Devlet - İslami Bilgiler - 23. Sayfa
DEVLET
Kimilerine göre devlet, hükümet ve iktidarın kendisi; kimilerine göre, her çeşit kuvvet ye iktidarın dayanağı; kimilerine göre ise, her türlü iyilik ve erdemin kaynağıdır. Devleti ifade etmek İçin kullanılan kelimeler, iarih İçerisinde sürekti değişmiştir. Türkçe'de kullandığımız, "devlet" kelimesi Arapça devi kökünden gelmekle olup, el değiştiren, elden ele geçen güç, kuvvet, iktidar, servet, mat ve makam anlamlarına gelmektedir. Günümüzde ise, daha çok siyasal İktidarı, kamu gücünü, kamu kurumlarım ve idarenin yetkilerini ifade etmek için kullanılmaktadır.
XVI.yüzyıla gelene kadar batı toplumlarında buuitnkü anlamda devlet kavramına rası-
Ummamakladır. Ortaçağda siyasal egemenliğin kaynağı, toprak mülkiyetine dayandığından, o dönemde devlei, arazi (ülke) anlamlarına gelen tenv ya da te/ra kelimeleri ile ifade edilmeye çalışılmıştır. Fransızca etol ve İngilizce slate kelimelerinin aslı Latince "status"dir. Bu kelime ilk olarak XV.yüzyıldü İtalya'da, belli bir topluluğun temci siyasî örgütlenme yapısını açıklamak üzere kullanılmış, oradan da diğer batı dillerine geçerek yerleşmiştir.
XVIII.yüzyıIdan itibaren iyice ortaya çıkan ve günümüze kadar geçerliliğini sürdüren modern devleı fikri, herhangi bir ahlakî, dinî yahut metafizik bağlantıya gerek duymaksızın kendileri için kanun yapma gücüne ilişkin hak İddiasında bulunan bireylerin hür birliği şeklinde beliriyordu.
Devlet, toplum hayatının ve toplum şekillerinin en kapsamlısı ve siyasî nitelik kazanmış olanıdır. Devletin, aile, sendika, parti, dernek ve benzen sosyal toptu hıklardan ['arkı şu üç noktada özetlenebilir:
1- Devlet, topludaki tüm öteki sosyal kurumları içine alan, örgütlenme hacmi onlardan daha geniş ve kapsayıcı olan bir sosyal kurumdur.
2- Devletin yapısı İçinde çok ileri derecede bir iş bölümü gerçekleştirilmiştir. Yasama, yürütme ve yargı organlarının ve onlara bağlı birimlerin görev ve yetkileri kesin olarak belirlenmiştir.
3- Devlet, egemenliğini ihlal edecek olanlara karşı kullanılacak üstün bir zorlayıcı güce sahiptir. Devleı bu gücünü, emrindeki polis, jandarma, ordu ve benzeri kuvvetlerle kullanır.
Devletin Unsurları
Devletin unsurları "insan", "ülke" ve "egemenlik" olarak üç noktada toplanabilir.
1-insan unsuru: Sosyal bir kurum olan devic-lin doğması ve gelişmesi, her şeyden önce bir İnsan topluluğunun varlığına bağlıdır. Bir devletin kurulabilmesi için ne kadar insan gerekliği konusunda kesin bir görüş Öne sürülemez. Nitekim, günümüzde Çin ve Hindistan gibi nü-
fusu milyara ulaşan devletler olduğu gibi, Mo-noko Prensliği, Kuveyt Emirliği gibi nüfusu binlerle ifade edilen devletler de vardır. Ancak, nüfusu fazla olan devletlerin Dünya siyasî dengesinde daha güçlü oldukları görülmektedir.
Devleti oluşturan insanların, bağımsız bir siyasî topluluk hâlinde teşkilâtlanma istek ve kabiliyeti, onların miktarından daha önemlidir. Bu istekve kabiliyet, bir topluluğun, diğer topluluklar karşısında bağımsız olarak yaşayacak seviyeye ulaşmasına ve bu konuda bilinçlenmesine bağlı bulunmakladır. Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde yaşayan bir insan topluluğu, bağımsız bir siyasî teşkilât kurarak, öteki topluluklara karşı kendisini kabul ettirdiği andan itibaren, miktarına bakılmaksızın bir devletin varlık sebebi olma niteliğini kazanmış olur.
