Demokrasi - İslami Bilgiler - 15. Sayfa
DEMOKRASİ
Egemenlik haklarının halka ait olduğu siyasî sistem ve yönetim şekli. Yunancadan gelen kelimenin demos (halk),kmtos (yönetim) etimolojik anlamı korunmuş olmakla birlikte, baştan beri aristokrasiye muhalif grupların siyasî programlarını buna dayalı olarak gerçekleştirmek özlemlerini simgelediğinden kelimede kavram kaymaları olmuştur. Genel bir tanımla demokrasi egemenlik haklarının halka ait olduğu fikrine bina edilmiş siyasî bir sistemdir. Şu veya bu şekilde bu sistem, geniş bir şekilde uygulanmış olmakla birlikte bugünkü tüm çağdaş ideolojiler tarafında» oldukça farklı, hatta çelişkili anlamlarla doldurulmuştur. Bu bakımdan tek bir tanımda birleşme imkânı yoktur. A.Lİncoln, demokrasiyi "halkın, halk için ve halk tarafından yönetilmesidir" diye tanımlarken J.J.Rousseau, demokrasinin gerçek şekliyle hiçbir zaman var olmadığını ve
olmayacağım ileri sürmüştür. Gerçekten de halk hiçbir zaman siyasî kararlara doğrudan katılma hususunda tam bir irade sahibi olamaz, bu nedenle her zaman idare edenler ve idare edilenler ayrımına gitmek zorunluluğu vardır. Bunun için mevcut bir sürü seçim tekniklerinin ve iktidarın temsilini veya delegasyonunu izah eden muhtelif teorilerin içinde halkın iktidarı fikri, idealden başka bir şey değildir. Bu nihaî ve ideal tanıma yaklaşmanın İmkanı olmadığı da ayrı bir gerçektir. Bu da demokratik bir rejim kriteri arama gayretlerinin iflasa mahkum olduğu anlamına gelir. Örneğin, sadece halkın iradesinin iktidarın doğrudan kaynağı olduğu yerlerde, demokrasinin olduğu konusunda anlaşılabilse bile, bu durumda hangi halktan sözedildiğini belirtmek önem kazanır. Konuya bu açıdan baktığımızda Atina'daki demokrasi modelinin -ki bu model şehirdeki yabancılarla köleler dışındaki yurttaşlara oy hakkı tanıyordu- çağımizdaki ideal demokrasilerin çok gerisinde kaldığım görüyoruz. Tek dereceli ve tüm vatandaşlara oy hakkı tanınan bir modelin varlığı eğer bugünün demokrasisi İçin vazgeçilemez bir şartsa, ne yeterli şartlan sağlayabilir, ne de tartışılmaya kapalı bir şeydir. Azınlıkların haklarını ve adayların çoğulculuğunu teminat altına alan rekabete dayalı bir seçim sistemi de, tek partinin tekeline bağlı ve resmî adaylarla yürütülen, rekabete dayalı olmayan seçim sistemi de bu modeli kullanmaktadır. Hatta ilk tip seçimlerde bile partilerin aday belirleyişlerinde-ki tekelcilikten kaynaklanan fırsat ve imkan eşitlikleri vardır. Şu halde, demokrasi üzerine yapılacak tüm tanım denemeleri ya yaklaşık anlamlar verecektir, ya da İdeolojik bir tercihin çerçevesinde şekillenecektir.
Bir toplumda demokrasinin gerçekleştirilebilmesi İçin bazı asgarî şartların bulunması gerekmekledir. Bunlar;
a) Halkın yönetime geniş çapta katılması,
b) Farklı düşüncelerin serbestçe ifade edilmesine ve düşüncelerin Örgütlenebilmesine imkan tanınması,
c) Çoğunluğun kararlarına toplumun uyması ve bunun yanında azınlık haklarının korunması,
d) Temel hak ve Özgürlüklerin güven altında bulunmasıdır. Doğrudan doğruya kendini yönelebilme imkânına sahip bulunmayan halk, yöneticilerini belli aralıklarla yapılan seçimlerle belirler ve bu yolla yönelime katılmış olur. Demokratik toplumlarda halkın yönetime katılması partiler, seçim, referandum vb. kurumlar şeklinde Örgütlenmiştir.
