Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Çin Düşüncesi - İslami Bilgiler - 10. Sayfa

 

ÇİN DÜŞÜNCESİ

 

Çin düşüncesi, bir Hint, İran, hatta aynı yüz­yıllar gözönüne alındığında bir Antik Yunan düşüncesinden, metafizik bir sistem olmaktan çok, pratik bir düşünce mahiyeti göstermesiy­le ayrılır. Çünkü Çin düşüncesi genel ilkeler­den çok ayrıntıya önem verir ve bu düşüncede ahlak ve siyaset, inanç görünümüyle topluma sunulmaz. Bu bakımdan Çin düşüncesinde be­şeri ve akli nitelik belirgin bir şekilde gözlem­lenebilir.

Devlet yönetiminin yürütücüsü olarak çok eski tarihlerde nasıl bürokrasi öncelikle Çin geleneğinde ortaya çıkmışsa, Çin düşüncesi de Çin'in kendine özgü kültür birikiminin önemli bir yönünü oluşturur. Genel olarak in­san ve toplum temellerini esas alan bu düşün­cede ahlak ve siyasete ilişkin görüşler, teorik arayışlara ve metafizik kurgulara ağır basar. Ayrıca insan İle Tanrı (aynı zamanda doğa) arasında bir bütünlük sağlama arayış ve çaba­sı Çin düşünce tarihinin Önemli bir özelliği olarak belirir. Bu anlamda İnsan ile doğa birbi­rine kökten karşı değil, her ikisi de aynı evren­sel düzenden kaynaklanan olgular olup insan bu düzenin gerçekleşmesine etkin bir şekilde katılmalıdır. Bu anlayışın doğal sonucu olarak eski Çin düşünürleri dünyayla İlgili nesnel bil­gi elde etmeye yönelmişlerdir. Fakat kabul edilen evrensel düzenin (tao) uyumunu koru­mayı kendilerine görev bilmişlerdir. Tao, dü­zen ve uyumu (Antik Yunanlıların "cosmos"u gibi) kapsaması bakımından evrendeki daire­vi (eyelic) hareketin ilkeleri olan "Yin" ile "Yang"ın nöbetleşe ortaya çıkmasıyla gerçek­leşir. Kozmik ve insani bir nitelik taşıyan bu uyumlu bütün kavramı, toplumda, aynı işlevi gören "otorite" kavramını da temellendirir ve önemini bu bakımdan vurgular, Nitekim evre­nin düzen ve uyumunu dengede tutan ve deva­mını sağlayan ilke, prensin ya da imparatorun erdemiyle toplumsal barıştır. Yani evrenin dü­zeni insanın erdemiyle toplumun düzenine bağlı olarak değerlendirilir.

Gerçekten Coular (yaklaşık M.Ö. 1050-221 )'dan itibaren imparator "Gökyüzü­nün Oğlu" olarak adlandırılmıştır ki, burada Gökyüzü, erdemin ışığıyla yönetimini gerçek­leştirmesi için onu yetkili kılıyordu. Aksi du­rumda, yani imparator aşın istekleri, haksızlık­ları veya zuİlimleriyle, kısaca erdem dışı yönetim tarzıyla toplumun ve evrenin uyumlu düze­nini sarsar ve tehlikeye düşürürse, bu defa Gökyüzü, verdiği yetkiyi tereddütsüz geri alır, imparatorun hanedanı yıkılırdı. Çin tarihçileri hanedan yönetimlerinin birbirini izlemesinde-ki süreci bu şekilde açıklıyorlardı.

Çin düşüncesinin bir başka özelliği olarak seçkincİ (elitist) ve etkili olma kaygısıdır. Bu bakımdan Çin düşüncesinin sembol zenginliği de buna yardım etmiştir. Fakat soyut düşün­me, düşünceyi öğreti düzeninde ifade etmede dilin yapısı da gözönünde tutulduğunda yeter­siz kalmıştır.

Çin düşüncesi başlıca dört döneme ayrılabi­lir:

 a) Klasik dönem;

 b) Yeni Taocu ve Budacı dönem;

 c) Yeni Konfüçyüsçu dönem;

 d) Mo­dern dönem.

