Muhtelif - 28. Sayfa
DİL
Dil tüm insani yeteneklerin İnsana en özgü okmıûtr. O, homosapietts'in, akıllı İnsanın karakteristiği olarak tanımlanmaktadır. Nerede insan varsa orada dil vardır. Bugün dünyada konuşulan dillerin sayısı kesin olarak bilinmiyorsa da en az 3.000 civarındadır. Bazı farklı tahminlere ve kişinin "dil" ve "diyalektik"! tanımlayışma göre bu rakam 8.000'e kadar çıkabilmekledir. Dünyanın milyonlarca insanla do-iu olduğu gözönüne alındığında bu sayı gerçekten de küçük kalır. Dünya nüfusunun yarısı (yaklaşık olarak 2,5 milyar insan) bu binlerce dilden sadece onbeşinİ konuşmaktadır.Bun-lar arasında dünya nüfusunun epeyce bir kısmı (yaklaşık 390 milyon kişi) Mandarin Çince-si konuşmaktadır. Bir Athabaskan dili olan Apaci dili ve bir Algonguİan dili olan Mcno-nıini gibi dillerin yalnızca bir kaç konuşanı vardır. Bu diller birbirinden ve Zulu, Lapp, İbra-nİce, Özbekçe ya da İngilizcedcn çok farklı bir yapıda gözükürler. Dahası, bu "yüzeydeki" farklılıklara rağmen, tüm beşeri diller evrensel özellikler ve sınırlamalarla işler. Bu dilin gramerini söken kişinin gramerin temel özellikleri bakımından bir diğer dilin gramerini de anlayacağına işaret eden RogerBacon taralından XIU. yüzyıl başlarında anlaşılmış bir olgudur.
İnsan dillerinin benzerlikleri konuşulan dilleri aşar ve dünyadaki sağır İnsanların kullandığı işaret dillerini de içerir. Bu işaret dilleri üzerine yapılan araştırmalar göstermektedir ki, her ne kadar sesler yerine jestlerden ve anlaşmak için kulakla algılama sistemi yerine görsel algılama sisteminden yararlan ılıyorsa da onların birimlerinin sistemleri, yapılar ve kurallar konuşulan dille aynı temel İlkeler tarafından yönetilir.
Tüm insan, dilleri eşil biçimde karmaşık ve eşit biçimde ifade yeteneğine sahiptir. İlkel diller diye bir şey yoktur. Eğer bir kimse bir dilde meramını İfade edemiyorsa, aynı düşünceyi ifade formu değişse de, bir başka dilde ifade edebilir. Vokabüler, yani ses (ya da jest)'İn kayda geçmiş hali, her dilin anlam birimleri, diğer dillerden kelime almak, sözcükleri birleşik kelimeler teşkil edecek şekilde birleştirmek, sözcükleri harmanlamak ve akronimler (Radio Deıecting AndRanging'den RADAR sözcüğünü türetmek gibi) çeşitli sözcüklerin başlangıç harflerinden türetilen sözcükler kullanarak yeni kelimeler uydurulması sureliyle yeni sözcüklerve kavramları içerecek denli g-nişlelilebilir.
Uzun kelime ya da deyimlerin kısaltılmaları da (Doktor'un Dr. şeklinde kullanılmasında görüldüğü gibi) sözlüğe girebilir ve Özel İsimler ortak terimler olarak kullanılabilir. Örneğin saıuhvic/ı kelimesi, normal öğünlerde yemek yiyecek vakti olmayan İngiltere'deki IV. Sandwich Earl'ünün adından gelmektedir. O ekmeğin arasına çeşitli katıklar koyarak öğünü geçiştiriyordu. Her ne kadar bu örneklerin tümü İngİlizceden alınma ise de, tüm diller benzer tarzda vokabüterlerini genişletebilir. Türkçede Fransızca'dan 'soğutucu' anlamına gelen frijider sözcüğü için "buzdolabı" sözcüğü, bu lür birleşik sözcüklere bir örnektir.
Tüm dillerin ortak ve evrensel bir niteliği o dilin vokabüler türünün büyük bölümüyle atıfta bulunduğu şeyle ya da anlamtyla yapay bi-Çimde (keyfi) ilişkili olmasıdır. Örneğin Türkçe'deki ev sözcüğü İngilizcedc house Fransız-cada maison, İspanyolcada casa, Rusçada dom, Akan dilinde ise dan şeklindedir.
