Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Daru'l-İslam - İslami Bilgiler - 2. Sayfa

 

DARU'L-İSLAM

 

Dar kelimesi İslâm hukuk ıstılahında, "Bir-nıüslüman veya gayrimüslim yönetimin hakimiyeti altındaki ülke" manasına gelir. Üi-kenin müslümanlara veya gayrimüslimlere nİs-bel edilmesi, o ülkede idare ve hakimiyet tesi­sine bağlı olup, devlet ile ülke arasında bir ha­kimiyet münasebeti sö/konusudur. İdare ve hakimiyet kİmdeyse, ülke de onlara nisbet edi­lir. Fıkıh kitaplarında darul-İslam'ın "müslü­manların hakimiyetleri altındaki yer" veya "müslümanların İmam'ı (devlet baş.kaııı)'mn hüküm ve sultasının yürürlükte olduğu ülke" vb. şekillerde tarif edildiği görülmektedir. Bu­na göre dâru'l-İslam. müslümanların hakimi­yeti altında bulunan ve İslam hukuk sistemi­nin uygulandığı ülkedir. Nüfusunun müslü-man veya gayrı müslim olması, az veya çok ol­masının önemi voklur. Bir ülkenin daru'l-İslaın sayılmasında temel Ölçü, idare ve icraatın İslami olması, yani ülkenin İslam esaslarına göre yönetilip, İslam hukukunun tatbik edil­mesidir.

Allah Resulü (s.) zamanında daru'l-İslam'm onaya çıkış ve teşekkülü Medine dönemine rastlar. Çünkü Mekke döneminde müslüman-lar bağımsız bir idare ve siyasi teşkilattan mah­rum idiler. Hicretten sonra Medine'de İslam devletinin tevekkülüyle, müslümanlar bağım­sız bir idare ve ülkeye kavuştular. Böylece ilk daru'l-İslâm, bazı hadislerde daııt'1-hiçre veya dant't-ımıluıchm şeklinde zikredilen Medine idi. Müsülmanlar Medine'de siyasi anlamda bir toplum meydana getirip gayrı müsiimlerle münasebetleri uluslararası bir mahiyet kaza­nınca, İslâm idaresinin faaliyet ve hukuk düze­ninin tatbik alanı olarak daru'l-İslâm'da teşek­kül etmiş oldu.

Daru'l-lıarb bir ülke, halkının müslüman ol­ması veya fetihten sonra orada İslâm hüküm­lerinin laıbİk edilmesiyle darıı'l-İslam'a dönü­şür. Bu hususia müslüman hukukçular arasın­da ihtilaf yoktur. Bir ülke, yalnız fethedilmiş olmakla, orada İslami hükümler tatbik edilme­den, bir başka İfadeyle yurt edinmek maksa­dıyla iskan edilmeden daru'l-İslam haline gele­ni ez.

Daru'l-İslam'ın hangi durumlarda daru'l--harbe dönüşmüş olacağı hususunda fıkıhçılar arasında görüş ayrılıkları mevcut olup bu gö­rüşleri şöyle özeilemck mümkündür.

1- Maliki ve Hanbeli mezhepleri fukahasıy-!a, Hanefi mezhebinden Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre daru'l-İslam, küfür ahka­mının tatbikiyle danf l-harbe dönüşür. Bu gö­rüş "kıyas"a dayanmaktadır. Daru'1-harb, İs­lam hükümlerinin tatbikiyle daru'l-İslam'a dö­nüştüğüne göre, aynı şekilde, daru'l-İslam da küfür hükümlerinin tatbikiyle daru'1-Harb olur.

2-Hbû Hanife'ye göre ise, daru'l-İslâm'mda-ru'l-Harbe dönüşebilmesi için şu üç şartın ger­çekleşmedi gerekir:

 a) İstila edilen yerde kü­für hükümlerinin icra ve tatbiki;

 b) Orada, ilk elemanları olmak üzere bulunan hiçbir müslü-maıı veya zımminin kalmaması;

 c) O yerin daru'l-Harbe bitişik olması. İlk şarta göre, istila­ya uğrayan daru'l-İslam'da, küfür hükümleriy­le birlikle İslam hükümleri de uygulanıyorsa, bu şart gerçekleşmemiş demektir. İlk eman-dan maksat ise, düşman istilasından önce da-ru'1-İslûm'da müslüman ve zımmınin İslâm hu­kuku gereğince sahip bulundukları can ve mal emniyetidir. Bu emniyet hiç kesintiye uğrama­dan devam ediyorsa, o yer daru'l-Harbe dö­nüşmez. Ebu Hanife'nin görüşünü şöyle açık­lamak mümkündür: Bu şartların gerçekleşme­diği yerde fiilen gayrı müslimlerİn elinde ol­makla birlikte, bazı İslami hükümlerin yürür­lükte olması, müslümanların can ve mal emni­yetine, temel hak ve hürriyetlerine müdahale edilmemesi, müslüman toplumun orada bu to­leransı doğuracak çapta etkili olduğuna delil­dir. Bu da mevcut hakimiyetin, ülkenin statü­sünü değiştirecek çapta tam ve kapsamlı olma­dığı ve bu hususta hukuki bir sonuç doğurma­yacağını gösterir. Müslüman toplum veya bir başka daru'l-İslamla mevcut yönetim arasında­ki siyasal ilişkiye gelince, sözkonusu yöneti­min müsiümaniarca tanınmasının mümkün ol­madığı tartışma konusu bile edilemez. Hanefi fıkıhçılarından et-Tahavi (ÖI.321/933) ve el~ Cessas (Öİ.370/981), Ebu Yusuf ve Muham-med'in görüşünü; çoğunluğu teşkil eden diğer Hanefi fakihler de Ebu Hanife'nin görüşünü tercih ederler.

3- Şafiilere göre ise, daru'l-İslarn olan Dir yer, daha sonra İstilaya uğrasa ve bu istilanın üzerinden uzun yıllar bile geçse daru'l-Harbe dönüşmez. Daru'l-İslam'm daru'l-Harbe ke­sinlikle dönüşmeyeceği şeklindeki bu görüş, mülkiyelin hukuken gayrı müslimlere intikal etmeyeceği manasınadır. Çünkü diğer üç mez­hebin aksine, Şafiilere göre gayrı müslimler is­tila ile müslümanlann mal ve mülklerine sa­hip olamazlar. Ancak her halükarda istilacı güçlerle savaş ilişkisi sözkoııusu olup, o yerle­ri tekrar geri almak gerekir.

Ahmet ÖZEL

Bk. Banş; Dam 'l-Harb; Dam 's-Sulh; Savaş; Ül­ke.