Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Delilik - İslami Bilgiler - 13. Sayfa

 

DELİLİK

 

Değişik tarihî dönemlerde ve değişik kültür­lerde farklı anlamlara gelen, genellikle çoğun­luktan ayrı, tuhaf düşünce ve davranışları olan İnsanların hâli. Bugünkü değerlendirme­lerin sunucunda bilim adamları, en eski çağlar­dan beri delilik olgusunun bilindiği ve onu iyi­leştirme yönünde çabalar olduğu kanaatİnde-dirler.

Peru'daki kazılardan elde edilen taş devrine ait oldukları öne sürülen delik kafataslannı antropologlar ve psikiyatri tarihçileri, ruh (mental) hastalığından muzdarip kişilere ya­pılmaya çalışılan ilk tedavinin eserleri olarak yorumluyorlar. Onlara göre tarih öncesi insan­lar, sara'yı (epilepsi) ve şiddete yönelik davra­nışları klanın atalarına ait ruhların yaptığına inanmaktadırlar. Kafataslannı delme nedenle­ri de bu kötü ruhları kovmaktır. Yine bu bilim adamlanna göre tarih öncesi ilkel kültürlerde­ki genel özellik, tabiat olayları gibi ruh hasta­lıklarının da kötü ruhlar tarafmdan yapıldıkla­rı inancıdır (Demonoloji). Bu nedenle kafata­sı delme gibi şaman ve büyücünün iyileştirici işlevlerinin de kötü ruhları kovmak olduğu dü­şünülmektedir. Hatta bilim adamları şamanın bir nevrotik hasat olduğuna karar vermişler­dir.

Modern tarih anlayışının ilerlemeci çizgisi, antropoloji ve psikiyatri tarihinde varlığını ko­rur. Tarih ilk insandan günümüze doğru ilerle­yerek akar. Kısmî gerilemeler olsa bile tarih İçinde deliliğe bakışın demonolojiden psikolo­ji ve psikiyatriye nasıl evrildiği anlatılır,

Mısır, Uzakdoğu ve Yahudi kültürlerinde de demonolojik anlayış varlığım sürdürmüş­tür. Ancak kötü ruhlar, şeytan, tilki gibi deği­şik İsimler alırlarken, şaman ve büyücülerin rollerini din adamları üstlenmişler, dua ve di­nî törenler özel önem kazanmıştır. Eski Ahid'de deliliğin ilahî bir ceza olarak görülme­si bu anlayışın tipik bir göstergesidir. Gre-ko-Romen kültürleri ise, bir yandan demono-lojiyi temsil ederlerken bir yandan da modern kültüre temel olabilecek atılımları yapmışlar­dır. Halk, deliliği Mania ve Lyssa gibi kötü tanrıcıların etkisiyle açıklamış ve deliler, kötü tanrıcıların kaçması için kapatılmış, zincire vu­rulmuşlardır. Bu yöntem, hastalığı hastalığa neden olan etkenle tedaviye çalışmanın (ho-meopati) ilk şeklidir. Öte yandan tapınaklar­da ilk tıp eğitimi başlamıştır. Modern tıbbın babası sayılan Hipokrat, bu dönemde yaşa­mış; deliliği demonoloji ve Tanrı'nın (God) gazabıyla değil, doğal nedenlerle açıklamaya kalkmış, ruhsal hastalıkları kendi tıp anlayışı­na göre sınıflamış, kalıtımın ve rüyaların öne­mine dikkat çekmiştir. Yine bu dönemde ilk kez Platon'un "Kanunlarında delilere uygu­lanması gereken hükümlere yer verilmiştir. Platon, delilerin hukukî ve cezaî ehliyetlerinin olmadığını, ancak ailelerin onlara sahip çıkma­ları gerektiğini söylemiş; fakat zaptedüeme-yen delilerin öldürülebileceğine hükmetmiştir.

Ortaçağ her alanda olduğu gibi tarihte bir geri adım, karanlık bir dönemdir. Eski çağla­rın demonolojik anlayışı, Ortaçağda Özellikle Batı'da dinî taassubun delilere karşı umursa­mazlığı ve zalim uygulamaları biçimine bürün­müştür. Ortaçağ ayrıca bugün histeri salgını olduklarına karar verilen, tarantizm ve likan-tropi adlarıyla anılan kitle çılgınlıklarıyla bilin­mektedir. İslamiyet ise her şeye rağmen, Orta­çağda delilik ve dîliliğe karşı tutumu ele alan hemen bütün incelemelerde genel çizginin dı­şında müstesna bir yere sahip olduğu şeklinde değerlendirilmektedir. Dinî esasların hayat tarzlarını belirlediği Ortaçağ İslam toplumla­rında deliye karşı insancıl ve şefkatli tutumlar. Eski Yunan klasiklerinin Arapçaya çevrilmesi ve oradan Endülüs aracılığıyla Batı'ya geçişi, bilim öğrenimine özel önem verilmesi, delile­ri iyileştirmek İçin özel yerler (bimarhaneler) kurulması ve müzikle tedavi gibi yöntemler ge­liştirilmesi ve özellikle de İslamiyetin deliliği ilahi bir ceza olarak görmediği gibi, delileri so­rumlu da tutmayışı önemle vurgulanan nokta­lardır.

