Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Demokrasi - İslami Bilgiler - 15. Sayfa

 

DEMOKRASİ

 

Egemenlik haklarının halka ait olduğu siyasî sistem ve yönetim şekli. Yunancadan gelen ke­limenin demos (halk),kmtos (yönetim) etimo­lojik anlamı korunmuş olmakla birlikte, baş­tan beri aristokrasiye muhalif grupların siyasî programlarını buna dayalı olarak gerçekleştir­mek özlemlerini simgelediğinden kelimede kavram kaymaları olmuştur. Genel bir tanım­la demokrasi egemenlik haklarının halka ait olduğu fikrine bina edilmiş siyasî bir sistem­dir. Şu veya bu şekilde bu sistem, geniş bir şe­kilde uygulanmış olmakla birlikte bugünkü tüm çağdaş ideolojiler tarafında» oldukça farklı, hatta çelişkili anlamlarla doldurulmuş­tur. Bu bakımdan tek bir tanımda birleşme im­kânı yoktur. A.Lİncoln, demokrasiyi "halkın, halk için ve halk tarafından yönetilmesidir" di­ye tanımlarken J.J.Rousseau, demokrasinin gerçek şekliyle hiçbir zaman var olmadığını ve

olmayacağım ileri sürmüştür. Gerçekten de halk hiçbir zaman siyasî kararlara doğrudan katılma hususunda tam bir irade sahibi ola­maz, bu nedenle her zaman idare edenler ve idare edilenler ayrımına gitmek zorunluluğu vardır. Bunun için mevcut bir sürü seçim tek­niklerinin ve iktidarın temsilini veya delegas­yonunu izah eden muhtelif teorilerin içinde halkın iktidarı fikri, idealden başka bir şey de­ğildir. Bu nihaî ve ideal tanıma yaklaşmanın İmkanı olmadığı da ayrı bir gerçektir. Bu da demokratik bir rejim kriteri arama gayretleri­nin iflasa mahkum olduğu anlamına gelir. Ör­neğin, sadece halkın iradesinin iktidarın doğ­rudan kaynağı olduğu yerlerde, demokrasinin olduğu konusunda anlaşılabilse bile, bu du­rumda hangi halktan sözedildiğini belirtmek önem kazanır. Konuya bu açıdan baktığımız­da Atina'daki demokrasi modelinin -ki bu mo­del şehirdeki yabancılarla köleler dışındaki yurttaşlara oy hakkı tanıyordu- çağımizdaki ideal demokrasilerin çok gerisinde kaldığım görüyoruz. Tek dereceli ve tüm vatandaşlara oy hakkı tanınan bir modelin varlığı eğer bu­günün demokrasisi İçin vazgeçilemez bir şart­sa, ne yeterli şartlan sağlayabilir, ne de tartışıl­maya kapalı bir şeydir. Azınlıkların haklarını ve adayların çoğulculuğunu teminat altına alan rekabete dayalı bir seçim sistemi de, tek partinin tekeline bağlı ve resmî adaylarla yürü­tülen, rekabete dayalı olmayan seçim sistemi de bu modeli kullanmaktadır. Hatta ilk tip se­çimlerde bile partilerin aday belirleyişlerinde-ki tekelcilikten kaynaklanan fırsat ve imkan eşitlikleri vardır. Şu halde, demokrasi üzerine yapılacak tüm tanım denemeleri ya yaklaşık anlamlar verecektir, ya da İdeolojik bir terci­hin çerçevesinde şekillenecektir.

Bir toplumda demokrasinin gerçekleştirile­bilmesi İçin bazı asgarî şartların bulunması ge­rekmekledir. Bunlar;

 a) Halkın yönetime ge­niş çapta katılması,

 b) Farklı düşüncelerin ser­bestçe ifade edilmesine ve düşüncelerin Örgüt­lenebilmesine imkan tanınması,

 c) Çoğunlu­ğun kararlarına toplumun uyması ve bunun ya­nında azınlık haklarının korunması,

 d) Temel hak ve Özgürlüklerin güven altında bulunmasıdır. Doğrudan doğruya kendini yönelebilme imkânına sahip bulunmayan halk, yöneticileri­ni belli aralıklarla yapılan seçimlerle belirler ve bu yolla yönelime katılmış olur. Demokra­tik toplumlarda halkın yönetime katılması par­tiler, seçim, referandum vb. kurumlar şeklin­de Örgütlenmiştir.