Devletin İnsan unsuruna, devlet kavramının tarih içindeki gelişimine bağlı olarak "tebaa", "ümmet", "halk", "millet" ve benzeri adlar verilmiştir. Çeşitli dönemlerde benzer anlamlarda kutlanılan bu deyimlerden her biri, günümüzde farklı anlamlara gelmektedir. Çağdaş devletin insan unsuruna daha çok "millet" ya da "halk" adı verilmektedir.
XIX.yüzyılda gelişen milliyetçilik hareketlerinin etkisiyle, her milletin kendi kaderine sahip ve hakim olması görüşü ağırlık kazanmıştır. Buna göre, ortak bir geçmişi, belli ölçülerde din, dil, ırk ve kültür birliği olan ve bir arada yaşama irade ve isteği gösteren her insan topluluğunu, kendi devletini kurma hakkının tanınması, bir uluslararası politika ilkesi olarak benimsenmiş ve çağımızda "millî devlet" anlayışı yerleşmiştir.
2-Fizikî Unsur (Ülke): Devleti meydana getiren "ülke" unsuru belli büyüklükte bir arazi parçasını ifade eder. İnsanlık tarihinde ilk dev-lelin, göçebe hayat lerkcdilerck yerleşik hayata geçilmesi, belli bir toprak parçasının yurt tutulması ile başladığı kabul edilmekledir. İlk çağlardan beri insanlar yer yüzünün belli yerlerini kendilerine yurt tutarak, başkalarına karşı korumuşlar, "vatan" adını verdikleri bu toprakları kutsal sayarak, uğruna çekinmeden ölüme gitmişlerdir. Tarih boyunca ilerleyen ve gelişen medeniyetle beraber ülkelerin önemi artmıştır. Günümüzde pek çok devlet üzerinde kurulduğu toprakların adı ile çağrılmaktadır.
Ülke, devlet egemenliğinin ve kudretinin üzerinde kullanıldığı toprak parçasıdır. Bu topraklar, belli derinliklere kadar altında, üstünde ve sularında bulunan değerleri ile devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Bir devletin ülkesi üzerindeki fiilî hakimiyeti hem iç hukuk, hem de uluslararası hukuk bakımından tekel ifade eder. Bu nedenle devletin var olabilmesi için, diğer devletlerden belli sınırlarla ayrılmış bir ülkenin varlığı gereklidir.
3- Siyasî Unsur (Egemenlik): "Kamu gücü" diye de adlandırılan ve devletin siyasî unsuru olan egemenlik başkalarına hakim olma, emir ve direktifler vererek başkalarının davranışlarını yönlendirme anlamına gelir. Devletin egemenliği, ülke sınırları içinde bulunan her türlü kişi, grup ve makam egemenliğini de içine alan üstün bir kuvvet olup, onun kendi bünyesinden kaynaklanan aslî ve meşru bir güçtür. Devlet bu gücünü bir başka otoriteden almaz, bir başkası adına kullanmaz. Egemenlik yetkisinin mahiyeti ve sınırları hukukla belirlenmiştir. Devlet kudretini kullanma makamında bulunanlar bu sınırlara uymak zorundadır.
Devlet egemenliğini/emrindeki polis, jandarma, ordu ve benzeri zorlayıcı vasıtalara dayanarak kullanır. Sosyolojik bakımdan devleti, devlet olmayan topluluklardan ayıran en önemli fark, devletin emrindeki ordu, jandarma, polis ve benzeri silahlı güçlerdir, yani We-ber'in deyişiyle "meşru şiddet tekeline" sahip olmasıdır.