Demokrasi Türleri:
Doğrudan demokrasi ile temsilî demokrasi arasındaki geleneksel çekişmenin tek bir teorik bağlamı vardır. Zaten vatandaşların aracısız olarak kararları doğrudan aldıkları lek dereceli demokrasiler son derece nadirdir. Aıi-na'da bile, alman kararların geçerli addedilmesi için allı bin kişinin agorada toplanması gerekli idi. Doğrudan demokrasi ancak çok dar bir çerçevede algılanabilir ve sadece çok istisnaî durumlarda tatbik edilebilir. Örneğin İsviçre'nin en küçük kantonunun halk meclisleri gibi. öte taraftan temsilî demokrasi ise günümüzde en yaygınca kullanılan model olarak karşımıza çıkar. İktidarın yürütülmesi için bu demokraside genel oyla seçilen temsilcilere yeiki verilir. Bunlara da milletin istekleri yönünde çalışacakları konusunda güvenilir. Sık sık referandum ve veto gibi "yarı doğrudan" demokrasi uygulamalarına temsilî hükümetler de başvurmak.zorunda kalabiliyorlar. Muhtelif uygulama yöntemleriyle bu kurumları bir-birînden farklı rejimlere sahne olan bir çok devletle de görmek mümkündür. İsviçre'deki konfederasyon, Fransız Cumhuriyeti, Avustu-ralya, ABD'nin eyaletleri, İtalya, Sovyetler Birliği ve bazı halk cumhuriyetleri bunlara birer örnek teşkil ederler.
Sonuçlan itibariyle birbirlerine en zıt İki demokrasi, liberal kökenli çoğulcu demokrasi ile çoğu zaman Marksist kökenli olan üıumİ-ınist demokrasidir. Bunların ilki daha eskidir ve Ban Avrupa ile Kuzey Amerika'da kuvvetle kök salmıştır. Özgür, ciddi ve yer almak isteyen itim siyasî güçlerin rekabetine imkan laru-yan seçimlerin varlığına dayanır. Bu seçimlerin açık veya gizli olarak muhalefetle azınlıkları koruyan bir statüsü, bunun yanında da çoğunluğun iktidarı elinde bulundurma hakkıyla bu iktidarın her an el değiştirebileceğinin kabulüne istinad eden bir prensibi vardır. Gerçekte ise sık sık bu İdeal şemanın dışına taşüdı-ğı görülür. Marksist modele gelince, 1917'den bu yana Sovyetler Birlİği'nde II.Dünya Sava-şı'ndan sonra da halk cumhuriyetlerinde yürütülen bu model -Marks'a göre- üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan bir sınıfın baskısını gizlemeye yarayan çoğunluğun hülyalarına tepki olarak sahneye çıktı. Marksist demokrasi ünanimisttir. Zira iktidar için sınıflar arası Çekişme ve rekabeti toplumsal/siyasal yapıdan çıkarmışlardır. Bunun sonucu olarak se-Çİm, çalışanların tümünü temsil eden tek bir partinin, yani komünist partisinin idari heyetini belirlemekten başka bir şey değildir. Halk demokrasileri toplumsal alt yapıdan yoksun olduğundan, muhalefet ve iktidarın "el değiştirmedi tüm anlamını kaybetmiştir. Sovyetler Birlİği'nde XXII.Komünist Parti Kongresi'n-den beri bu toplumsal homojenliğin ve halk iradesi birliğinin adı Sovyet teorisyenlerce tüm ulusun devleti olarak konmuştur. Bu durumda gerçeğin, teorik modelden oldukça saptığını söylemek mümkündür. Demokrasilerde temel sorun, egemenliği kullanacak temsilcileri seçen yönetilen zümre ile asıl güç odağım oluşturacak özel gruplardan oluşan yöneticiler arasındaki kopukluğun sürekliliğinde yatmakladır.
(SBA) Bk. Scçİnı Sistemleri; Siyaset; Totalitarizm
İslami Okul Okulların En Önemlisi