 

Demokrasi Türleri:

 

Doğrudan demokrasi ile temsilî demokrasi arasındaki geleneksel çekişmenin tek bir teo­rik bağlamı vardır. Zaten vatandaşların aracı­sız olarak kararları doğrudan aldıkları lek de­receli demokrasiler son derece nadirdir. Aıi-na'da bile, alman kararların geçerli addedil­mesi için allı bin kişinin agorada toplanması gerekli idi. Doğrudan demokrasi ancak çok dar bir çerçevede algılanabilir ve sadece çok istisnaî durumlarda tatbik edilebilir. Örneğin İsviçre'nin en küçük kantonunun halk meclis­leri gibi. öte taraftan temsilî demokrasi ise gü­nümüzde en yaygınca kullanılan model olarak karşımıza çıkar. İktidarın yürütülmesi için bu demokraside genel oyla seçilen temsilcilere yeiki verilir. Bunlara da milletin istekleri yö­nünde çalışacakları konusunda güvenilir. Sık sık referandum ve veto gibi "yarı doğrudan" demokrasi uygulamalarına temsilî hükümet­ler de başvurmak.zorunda kalabiliyorlar. Muh­telif uygulama yöntemleriyle bu kurumları bir-birînden farklı rejimlere sahne olan bir çok devletle de görmek mümkündür. İsviçre'deki konfederasyon, Fransız Cumhuriyeti, Avustu-ralya, ABD'nin eyaletleri, İtalya, Sovyetler Birliği ve bazı halk cumhuriyetleri bunlara bi­rer örnek teşkil ederler.

Sonuçlan itibariyle birbirlerine en zıt İki de­mokrasi, liberal kökenli çoğulcu demokrasi ile çoğu zaman Marksist kökenli olan üıumİ-ınist demokrasidir. Bunların ilki daha eskidir ve Ban Avrupa ile Kuzey Amerika'da kuvvet­le kök salmıştır. Özgür, ciddi ve yer almak iste­yen itim siyasî güçlerin rekabetine imkan laru-yan seçimlerin varlığına dayanır. Bu seçimle­rin açık veya gizli olarak muhalefetle azınlıkla­rı koruyan bir statüsü, bunun yanında da çoğunluğun iktidarı elinde bulundurma hakkıyla bu iktidarın her an el değiştirebileceğinin ka­bulüne istinad eden bir prensibi vardır. Ger­çekte ise sık sık bu İdeal şemanın dışına taşüdı-ğı görülür. Marksist modele gelince, 1917'den bu yana Sovyetler Birlİği'nde II.Dünya Sava-şı'ndan sonra da halk cumhuriyetlerinde yürü­tülen bu model -Marks'a göre- üretim araçları­nın mülkiyetini elinde tutan bir sınıfın baskısı­nı gizlemeye yarayan çoğunluğun hülyalarına tepki olarak sahneye çıktı. Marksist demokra­si ünanimisttir. Zira iktidar için sınıflar arası Çekişme ve rekabeti toplumsal/siyasal yapı­dan çıkarmışlardır. Bunun sonucu olarak se-Çİm, çalışanların tümünü temsil eden tek bir partinin, yani komünist partisinin idari heyeti­ni belirlemekten başka bir şey değildir. Halk demokrasileri toplumsal alt yapıdan yoksun olduğundan, muhalefet ve iktidarın "el değiş­tirmedi tüm anlamını kaybetmiştir. Sovyetler Birlİği'nde XXII.Komünist Parti Kongresi'n-den beri bu toplumsal homojenliğin ve halk iradesi birliğinin adı Sovyet teorisyenlerce tüm ulusun devleti olarak konmuştur. Bu du­rumda gerçeğin, teorik modelden oldukça sap­tığını söylemek mümkündür. Demokrasilerde temel sorun, egemenliği kullanacak temsilcile­ri seçen yönetilen zümre ile asıl güç odağım oluşturacak özel gruplardan oluşan yönetici­ler arasındaki kopukluğun sürekliliğinde yat­makladır.

(SBA) Bk. Scçİnı Sistemleri; Siyaset; Totalitarizm