Devletin egemenliği iç egemenlik ve dış egemenlik diye ikiye ayrılabilir. İç egemenlik, devletin kendi ülkesinin sınırları İçerisinde kullandığı, ortak kabul etmeyen en üstün kuvvettir. Ülkede yaşayan insanlar, aile, cemaat, meslek teşekkülü ve benzeri topluluklar, belediye, köy, kaza, vilayet ve benzeri İdari birimlerin çeşitli organları da egemenlikler kullanırlar. Fakat devlet egemenliği, tüm bu egemenlikleri kapsayıcı, hepsinin üstünde genel bir kuvvettir. İç egemenlik bakımından en üstün ve rakipsiz olan devlet gücü, mutlak ve sınnsız değildir. Çağımız hukuk devleti anlayışlarında devlet egemenliği, kişilerin temel hak ve özgürlükleri ile sınırlıdır. Temel hak ve Özgürlüklerin korunması devletin aslî görevleri arasında sayılmıştır. Dolayısı ile kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde, devlet egemenliğinin sona erdiği kabul edilmektedir.
Dış egemenlik ise, uluslararası ilişkilerde bir devletin diğer devletler karşısında bağımsız, kararlarında serbest ve eşit olması demektir. Ne var ki, uluslararası ilişkiler bakımından bu ilke bir temenniden öteye geçmemektedir. Çünkü, gelişmiş zengin ülkeler sahip oldukları ekonomik ve siyasî baskılarını geri kalmış-fakir ülkeler üzerinde sürekli olarak hissettirmekte, onların da kendileri gibi güçlenerek dünya dengesi İçindeki yerlerini almalarına engel olmaktadırlar. Öte yandan, bir kısım güçsüz ülkeler zorunlu ya da gönüllü olarak içinde bulundukları bloklar içerisinde ikinci sınıf devlet muamelesi görmektedirler. Sovyet Rusya'nın liderliği altındaki Doğu Bloku ülkelerinin egemenlik haklarından büyük tavizlerver-diklcri, Amerika Birleşik Devletleri'nin Nalo Savunma İttifakı içinde bulunan ülkelerin kararlarına egemenliklerini zedeleyecek ölçüde
Devletin Kişiliği
Devlet aynı zamanda kendine özgü bazı hakları olan ve borçlanabilenbir mal ve insan topluluğudur. Kendisini oluşturan unsurlar üzerinde ve onların tümünü içine alan bîr kişiliği vardır. Bir başka ifade İle, devlet, sadece belli büyüklükte bir toprak parçası, sadece belli miktarda bir insan topluluğu ya da sadece bir egemenlik ve siyasî teşkilatlanma olmayıp, bunların tümünü İçine alan üstün bir kişiliktir.
Devlet, sürekliliği kabul edilen bir kişiliktir. Organlarının yapmış olduğu işlemler, işlemi yapanların istifa, îilüın, emeklilik ve benzeri nedenlerle görevden ayrılmaları ile ortadan kalkmaz. Yapılan kanunlar, borç ve alacak ilişkileri yöneticilerin ve siyasî rejimlerin değişmesiyle sona ermez. Organları değişse bile devletin kişiliği değişmeyerek devamlı kalır. Osmanlı Devleti borçlarının Cumhuriyet hükümetlerince ödenmesi ve gene Osmanlı dönemi kanunlarından bazılarının hâlen yürürlükte bulunması Türk Devleti bakımından bu sürekliliğin en güzel örneğidir.
Devlet Şekilleri
Tarihteve günümüzde mevcut olan devletleri çeşitli Ölçütler kullanarak sınıflandırmak mümkündür: İktisadî kalkınmışlık düzeylerine göre "kalkınmış devletler, geri kalmış devletler", uyguladıkları iktisat politikalarına göre "Liberal devletler, müdahaleci devletler", kişilere tanınan hak ve özgürlüklerin sınırlarına göre "demokratik devletler, otoriter devletler", uluslararası ilişkilerdeki etkinliklerine göre, "güçlü devletler - güçsüz devletler" gibi. Ayrıca dış egemenlik bakımından devletler, "tek devletler" ve "birleşik devletler" diye ikiye ayrılmaktadır.
a) Tek Devletler: Tek devlet, devletin ülkesinin ve bu ülkede yaşayan tüm insanların bir lek merkezî otoritenin egemenliği altında top-lanmasıdır. Ülkede bir tek merkezî devlet otoritesi ve onun temsilcisi olan bir tek kamu gücü vardır. Devletin tüm siyasî, ekonomik ve sosyal hayatı bu merkezî kuvvet tarafından düzenlenir. Ülkenin bir tek anayasası ve bu anayasaya göre oluşturulan bir tek yasama organı vardır. Ülkede yaşayan tüm insanlar ve ilişkiler bu yasama organının yapmış olduğu kanunlara göre yürütülür.