Rönesans, en genel hatlarıyla bilimde ve tıp­ta dinin etkisinin azaldığı, laik düşüncenin ve modern bilimin yeşermeye başladığı dönem olarak bilinir. Bu dönemde delilere karşı uygu­lanan tutumlar ise çelişiktir. Büyücülük ve akılcılık yan yana gelişmekte, engizisyon her ikisine de karşı çıkmaktadır. Erasmus'un "De­liliğe Methiye"si ve Cervantes'in "Don Quixo-te'unda görüldüğü gibi, deli imajında onları kabullenme yönünde hiç değilse yazarlar, sa­natçılar, hekimler arasında değişmeler olmuş; Vjves, Agrippa, Weycr, Leonardo da Vinci, Paracelsus gibi hümanistler delilerin korun­maları gerektiğini, deliliğin de bedensel bir hastalık olduğunu savunmuşlardır. Eski ma­nastırlar akıl hastaneleri haline getirilmiştir. Fakat yine bu dönemde gelişen akılcılığın etki­siyle deliler toplumdan alabildiğine dışlanmış­lar, para karşılığında halka panayırlarda, has­tanelerde teşhir edilmişlerdir.

16. ve 17.yüzyıllar, modern bilimsel düşünce­nin  hakim olmaya başladığı,  akademilerin

önemli sosyal kuruluşlar olarak ortaya çıktık­ları dönemlerdir. Descartes'in aklı (sensori-um commune) beyindeki pineal beze dayan-dırmasıyla akıl hastalıklarının nedeninin be­yindeki bir bozukluk olduğu kanısı giderek yaygınlaşmıştır. Linneaus'un botanikteki sınıf­landırma yöntemi, genel tıpta olduğu gibi, akıl hastalıklarıyla ilgilenenlerin de bu hasta­lıkları sınıflandırmaya girişmelerine yol açmış­tır. Papanın doktoru Za Chia, akıl hastalığına doktorun karar verebileceğini bildirerek Adlî Psikiyatri'nin temelini atmıştır. Günümüzü ha­ber veren bu gelişmelere rağmen, Ortaçağda­ki Tanrı'nın yerini adeta "akıl ve mantık" alma­sıyla delilere uygulanan zalim yöntemler kat-merleşerek artmış, üstelik dönemin düşünürle­ri tarafından bu uygulamalar hararetle savu­nulmuştur. Aklı ve akıllıları korumak için deli­ler gemilerle boş adalara terkedilmiş, kafesler­de tutulmuşlardır.

18.yüzyılın sonlan ise gerek kurumlaşma, ge­rekse ruh hastalarına uygulanan tutumlar ve tedavi yöntemleri açısından günümüzün anla­yışlarına çok benzeyen yaklaşım ve girişimle­rin yapıldığı dönemdir. Fransa'da Pinel'in, İn­giltere'de Tuke'un ve italya'da Chiarugi'nin delileri zincirlerinden kurtarma ve onlara "mo­ral tedavi" uygulama şeklindeki çabaları psiki­yatri tarihinde devrim olarak anılırlar. Psiki­yatri terimi de ilk kez bu dönemde Alman­ya'da kullanılmıştır.

19.yy'dan günümüze kadar olan dönem ise, ruh hastalıklarının ele alınmasında organik ve psikolojik yaklaşımların birbiri ardınca ileri sü­rüldükleri, bir çok yeni sınıflama ve tedavi yöntemlerinin geliştirildiği, genel hastanelere küçük, modern psikiyatri klinikleri kurmak, hastayı toplum İçinde tedavi etmek gibi insan­cıl ve hastayı topluma kazandırmaya yönelik çalışmaların yapıldığı, ruh sağlığına verilen önemin arttığı birdönem olmuştur, bu döne­min özelliklerinden en belirgin olanı, psikiyat­rinin tıp, psikolojinin sosyal bilimler içinde bi-lim ve tedavi kurumlan olarak yerleşmeleri, ruh hastalığının sınırlarının gündelik hayat problemlerini de kapsayacak şekilde genişle­mesidir.

Deliliğe bakışta izlenen bu kronolojik yakla­şımın, bugünün antropoloji ve psikiyatri tari­hindeki hakim anlayışa göre yapıldığı unutul­mamalıdır. Yine aynı çevrelerde bu bakışa karşı gelişen şiddetli bir muhalefet vardır. Bu muhalefetin önde gelen isimleri düşünür. Mic-hael Foucault, antropolog C.L.Strauss ve psi­kiyatr R.D.Laing'tir. Foucault ve Laing'e gö­re Rönesanstan beri deliliğe yaklaşımda izle­nen çizgi, aslında bir ilerleme değil, gerileme­dir. Çünkü Rönesans öncesi toplumlarının de­lilik anlayışıyla, modern toplumun ruh hastalı­ğı anlayışı arasında taban tabana zıtlıklar, muhteva farklılıkları vardır. Rönesans öncesi toplumlarında delilik olgusu genel olarak kut­sal dünyadan bir haber diye yorumlanırken, modern psikoloji ve psikiyatride ruh hastalığı aklın İktidarını temsil eden bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Ruh hastalarına uygulanan in­sancıl yöntemler İse ruhsal bîr zulümden iba­rettir, üstelik bu zulme neredeyse bütün top­lum maruz kalmaktadır. Strauss'a göre İse kül-türleryapısal olarak karşılaştırıldıklarında kül­türler arasında bir ilerleme değil, benzerlik ve eşitlikler vardır. Tarih öncesi kültürlerdeki şa­manın yerini, modern kültürde psikoterapist almıştır.

(SBA)