ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER - 15. Sayfa
ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER
İktisatta tanımı üzerinde uzlaşılmamış kavramlardan biri de "çok uluslu şirket" kavramıdır. Tanımını yapmadan önce mahiyeti üzerinde durulması tanımın anlaşılmasını da kolaylaştıracaktır.
Çok u luslu şirketlerin kuruluşunu ve faaliyetlerini M.Ö.3000 yıllarına götüren yazarlar vardır. O yıllarda Mezopotamya'da merkezleri olan bu çok uluslu şirketler kıymetli taşlar, köle, yün vb. malların ticaretini yapmaktaydı. Bu işlerle uğraşan iş adamlarının çok iyi örgütlenmiş bir ticaret ağları olduğu gibi, Asya ve Avrupa'da da kolonileri bulunmaktaydı. Fakat sözkonusu şirketler ne bugünkü yapıda idi, ne de o zamanlar ticarette royalti sözkonusuydu.
Geçmişi bu kadar gerilere götürülmesine rağmen denilebilir ki, çok uluslu şirketlerin uluslararası iktisadi faaliyetleri esasen 1950'-lerden sonra yoğunluk kazanmıştır. Bunun nedeni dünya ekonomisinde 1950'lerden başlayıp 1960'ların ortasına kadar süren olumlu gelişmedir. Bu dönemin istikrar havası şirketlerin uluslararası ekonomik faaliyetlere yönelmesine olduğu kadar, karar alma ve politika yapma imtiyazı yine merkezde olmak kaydıyy-la, başka ülkelerde yatırım ve üretim faaliyetİ-ninde bulunmanın riskini de azaltmıştır.
Sorunun bir başka cephesi de kapitalizmin çehresiyle ilgilidir. Denebilir ki, çok uluslu şirketler kapitalizmin, çağdaş iktisadi organizasyonlarıdır. Dünya çapında kazanç getiren kaynaklara el atma biçiminde gelişip, zamanla merkezden uzakta kendi başına karar alabilen ve politika yapabilen kurumların ortaya Çıkmasıyla, Dünya ekonomisinin entegrasyonu da gittikçe kolaylaşmıştır. Bugünkü veçhesiyle bakarsak, aldığı kararlarla ve uyguladığı politikalarla ülke ekonomilerini de etkileme gücüne sahip olan bu şirketler, boyutları itibariyle ülkelerle mukayeseli bir sıraya Konsalar, çoğu ülkelerden daha büyük iktisadi büyüklüğe sahip oldukları görülür. İşte böyle karmaşık bir organizasyonu bütün unsurlarıyla bir tanımın içine sıkıştırmanın zorluğu bu konudaki tanımların da çok ve çeşitti olmasına yol açmıştır.
Çok uluslu şirket, iki ve daha çok ülkede kendisine bağlı birimleri aracılığıyla kazanç (ya da kâr) getiren faaliyette bulunan ve tüm birimlerini uluslararası düzeyde ilgilendiren kararlar alan ve bu kararlan uygulamak İçin merkezden temel politikalar saptayan, merkez yönetiminin kendi ülkesine bağlı duygulardan mücerret kişilerden oluşan ekonomik organizasyonlar olarak tanımlanabilir. Yaptığımız bu tanımlamada geçen bazı önemli kavramlara biraz daha yakından bakmak yararlı olacaktır.
Tanımdaki ilk kilit kavram kazanç ya ila kâr getiren faaliyet kavramıdır. Bundan anlaşılan, ikiden, çok ülkede doğrudan reel yatırım yapmak ve bu yatırım faaliyetinden bir kazanç ya da kâr sağlamaktır. Yoksa, satış acentaları şeklinde ana ülke dışına taşmak veya portföy yatırımı şeklinde bir-yatırım faaliyeti içine girerek başka şirketlerin hisselerini almakla olanlar bizim tanımladığımız çok uluslu şirket kavramından uzaktır. Bazı yazarlar kazanç getiren faaliyetle bulunmayı yeterli bulmayıp satış hasılatının belli bir düzeye çıkması gerektiğini ileri sürmektedirler. Mesela Reymond Ver-non, bir şirketin çok uluslu sıfatına layık olabilmesi İçin satış hasılatının en az 100 milyon Amerikan doları olması gerekliğini ileri sürmektedir. Toplam satış hasılatını olduğu kadar istihdam ettikleri işgüeünü de tanımlamalarda dikkate alanlar olmaktadır.
Bizim kabul ettiğimiz tanımlamada üzerinde durmamız gereken ikinci ana kavram ülke sayısıdır. Tanımda kazanç gedren faaliydin en az iki ülkede gerçekleşmesi gerektiğini belirttik. Buna göre ana ülkede üretim faaliyetinde bulunan ama başka ülkelerde satış temsilciliği şeklinde örgütlenen ya da başka şirketlerin hisse senetlerini alan şirketi çok uluslu saymamız mümkün değildir.
Çok uluslu şirketlerin temel özelliklerinden biri de, bütün bilinilen ilgilendiren kaıvılann tek merkezden alınması, bir başka deyişle, merkezin uzantıları hüviyetinde bulunan ana ülke dışındaki şirketlerin kendi başlarına bütünü ilgilendiren kararlar alamamaları ve uvmılava-
mamalarıdır. Şirketin bütününü İlgilendiren bu konuların başında neyin üretileceği, hangi teknolojinin kullanılacağı, Üretim faaliyeti süresince kaynakların kullanılması ve denetimi, üretim faaliyetini aksatması, muhtemel unsurların belirlenmesi ve hangi tedbirlerin alınacağı gibi hususlar olarak merkezden alınacak ve uygulanacak temel politika kararlarıdır. Bu konuların birinde veya bir kaçında adem-i merkeziyetçilik, karar ve politika çatışmasına neden olabilir. Bu demek değildir ki, faaliyetin bütün unsurları en ince ayrıntısına kadar merkezden belirlenir. Bu mümkün olmadığı gibi, gerekli ve verimli de değildir. Şirketler aniden karşılaşabilecekleri konularda kesintinin olmaması için elbette ilk kararı kendileri vermek zorundadır. Karar mekanizmasının merkezden oluşturulmasını şirket sermayesinin % 50'den fazlasının merkezin hissesi olmasına bağlayanlar da vardır. Fakat asi olan etkinliktir ve etkinliğin gerektirdiği karar mekanizmasıdır.