Tek devletlerde, devlet içinde hukuk ve siyasî yapı birliği vardır; devlet eyaletler ya da federe devletler şeklinde bölümlere ayrılmamıştır. Türkiye, tekçi deviete en iyi örnektir.
b) Birleşik Devletler: Tek devletin zıddı olan birleşik devletlerde birden fazla devlet değişik koşullarda bir araya gelerek yeni bir devlet ve siyasî teşkilatlanma meydana getirmişlerdir. Birleşik devletler, "devlet toplulukları" ve "devlet birlikleri" olmak üzere İki önemli grupta toplanırlar.
Devlet birliklerinde, birden fazla devlet,
esas kimliklerini ve bağımsız devlet olma niteliklerini korumak şartıyla bir araya gelmişlerdir.
Devlet toplulukları İse iki ya da daha fazla devletin bir araya gelmesiyle oluşan birleşik devletler olup "konfederasyonlar" ve "federasyonlar" olmak üzere iki değişik grubu oluştururlar. İki ya da daha fazla devletin iç işlerinde bağımsız bir devlet niteliğini koruyarak, dış işlerini müşterek bir organ tarafından yürüttükleri devlet topluluğuna konfederasyon denmekte olup konfederasyona dahil ülkelerin temsilcilerinden oluşan ve dış İşlerinin görüşüldüğü "diyet" adında bir organa sahiptir.
Devlet topluluklarının İkinci şekli federasyondur. "Federal devlet" diye de adlandırılan federasyonlar, dış egemenliği bulunmayan eyalet, kanton ve benzeri devletlerin bir tek devlet hâlinde birleşerek, bir tek iradeye ve bir tek egemenliğe bağlı devlet şeklidir. Federasyon içinde yer alan tüm gerçek ve tüzel kişi-1er, bir yandan bağlı bulnudukları federe devletin, öte yandan da özellikle federal devletin egemenliği altında faaliyet gösterirler. Federe devletlerden her birinin kendi iç ilişkilerini düzenleyen anayasaları ve bu anayasaların uygulanışını gösteren kanunları çıkaracak yasama organları vardır.
Egemenliğin kaynağına göre devletler, "Mo-narşilervecumhuriyetler", hakimiyetin sınırları bakımından ise "bağımlı ve bağımsız devletler" olmak üzere de ikiye ayrılırlar.
Aristo'ya göre, egemenlik yetkisinin kaynağı ve kullanılması bakımından devletler, "normal devletler" ve "normal olmayan devletler" diye İkiye ayırlır. İyi idare usulleri adı verilen "monarşi", "aristokrasi" ve "politeİa (Cumhuriyet )" normal devlet şekilleri; kötü idare usulleri adı verilen "istibdat", "oligarşi" ve "demokrasi" İse, normal olmayan devlet şekilleri arasında yer alır. Normal devlet şekillerinden monarşide, egemenliğin kaynağı tek bir kişidir; fakat bu kişi egemenlik yetkisini halkın yararına kullanır. Aristokrasi'de egemenliğin kaynağı belli bir sosyal sınıf ya da gruptur; fakat bu sınıf ve gruplar egemenlik yetkisini kendi çıkarlarına değil, toplumun çıkarlarına uygun kullanırlar. Cumhuriyct'te ise, egemenliğin kaynağı vatandaşlardır. Toplum bu yetkisini, yine kendi İçinden seçmiş olduğu organları aracılığı ile kendi yararına kullanır. Normal olmayan devlei şekilleri, normal devlet şekillerinin bozulmuş halidir. Monarşilerde egemenliğin kaynağı olan kişinin, yetkisini kendi çıkarlarına kullanması halinde devlet istibdad'a; aris-tokrasi'de, egemenliğin kaynağı olan grubun, yetkisini kendi çıkarlarına kullanması halinde devlet oligarşj'ye dönüşür.