Klasik dönemde (M.Ö. 6-3. yüzyıl) temel kavramlar Tao (Yol), te (erdem), ren (iyilik, sevgi), yi (doğruluk), tian (cennet) ve yin-yang (zayıflık, güçlülük ya da sükun-canlılık gi­bi birbirini tamamlayan İki karşıt olgu dur. Klasik dönemin her okulunun kendine özgü yolu vardı. Ancak bunlar içinde Konfüçyüs ile Lao Tse okulunun önemli etkileri olmuştur. Konfüçyüs'e güre Tao, İnsanın Yolu, Eski Bil-ge-Kralların Yolu ve Erdemin Yolu'ydu. Lao-Tse'ye göreyse Tao, Doğanın Yolu'dur. Lao-Tse'nin okulu daha sonra Taocu okul ola­rak adlandırıldı. Tüm okullar için İnsana veri­len Tao, onun erdemidir. Konfüçyüsçulukta en büyük erdemler sevgi/iyilik ve doğruluktur.

Koniüçyüs'un felsefesi ise aslında bir ahlak­çılıktır ve Konfüçyüs ahlakının özünde ödev kavramı yatar. Yüce bir varlığa ait Ödev yasası "kıyışız bir denize benzer" ve Gökyüzüne ula­şacak denli sınırsızdır, öte yandan hareketleri­mizin doğayla uyumlu olması bu ahlak yasasıy­la mümkündür. Bu bakımdan Konfüçyüs "ha-ra ketlerimize hakim olan ahlak yasası zorunlu­dur" sonucuna ulaşır. Bu yasa kesin ve kutsal­dır.

Ahlak yasasının amacı insanın kendi kendisi­ni mükemmel hale getirmesidir ki, buna "in­san" yasası da denilir. İnsan mükemmelliği, an­cak kendisi mükemmelleştİği zaman anlayabilir. Bu da "Gökyüzü yasası"dır ve bütün yasala­rın esası bu yasadır.

Konfüçyüs'un öğretisini iki yüzyıl sonrü Mengzi canlandırıp düzeltecektir. Mcngzi ah­lak yasasını siyasete uygular. Ona göre zalim­ler, büyük Yolun (Tao) hırsızları gibidir ve on­lara da hırsızlara verilen ceza verilmelidir. Toplumda bir şey çalan hırsız, kanun ve ada­letten bir şey çalan ise zalimdir. İnsanlar ara­sında sınıf farkı görmeyen Mcngzi, köleliği reddeder. Birbirini tamamlayan iki kısım İn­san vardır: Düşünürler, yani bilgeler (filozof­lar) ve çalışanlar. Çalışanlar düşünürlere tabi olmalıdır; çünkü evrendeki ve toplumdaki uyum ve düzeni sağlayan yasa budur. Yeryü­zündeki kötülüklere neden olan "mülkiyet hakkı" ıslah edilmeli ve ayrıca halka yük olan vergiler kaldırılmalıdır. Krallar ve aristokrat­lar halkı kandıran ve saptıran kimseler olarak suçludurlar- Ayrıca Kant'in "Ödev" ahlakıyla Konfüçyüs'un "ödev" kavramı arasında bir benzerlik bulunmaktadır.

Taoculuk, Konfüçyüsculuktan farklı olarak bîr felsefe akımı olma yanında bir din özelliği de gösterir. Tao Te King'in yazarı olan Lao-t-se'nin Konfüçyus'la çağdaş olduğu söylenir. Tao, Çincede bir "yolu" veya evreni meydana getiren kozmik bir ilkeyi ifade eder. Taocu­luk, kuangzu adlı bir başka Çinli düşünür tara-fındanyorumlanmış ve geliştirilmiştir. Ona gö­re İnsanın bilgelikleri ya da erdemleri izafi ol­duğundan fazla bir değer taşımazlar. Aynı şe­kilde insanın mutluluk özlemi, onun doğal ye­teneklerine göre sınırlandırılmalıdır. Genel olarak Taoculuk ruhun ölümsüzlüğünü kabul eder.

