirler ve gencide bü­yük ölçekli endüstriyel genişlemenin düşmanı­dırlar. Siyasal bir güç olarak çevrecilik bazı or­ta dereceli başarılar kazanmıştır. Sözgelimi Yeni Zelanda'da ve Batı Almanya'da teşkilat­lı çevreci partiler vardır; Yeni Zelanda 'Değer-ler'partisi, Almanya'da ise 'Yeşil' partinin ad­ları benimsedikleri siyasal tutuma işaret eder. İngiltere'de ise 'Ekoloji' partisi 1979 seçimin­de pek çok seçim bölgesinde mücadele vermiş­tir.

Her ne kadar bu tür değerlere duyulan İlgi­nin yalnız başına bir toplumu yönetecek orga­nize edilmiş politikalar oluşturması çok güçse de, ana ilgiye mantıksal olmaktan çok psikolo­jik bir İlgiye bağlı olan pek çok başka politika­lar benimsenmiştir. Endüstriyel demokrasi, şahsi ahlak konusundaki yasaların serbestleşti­rilmesi ve çoğunlukla da pasifizmin derecesi gibi politikalar siyasal açıdan belli başlı ekolo­jik koruma hamlesiyle ilişkilidir. En ateşli tü­ründe çevrecilik, güçlü biçimde iddia edilen dünya kaynaklarının tükenmesi korkusu saye­sinde ekonomik büyümeye karşı tasarlanmış bir ekonomik-teknolojik muhalefet politikası ve daha basit ve maddi açıdan daha az müref­feh bir sosyo-ekonomik sisteme bağlanma ha­lini almaktadır. Geniş bir tabana yaslanan siyasal partilerden ziyade, hükümet politikaları­nı etkileyebilecek Roma Kulübü ve Sierra Lodge gibi çevreci görüşü benimseyen ulusa! ve uluslararası çeşitli öncü baskı grupları var­dır.

(SBA)

Bk. Çevre; Çevre Kirlenmesi; Ekoloji; Karşı— KülHİr; Şehitvilik.