Aristo'nun sadece egemenliğin kaynağını değil, kullanılmasını da Ölçü alarak yapmış olduğu bu ayırım Montcsquicu'ya kadar geçerli olmuştur. Montesquieu, sadece egemenliğin kaynağını esas alarak yapmış olduğu ayırımda, devlet şekillerini "monarşi", "istibdat" ve "cumhuriyet" olmak üzere üçe ayırmıştır. Mon-tesquİeu'ya göre "monarşi", egemenliği elinde bulunduran bir kişinin ülkeyi çıkarmış olduğu kanunlara uygun olarak yönetmesi; "istibdad", egemenliği elinde bulunduran bir kişinin, ülkeyi kanunsuz ve keyfinin istediği gibi yönetmesi; "Cumhuriyet" ise, seçimle gelen devlet başkanının ülkeyi kanunlara uygun olarak yönelmesidir. Montcsquicu'nun yapmış olduğu bu ayırımda Cumhuriyetle öteki devlet şekilleri arasındaki fark, Cumhuriyeı'tc seçim esasının benimsenmiş olmasıdır.
Monarşİk devlette hakimiyetin kaynağı ve sahibi bir kişi olup bu kişi farklı yer ve zamanlara göre, kral, şah, hükümdar, imparator ve benzeri adlar almıştır. Egemenliğin kaynağının kişiler olduğu tüm siyasî rejimler aynı nitelikte değildir. Egemenliğin niteliği, kazanılması ve sınırları bakımından monarşiler "mo-nark'ı tanrının yeryüzündeki temsilcisi sayanlar", "monark'ı devletin sahibi sayanlar" ve "monark'ı devletin organı sayanlar" diye farklı şekilde ortaya çıkmıştır.
Monark'ı tanrınmyeryüzündeki tenisi Ici.si sayan monarşiler, teokrasi olarak da adlandırılmakta olup bu uygulama Ortaçağ boyunca tüm devletlerde görülüyor. Günümüzde bazı yönleriyle, sembolik anlamda buna benzer bir anlayış ingiltere'de halen devam etmektedir. Bu tür monarşilerde hükümdarın kişiliği kut-
sal ve dokunulmazdır. Tanrıdan başka hiç kimse onu hesaba çekemez, dolayısı İle vicdanın elverdiği her işi yapmakta serbesttir. Monark'ı devletin sahibi kabul eden monarşilerde ise hükümdar, devletin ve ülkenin tamamının sahibidir. Mülk devlet anlayışı denilen bu tür uygulamalarda, hükümdar tüm ülke topraklan ile beraber o topraklar üzerinde yaşayan İnsanların da malikidir. Onları dilediği gibi kullanabilir. Hak ve özgürlüklerin sınırlarını dilediği gibi genişletip daraltabilir. Bu tür monarşiler egemenliğin toprak sahipliğine dayandığı Ortaçağ feodal sistemlerinde görülmüştür.
Monark'ı devletin organı sayan monarşilerde de hükümdar ne tanrının gölgesi, ne de ülkenin sahibidir. O sadece devletin bir organıdır. Batıda Fransız ihtilâlinden sonra gelişen temsilî hükümet anlayışı ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin etkisiyle kralların, ne insanüstü kutsal kişiler, ne de devletin sahibi oldukları, sadece egemenliği devlet adına kullanan bir organ oldııkalrı kabul edilmeye başlamıştır. Hükümdarı devletin organı sayan monarşilere, "meşrutî monarşi" adı verilmektedir. Egemenliğin kazanılması bakımından monarşiler irsî (soydan) monarşiler ve seçimlik monarşiler şeklinde sınıflandırılmaktadır.