Tüm insan dilleri sınırlı fonetik özellikler ya da nitelikler dizisiyle tanımlanabilen 'c\ 'm', 'a', ve 't' gibi sınırlı kesik sesler dizisi kullanır. Ünlü ve ünsüz ses parçaları köpek ya da ekmek gibi morfomler adı verilen anlamlı birimleri meydana getirmek üzere birleşirler. Kimi sözcükler tam bir morfemden oluşurken, başkaları karmaşık 'morfolojik' birimlerdir. Yani basil morfemler köpek ya du köpeksi gibi kelimeleri oluşturmak üzere birleyebilirler. Her dil kelime teşekkülüne özel sınırlamalar getirmiştir. İngilizcedc bir kelimeyi olumlu/, hale getirmek için kelimenin başına un-eki getİrİ-lİr. Örneğin unlİkelyya da ıınfortunaıely gibi. Ama kimse kalkıp da bu eki kelimelerin sonuna getiremez. Bu şekilde oluşturulan kelimeler ingilizce açısından saçma olurdu. Aynı şey sona gelen ekleri başa getirmek için de doğrudur.
Bir dilde, kelimelerin cümleler oluşturmak üzere nasıl bir araya geleceğini tayin eden sınırlamalar ya da kurallar vardır. Adam masada oturuyor cümlesi ile Adamda masa oturuyor cümlesi kuruluşu bakımından aynıdır, ama ikincisi anlamsızdır. Çünkü kelimeler Türkçenin cümle yapısına, kurallarına uygun olarak yan yana gelmemiştir.
Her dildeki cümle yapısıyla ilgili kurallar, bazı noktalarda birbirlerinden farklı olabilirlerse de, benzer türden kurallardır. Türkçede, örneğin sıfatlar isimlerden önce gelir. (Kımıızı ev gibi). Fakat Fransızcada genellikle isimler sıfatlardan öncedir (la ımıison rouge gibi). Fakat tüm dillerde bu sentaks kuralları sınırsız bir cümleler dizisinin yaratılmasına imkân veren bir tekerrür (recursİon) ilkesini içerir. Biz bunun böyle olduğunu biliyoruz, zira bir dili konuşan herhangi bir kişi daha önce hiçbir zaman kullanmadığı ya da hatta duymadığı cümleleri üretebilir ve anlayabilir. Bir dili konuşanlar bu kuralları kendiliğinden bilir; sonsuz bir cümleler dizisini anlama ve konuşma yeteneğine ait (emelindeki bilgi sistemi, bir dilin zihinsel gramerini oluşturur. Bu dilbilimsel bilgi, konuşurken.ya da anlarken kullanılan sürecin aynısı değildir. Ne var ki, dili kullanırken biz, konuşmak ve anlamak için diğer dilbilimsel olmayan sistemleri (motor, algısal, bilişsel, sistemleri) olduğu kadar, bu zihinsel grameri de kazanmamız gerekir.Dilin bilgisi (gramer) ile dilbilimsel performans arasındaki bu fark, İlkece, niçin bir dilde çok uzun bir cümlenin yer almadığını ve dilin sonsuz olduğunu açıklar. Öte yandan dili kullanma sırasında her cümle sınırlıdırve bir ömür boyunca anlaşılan ve üretilen toplam cümle sayısı sonsuzdur.
Tüm dillerin temelinde yatan gramerler ve dilin evrenselliği l'ikri, insan beyninin dili elde edip kullanmak İçin eşsiz biçimde donatıldığını varsayar. Bu görüş çocuklardaki dil edinimi üzerinde yapılan araştırmalardan giderek daha fazla destek bulmaktadır.
İnsan beyninin bir'dil-öğrcnmc organı'olduğu görücüne daha sağlam bir destek, afazi gibi dil bozukluklarının nöroloji incelemelerinden gelmiştir. (iLinümüzde hiç kimse, 1861'de Paul Broca ural'ından orlaya konan tezi sorgulamaya yanaşmıyor. Bu tez, dilin spesifik olan beynin sol yarı küresiyle ilişkili olduğu ya da oradan yönetildiğini söyler. Dahası, sol beynin yarı küresine yönelik mevzii hasarın dil yeteneğinde bir gerilemeye yol açmadığı ve sol beyin yarıküresîndeki farklı bölgelerde ortaya çıkan lezyonların tamamıyla seçici ve dili tahrip etme tarzıyla Önemli ölçüde tutarlı olduğu yolunda birleşen kanıtlar bulunmaktadır. Bu seçicilik yukarıda tartıştığımız, gramerin farklı kısımlarını yansıtır. Fonoloji (ses sistemi), lcxikon (morfem ve kelimelerin kaydedilmesi), sentaks (cümle kuruluşu kuralları) ve se-mantikin (anlamlan yorumlama kuralları) elde edilmesi ve İşlenmesi, seçici olarak hasara uğratılabilir. Aynı zamanda dil yetisinin (meleke) diğer zihinsel ve bilişsel yetilerden bağımsız olduğunu gösteren güçlü kanıtlar da vardır. Başka bir ifadeyle dil yalnızca insan türüne özgü olmadığı gibi, genel zekaya da dayanmaz. Aşın geri zekalı çocuklar dili öğrenebil-mekteler; beyin lezyonlarına maruz kalan kişilerce dil yeteneklerini yitirmekte, oysa diğer bilişsel yeteneklerini muhafaza etmekteler.