Yeni-Taocu ve Yeni-Budacı dönemde (M.S. 3-9 yüzyıl) metafizik kavramlara temelden bir yöneliş gözlenmiştir. Yeni-Taocular, Nihai Hakikat'ın Varlık mı. Hiçlik mi olduğu, temel gücün tümel mî, tekil mi olduğu sorusunu or­taya koydular. Bu etkiyle ilk Çinli Budacı dü­şünürleri Varlık ve hiçlik sorusunu üzerinde tartıştılar ki, sonraki Budist okullar varlık ve hiçlik okulları şeklinde ayrıldılar.

Yeni Konfüçyüsçu dönemde (11-19. yüzyıl­lar) tüm eski kavramlar korunmakla birlikte,

Budist etkiler ile ahlak ve toplum sorunlarını açıklamak bakımından metafizik bir temci oluşturma gereği duyuldu. İlke, hayat enerjisi (chi), Tao, Cennet ve yinyang gibi geleneksel metafizik kavramlar bu dönemde Yeni-Kon-füçyusçuluğun kavramları haline geldi.

Bütün bu Öğreti ve okullara rağmen, Batı dü­şüncesinin Çin'e girişine kadar Konfüçyuscu-luk, Çin'in geleneksel düşünce sistemi olarak kalmayı başardı. Öyle ki, aykırı düşünen düşü­nürler bite kendilerini Konfüçyüsçu olarak takdim etmek durumunda kaldılar.

Çin düşüncesinin dördüncü dönemini oluştu­ran XX. yüzyıl, önceki dönemler ile pek bir benzerlik arzetmez. Modern dönem olarak ta­nımlanan XX. yüzyıl Çin düşüncesi önce batılı­laşma, arkasından geleneksel felsefenin kurul­ması ve Marksizmin üstünlük sağlaması aşa­malarından geçmiştir. Yüzyılın başlarında Adam Smİıh, Montesquieu, Aldous Huxley, Danvin, Herbert Spencer ve daha başkaları­nın çevrilmeleriyle bilim ve demokrasi gibi ba­tılı değerlerin Çin'e aktarılması sağlandı. Kon-lüçyüs ahlakı şiddetli eleştirilere uğradı. Ayrı­ca Platon, Kant, Hcgel felsefelerinin yanında Haeckel, Kropotkin, Nietzschc, Schopcnhau-cr, Bcrgsoıı, Descartesve W James'in öğretile­ri aktarılmaya çalışıldı. Daha sonra \Vhitehc-ad, Royce ve Carnap gibi filozoflar tanıtıldı. Kısacası Batıyla temasa geçen Çin düşüncesi bilimsel, pozitivİst ve pragmatik bir gelişme çizgisi izledi. Hu Shi'nİn (1891-1962) benimse­diği ve geliştirdiği Pragmatizm, en etkili Batılı Öğreti olarak Öne çıktı. 1949'da sosyalizmin ku­rulmasıyla birlikte Marksist felsefe hakim du­ruma geldi. Resmî ideoloji geleneksel Çin dü­şüncesini yasaklamasa da, sıkı bir eleştiri süz­gecini zorunlu görmektedir. Kültür devrimi gi­bi ideolojik ve siyasal ağırlıklı hareketlerin aşı­rı geleneksel düşünce düşmanlıkları, eleştiri sı­nırı içinde değerlendirilemez. Ancak daha sonraları bu aşırılıkların yerini uzlaşma, Batı kültürüne açılma denemeleri almıştır. Fakat bu dönemin kalıcı olup olmadığı ve nasıl bir seyir izleyeceği şimdiden kestirilemese bile, kesin olan bir şey varsa, o da, geleneksel Çin düşüncesinin sembolü durumunda olan KonfüçyüsvcKonfüçyüsçülüğünhaladirenebilme-si, lıutta değişik bir şekilde canlanmasıdır.

İsmail KILLIOĞLU Bk. Budizm; Hint Düşüncesi.