Monark'ın sahip olduğu egemenlik yetkisinin sınırları bakımından monarşiler "mutlak monarşi" ve "meşrutî monarşi" olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak monarşilerde hükümdar, devlet egemenliğinin tek sahibi ve kaynağıdır; tüm devlet yetkilerini kişiliğinde toplamıştır, onun üstünde ve onun egemenliğini sınırlayan bir başka makam ya da müeyyide bulunmamaktadır.
Meşrutî monarşilerde ise hükümdar, yetkilerinden bir kısmını öteki devlet organlarına devrederek, tek yetkili organ olma özelliğini yitirmiştir. Meşrutî monarşilerde devletin, hükümdar yanında en az onun kadar önemli olan başbakan, bakanlar kurulu, parlamento ve benzeri organları vardır. Bu organların her biri (hükümdar dahil) yetkilerini anayasa ve kanunlardan alır. Hükümdar ve öteki devlet organları, kendilerine anayasa ve kanunlarla
verilmeyen hiç bir alanda hiç bir yetkiyi kullanamazlar. Günümüzde İngiltere, İsveç, Norveç, Belçika, Hollanda, Danimarka ve İspanya meşrutî monarşi ile yönetilen devletler arasında yer almaktadır. Bu itibarla bir ülkede demokratik bir yönetimi gerçekleştirebilmek İçin devletin şeklinin cumhuriyet olması zorunlu değildir. Aksine, şeklen cumhuriyet olan pek çok devletin, yukarıda adlarını andığımız monarşiler kadar demokratik bir yönetim gerçekleştiremedikleri de görülmektedir.
Diğer taraftan cumhurî devlette, egemenliğin sahibi milletin tamamı olabileceği gibi, belli bir sınıf ya da statüdeki insanlar da olabilir. Buna göre cumhuriyetler "aristokrasi" ve "halk cumhuriyeti" ol- .ak üzere ikiye ayrılır. Egemenliğin belli bir sınıf ya da statüdeki insanlara ait olduğu cumhuriyff'e "aristokrasi" ya da "seçkinler cumhuriyeti" adı verilmektedir. Ortaçağda kurulan Venedik Cumhuriyeti ve Roma Cumhuriyetleri seçkinler cumhuriyetine örnek gösterilebilir. Egemenliğin milletin, tamamına ait old&ğu cumhuriyete ise "halk cumhuriyeti" ya da "demokratik cumhuriyet" adı verilmektedir. Çağımız cumuhriyetlerinin çoğu demokratik niteliklidir.
Krallık, hükümdarlık, imparatorluk ve benzeri monarşilerle cumhuriyet yönetimi arasındaki en önemli farkın, devlet başkanı ve öteki siyasî görevlilerin İş başına gelmesi ve görevde kalma sürelerinde görüldüğü söylenebilir. Gerçekten de monarşilerde, devlet başkanı ve öteki siyasi görevliler veliaht tayini ya da atama yoluyla iş başına gelerek bu görevde genellikle ölene kadar kaldıkları halde, cumhuriyetlerde, devlet başkanı ve öteki üst düzey siyasî görevlilerin tümü seçimle İş başına gelmekle ve dört-beş ya da yedi yıl gibi bir dönem görevde kalmaktadırlar. Bu nedenle cumhuriyetlerde, prens, dük, lord ve benzeri siyasî makamlara bağlı kişisel asalet unvanları bulunmamakladır.
Cumhuriyetlerin monarşilere üstünlüğü, demokratik bir siyasî hayatı gerçekleştirmeye daha elverişli olmalarındandır. Cumhuriyet rejimlerine geçilen toplumların demokratikleşme süreci hızlanmaktadır. Anayasaya göre
Türkiye Devleti "demokratik bir cumhuriyettir". Ncvar ki, cumhuriyet rejimini yeni benimsemiş pek çok devlet gibi Türkiye'nin de bu alanda aşması gereken önemli engeller bulunmaktadır.
Şükrü KARATEPE-Fevzi DEMİR Bk. Cumhuriyet; Devletçilik; Egemenlik; Fede-rasyoıı; Hükümet.
İslami Okul Okulların En Önemlisi