Günümüzün çok uluslu şirketlerinin en önemli hüviyetlerinin başında, sürükleyici unsur olarak ana ülkenin ekonomik çıkarlarını da dikkate alsa bile, adeta bağımsız, kendi bütünlüğünü korumaya yönelmiş, kân artırma yolunda milli duyguları zayıf görülen ve sadece kendi ivmesiyle, prensiplerine bağlı yöneti-cilerin yönetiminde bulunmasıdır. Bu, özellikle bugün, nasıl dünya siyasi sınırlarla ayrılarak ülkelere dönüşmüşse aynı görünüm etkinlik alanı itibariyle çok uluslu şirketler için de söz-konusudur diyebiliriz.
Yukarıda verdiğimiz çok uluslu şirket tanımı, Birleşmiş Milletler yayınlarında da kullanılmaktadır. Bu tanıma göre de ikiden fazla ülkede üretim faaliyetinin gerekliliği, birimlerin, merkezle ve birbirleriyle karar uygulama ve kaynakları kullanma itibariyle sıkı ilişkilerinin gerekli olduğu vurgulanmaktadır.
Çok uluslu şirketlerin bugünkü dünyada İcra ellikleri fonksiyon üzerinde de kısaca durmakla yarar vardır. Uluslararasında faktörlerin hareketi, bu şirketler aracılığı ile yürütülmektedir. Yabancı sermaye ve teknolojinin transferi de yine bu şirketlerin mekan i/masıyle gerçekleşmektedir. Fakat bu ilişkiler ağının gelişmiş ülkeler için ortaya koyduğu sonuçlar ile gelişmekte olan ülkeler bakımından ortaya koyduğu sonuçlar aynı değildir. Biır kere belirtmek gerekir ki, çok uluslu şirketler gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerdeki nüfuz aletleridir. Kendi ülkelerinde çok uluslu şirket büyük ölçüde üretime katılarak yararlı olmağa çalışırken, gelişmekte olan ülkelerde talep kalıplarını zorlayarak halka çağdaş araçlarla üretmediklerini tüketme alışkanlığı kazandırmakta, azgelişmiş ülke piyasaları fiilen bu şirketler arasında paylaşılmaktadır. Bazı yazarlar buna "yeni sömürgecilik hareketi" demektedir.
Çok uluslu şirketler, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de çeşitli üretim alanlarında durama göre kâh yalnız başına, kâh yerli ortaklarla işbirliği içinde faaliyette bulunmaktadır. Çoğu gelişmekte olan ülke gibi Türkiye de istihdamı artırma, teknoloji transferi, döviz girdisi sağlama, Ödemeler bilançosunun denkleşmesi gibi amaçlarla ve uygun yasal düzenlemelerle yabancı şirketlerin ülke içinde yatırım ve üretim faaliyetine İzin vermiştir. 6224 sayılı yabancı sermayeyi Teşvik Kanunu bu, amaçla düzenlenmiştir. 1976 yılında 26'sı ABD, 2'si Hollanda-İngiltere, 8'i İngiltere, 3'ü Fransa, 15'i Almanya, 5'i İsviçre, 2'si İtal-
ya, 2'si Kanada, 5'i İsveç olmak üzere toplam 68 şirket Türkiye'de faaliyette bulnuurken; 1982'de bu rakam 95'e çıkmıştır. Bunların 24'ü Almanya'ya 14'ü ABD'ye, 2'si Avusturya'ya, 2'sİ Belçika'ya, 4'ü Danimarka'ya l'i Finlandiya'ya, 7'si Fransa'ya 6'sı Hollanda'ya, 5'i İngiltere'ye 3'ü İsveç'e, 7'si İsvirçe'ye, 6'sı İtalya'ya, 2'si Japonya'ya, l'i Kanada'ya, l'i Kuveyt'e, 4'ü ülke ortaklığ,ı 6'sı ise uluslararası kuruluşlara aittir. Toplam sermaye içindeki payları % 31.18'dir. 1986 yılı sonu itibariyle giren yabancı sermaye miktarı 1803 milyon dolar olmuştur. 1986 yılı sonu itibariyle ülkemizde faaliyette bulunan yabancı firma sayısı da 610'dur.
Son yıllarda Türk ekonomisinin dışa açılma sürecine girmesi bazı yerli firmaları uluslararası piyasalarda faaliyete zorlamıştır. Türkiye'nin halen uluslararası düzeyde, piyasa için üretimi birden fazla ülkede sürdüren şirketi çok azdır. Bu şirketlerin çoğu geçici ihalelerle uğraşmaktadırlar. Bunların bir kısmı da yeniden Türkiye'ye yabancı sermaye yatırımı şeklinde dönmektedir. Bunun sebebi, yabancı sermaye yatırımlarına tanınan avantajlar kadar ülke riskinin büyük ölçüde düşürülmüş olmasıdır.
(EminERTÜRK) Bk. Uluslamrası Ekonomik İlişkiler.
İslami Okul Okulların En Önemlisi