Dİl ve Kültür
Dilin kültürle olan İlişkisi üç ana şekilde gerçekleşir: !- Dilin kendisi kültürün bir parçasıdır; 2- Her dil, ilişkili olduğu kültürün bir indeksini sunar; 3- Her dil ilişkili olduğu kültürle sembolik bir ilişki içindedir. Bu konuları biraz daha açalım.
I- Küllün/ıı Bir Parçası Olarak Dil: Çoğu İnsan davranışları dil-İçredir; bu yüzden dil, kültürün kaçınılmaz bir parçasıdır. Törenler, ayinler, şarkılar, öyküler, büyüler, lanetleme-ier, ibadetler ve yasaların tümü konuşma (söz) eylemleri ya da konuşma (söz) olaylarıdır. Fakat sosyalleşme, eğitim, mübadele ve mükaleme gibi karmaşık kültürel alanlar da tamamen dil İçinde geçen olaylardır. Şu halde dil, kültürün sadece bir parçası olmakla kalmaz, aynı zamanda onun büyük ve can alıcı bîr parçasıdır da. Verili bir kültürü anlamayı ve nüfuz etmeyi amaçlayan herkes, o kültürün diline hakim olmak zorundadır, zira ancak dil aracılığıyla kültürü yaşamak ve ona dahil olmak mümkündür. Diğer yandan, dil değişimi ya da bir kültürün yakından ilişkili olduğu dilin kaybedilmesi her ne kadar bir kültürel kimlik duygusu bilinçli ya da bilinçsiz bir tutum
düzeyinde baki kalırsa da, bir kültür değişimine ve muhtemelen kültürel sarsıntı ve tahribata işaret eder.
2- Bir Küttür İndeksi Olarak Dit: Dilin bir kültür indeksi olarak rolü, onun kültürün bir parçası olarak rolünün (daha soyut bir düzeyde) bir yan-ürünüdür. Diller ilişkili oldukları kültürlerde ortak olan organize edici deneyimi ya da düşünme yollarını sergilerler. Kuşkusuz diller ilişkili oldukları kültürlercc kabul edilen zanaatlar, İlgiler değerler ve davranışlar için leksikal (lexical) terimler temin ederler. Fakat bu tür açıkça indekslemenin ötesinde ve üstünde diller, aynı zamanda yukarıdaki atıfların İçerisinde oriak olarak kaıegorize edilip gruplandığı yerel öbekler ya da tipolojiler de sergilerler. Renkler, hastalıklar, akrabalık ilişkileri, gıdalar, bitkiler, vücut organları ve hayvan türleri kültüre bağımlı tipolojilerdirve on-iarmkültürel olarak tanınan sistematik nitelikleri, ilgili oldukları kültüre bağımlı dilleri tarafından ortaya konulur. Bu demek değildir ki, belli d ilicri konuşanlar kaçınılmaz olarak sadece ana dillerinde kodlanmış olarak bulunan kategorileri tanımaya zorlanmıştır. Bu tür kısıtlamalar, kısmen de olsa etno-külıürlerdeve onların İlişkili olduğu ana dillerde karşılaşılanlardan farklı kategoriler sunan matematiksel ve bilimsel diller aracılığıyla zayıflatılabiltr, el-kisi azaltılabilir.
3- Bir Küttür Sembolü Olarak Dil: Dİ1 madem ki insanlığın en hassasça işlenmiş sembol sistemidir, o halde belirli dillerin içinde yer almaları ve belirli eıno-kültiirlerin sembolü olmaları tabiidir. Bu yalnızca, bir parçanın bütününü temsil etmesi olayından da ibaret değildir, aynı zamanda parçanın bütün için (ya da bütüne karşı) düzenleyici bir sembol halini aldığı, bazı durumlarda kendi başına bir amaç (ya da bir hedef) halini aldığı bir olaydır da. Dil hareketleri ve dil çatışmaları dillerden onlarla ilişkili kültürleri teşvik etmek (ya da yadsımak) ve savunmak (ya da saldırmak) üzere insanları harekete geçirici semboller olarak yararlanırlar.
(SBA) lök. Dil; Dilbilim; Kültür.
İslami Okul Okulların En Önemlisi