Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Değer - İslami Bilgiler - 8. Sayfa

 

DEĞER

 

İnsanın İhtiyaç duyan, İsteyen, amaç edinen bir varlık olarak eşyayla gerçekleştirdiği bağ­lantıda ortaya çıkan veya beliren olguya değer denir. Düşünen insana göre, eşyanın bir kişi veya belirli bir kişiler topluluğu tarafından bel­li oranlarda istenen ve benimsenen niteliği; düşünülen şeye göre eşyanın az veya çok dik­kate alınarak benimsenmesinden ibaret niteli­ği (hayatın değeri gibi); ya da eşyanın bir ama­cın gerçekleşmesinde ortaya çıkan kullanımın­dan İbaret niteliği (bir sanat eserinin değeri gi­bi) . Ekonomi bilimi açısından herhangi bir şe­yin değişim (mübadele) değerini anlatan bir kavramdır. Kısacası değer ahlakta, estetikte, iktisatta ve felsefede yer alan önemli ve kulla­nım alanı oldukça geniş bir kavramdır.

Felsefenin inceleme alanına giren üç önemli sorununun Varlık, Bilgi ve Değer olduğunu ileri sürmek mümkündür. Kant, İlkçağ felsefe­sini gözönüne alarak bunu Fizik, Etik ve Man­tık alanları şeklinde ayırmaktadır (Ahlak Me­tafiziğinin TemeUendiıilmesi). Varlık ve Bilgi sorunları daha başlangıçta felsefenin bilinen

en önemli sorunları olarak algılanmaktaydı.

Fakat gerek Varlık, gerekse Bilgi alanları do­ğal olarak anlam ve önem olgularını da kapsa­maktadır. Yani bilgilerin derin bilinçli bir de­ğerlendirilmesi de sözkonusudur. Gerçekte in­san düşünceleri, duyuşları ve eylemleriyle nes­nelerin sürekliliğini sağlayacak bir temele ihti­yaç duymaktadır. İnsan nesnelerin İyi, yararlı, güzel oluşlarını değerlendirmek durumunda­dır. Böylece insanın nesneyle ilişkilerinin sü­rekliliğini sağlayan bir aşkınlık alanı sözkonu­sudur ki, buna değer alam denebilir. İnsan, dünyayla ilişkisinde, hayat ve eylemlerinin bü­tünlüğünün korunmasında bu değer alanını gözönünde tutar. Kısacası İnsan varlık yapısı­nın, manevi dünyasının anlaşılmasında, kavra­nılmasında ve açıklanmasında değerlerin öne­mi sözkonusudur. Gerçekten, örneğin bir inanç ilkesinin yaşatılması, bir geleneğin ko­runması, eğitimin insanı yetişkin ve mükem­mel hale getirmesinde değerlerin belli olması gerekmektedir. Çünkü insanların başarıları, eylemleri, genel olarak hayatlarının bütünlü­ğü belirli değerler ile kuşatılır ve yönlendirilir. Ayrıca insan yaşadığı sürece daima belli bir ta­vır alma durumundadır ki, işte bu her tavır alış bir değere veya bir değer duygusuna da­yanmak suretiyle gerçekleştirilir. Kısacası her türlü amaçve hedefler, ilişki ve çıkarlar, tutku­lar ve istekler, güç ve İktidarlar, sevgi ve nef­retler, inanma ve inkarlar, sadakaı ve doğru­luklar, her türlü İdealler bir değeri ifade eder­ler ve bir değere dayanırlar. Ahlâk ve din ku­rallarının, estetik ilkelerin, birer değer mahi­yeti ve Özelliğinde görünmeleri de bundan do­layıdır. Başka bir söyleyişle, varlık ve gerçek­lik öz ve değer açılarından İncelenebildiği gi­bi, insanın eylem ve davranışları da değerlen­dirme ve bilme açısından irdelenebilir. Yani nasıl bilgi elde etmeye yönelik bir bilinç için-deysek, aynı şekilde bir şeyi İstemek bakımın­dan da önceden değerlendirmek ve seçmek durumundayız. Ancak bilginin akıl veya du­yumla elde edilmesine karşılık değerleri, ruhu­muzla kavrar ve özümleriz. Onun içindir ki, ahlâk ve din kurallarıyla estetik ilkeler birinci derecede değerler olarak ortaya çıkarlar. Aslında bilginin de hakikat değerini onun özün­de aramamızın nedeni budur. Bu bakımdan değerler, bu dünyanın birer gerçekliği oldukla­rından, anlam ve özleri olaylar ve olgular İle İlişki içinde olma durumundadırlar; ancak olaylar ve olgular tarafından belirlcnmezler. Halta denebilir ki varlık, salt fizik mahiyet ve özellik olarak tanımlanamaz, aksine varlığın tanınması ve tanımı değer yargılarının nesnel­liği objektİvitesi aracılığıyla mümkün olabilir. Ayrıca bilginin amacı bu değeri tanımadır, çünkü bilginin amacı olan "hakikat" de bir de­ğerdir. Sözgelimi Allah'ın rahmet ve ihsanının bilgisi, bunların hakikat değeri olmalarıyla İliş­kilidir.

İnsanın fert olarak hayatını, eylemlerini ve davranışlarını, amaç ve ideallerini belirlemesi ve onlara uygunluk sağlaması değerlerle müm­kün olabilir. Zaten insanın kamil bir varlık, ah­laki bir şahsiyet, gerçek bir mümin, İç dünyası zengin ve derin bir kimse niteliğine ulaşması ancak dayandığı değerlerle Ölçülebilir. Yani İnsanın hayatı yüce bir ahlak yasasının, mut­lak bir hayır kavramının varlığıyla değer kaza­nır. Böyle bir değerden yoksun bir hayat, bîr hayvan hayatından farksız, hedefsiz, amaçsız, idcalsiz, yozlaşmış ve sefil bir hayat olarak ta­nımlanmalıdır. Fert İçin geçerli olan bu olgu, toplum için de geçerlidir ve kesinlikle gözardı edilemez. Toplumu, toplum olma özelliğine getiren ve bu özelliğin temellendirilmcsindc ve korunmasında vazgeçilmez olan kural ve kurumlar da belli değerlere dayanırlar ki, işte bunlara kültür değerleri adını vermek müm­kündür.

Değerleri çeşitli yönlerden sınıflandırmak mümkündür. İlkin içerik yönünden değerler:

 a) İçkin değerler;

 b) Aşkın değerler;

 c) Nor­matif değerler olarak ayrılırlar. İkinci olarak hiyerarşi bakımından;

 a) Yüksek değerler;

 b) Araç değerler şeklinde tasnif edilirler. Yük­sek değerler İdealler, İnançlar, dürüstlük, dost­luk, sadakat, saygı, sevgi gibi değer yargılarını kapsarlar. Araç değerler İse fayda, ilgi, çıkar ve her türlü maddî değerleri, güç ve iktidar gü­dülerini, ün ve şan gibi değer yargılarını ifade ederler. Bunların dışında değeri haz, arzu edil-

me "tanımlanamaz" (G.E. Moore'un değer an­layışı) olarak nitelendiren görüşler de ileri sü­rülmüştür. Fakat değerlerin objektifliğini açık­lamada bu görüşler yetersiz kalmışlar ve şid­detle eleştirilmişlerdir.

İsmail KILLIOĞLU