Din Sosyolojisi - İslami Bilgiler - 34. Sayfa
DİN SOSYOLOJİSİ
Genel anlamıyla sosyolojik teori ve fikirlerin din alanına uygulanması diye tanımlanan Din Sosyolojisi terimi dinlerin İnanç sistemlerini, ibadet şekillerini, çeşitli dini kurumları ve diğer sosyal faaliyetleriyle bunların toplum hayatıyla, toplum hayatının genel olarak dinle karşılıklı etkileşimlerini inceleyen bir sosyoloji dalıdır. Batı dillerinde, özellikle Fransızcada, Türkçeye "dini sosyoloji" diye terceme edilebilen sıfat tamlaması şeklinde bir kullanımı da vardır.
Sosyolojinin diğer kollan gibi din sosyolojisi de yüzyılımızın başında kurutmuştur. Başka bir deyimle çok gençtir. Ancak bu, din hakkında, dinî inançlar, ibadet şekilleri, dinî kurumlar ve bunların sosyal fonksiyonları, toplum hayatına etkileri konusunda daha önceleri hiçbir şey söylenmemiş olduğu anlamına gelmemelidir. Mevcut bilgilerimiz, ilk insanlardan itibaren dinî olaylar ve konular üzerinde düşünüldüğünü bize gösteriyor. Kutsal kitapların peygamberler tarihi ile ilgili açıklamaları bu konunun ilk belgeleri sayılır. İlkçağ Yunan düşünce tarihinde de konumuzla ilgili önemli bilgilere rastlanır. Bununla beraber din sosyoloj i-sİ açısından ilk ilginç ve orjinal fikirleri Platon (Eflatun)'da buluruz. O, din-toplum, top-lum-din meselelerini değişik açılardan ele almış ve karşılıklı İlişkileri üzerinde durmuştur. "Devlet" ve "Kanunlar" adlı eserleri, deyim yerindeyse din sosyolojisinin ilk klasîklerinden-dir. Aristo da, hocası gibi, bu alanda çalışmıştır. Ancak onun çalışmalarında din hakkındaki görüşler daha çok metafizik ve psikolojik temellere dayanır.
İslâm dünyasında önemli dinî-sosyal ve siyasi hadiseler meydana gelmiş ve hepsi zamanında çözümlenmişti. Fakat, bu olaylar sistematik olarak belirli bir disiplin içinde incelenmemiş, değişik bilim dallarına dağılmıştı. Bu İtibarla tefsir, hadis, fıkıh, İslâm tarihi ve medeniyeti gibi disiplinlerde sosyolojinin, özellikle din sosyolojisinin, bugün bile yararlanacağı fi-kirlervardır. İslâm dünyasında meseleye seleflerinden farklı şekilde sosyolojik bir açıdan yaklaşan kişinin sadece İbn Haldun (1332-1406) olduğunu söylemek mümkündür. O, sosyoloji yerine "İlm-İ Umrân " (Ümran bİIİ-mi) tabirini kullanmıştır. Din sosyolojisinin konularını kısmen işlediği "Mukaddime" adlı eseri bu alan için vazgeçilmez bir kaynaktır.
Avrupalı düşünürler İbn Haldun'u tanımış ve bilimsel kudretini farketmiş olmalarına rağmen sosyolojinin kurucusu olarak Auguste Comte (1798-1847)'u zikretmeyi bir gelenek haline getirmişlerdir. Onun için, din sosyolojisinin genci sosyoloji bilimi içinde İlk ele alınışı da Comte'un "PozitifPolitika Sistemi" adlı eserinde olmuştur. "Din Hayatının İlkel Şekilleri" adlı eseriyle onu Emile Durkheim
(1858-1917) izlemiştir. Durkheİm'in bu eseri klâsik din sosyolojisi kaynaklarındandtr. Orada, Avusturya yerlileri ve Uzak Doğu dinleriyle İlgili etnolojik araştırmalara dayanarak insanlığın İlk dinin Totemizm" olduğunu kendine göre İspata çalışır. Aynı eserinde ve Batı Avrupa toplumlarındaki resmi istatistiklere istinaden hazırladığı "İntihar" adlı eserinde dinin sosyal fonksiyonları üzerinde açıklamalarda bulunur. Bu yönüyle din sosyoloj İsindeki "fonksiyonalist" akımın öncüsü sayılır.
Din sosyolojisinde kendinden en çok söz edilen batılı sosyologlarından biri de Max Weber (1864-1920)'dİr. Durkheim'le aynı dönemde yaşamış olmasına rağmen onun gibi dinin kaynağı, doğruluğu, yanlışlığı üzerinde durmamış ve sosyal fonksiyonları hakkında genel bir teori geliştirmeye girişmemiştir. NVeber'in amacı, birbirinden farklı tarihî şartlar İçinde dinin günlük hayat, yani siyasî, idarî, ekonomik ve ahlakî davranışlar üzerindeki etkilerini incelemektir. "Protestan Ahlâkı ve Kapitalİzm'in Ru-hu"n&d bunu ekonomik hayat ve din açısından denemeye çalışan Weber, her dinin inanç ve esaslarıyle "bir sosyal ve İktisadi ahlak" meydana getirdiğinden hareketle dinleri ikiye ayırmıştır: 1- İnsanı dünyevi hazları terke ve uhre-vi (öte dünyaya ait) hazlar peşinde koşmaya sevkeden, günlük hayattaki düzensizlikleri tevekküle karşılayan dinler; 2- Hayatın düzensizliklerini bir takım düzenlemelerle tahammül edilir hale getirip insanın dünyaya uyumunu sağlayan (dünyevi) dinler. İkinci gruba giren dinler, gelişme ve İlerlemeyi hazırlayan iktisadi bir ahlak oluşturduğundan, bu gruptaki toplumlar İlerlemiş toplumlardır. Protestanlık Weber'e göre ilerlemeyi hazırlayan bir dindir. Nitekim Protestan toplumlarveya Protestanlığın yaygın olduğu bölgeler kalkınmış ve gelişmişlerdir. Almanya, İngiltere ve Amerika bunun bariz örnekleridir.
Durkheim'le ilkel dinlere yönelmiş olan din sosyolojisi çalışmalarının Weber, talebeleri Ernst Troeltsch, Joachaim Wach ve Güstav Mensching vasıtasıyla günümüz dinlerine, bu arada Hıristiyanlığa, son zamanlarda da Katoliklik, Protestanlık gibi mezheplere yöneldiğini görürüz. Teorik nitelikte olan bu araştırmalar, zamanla Durkheim'in "İntihar" adlı eserinde kullandığı istatistikler örnek alınarak dinî uygulamaların anketler yoluyla tesbİt ve değerlendirilmesine dönüşmüştür. Gabricl Le Bras'nın Fransa'da yaptığı iki ciltlik çalışması, konunun temel kaynaklarından sayılır. "Din Sosyolojisi Etüdleti" adıyla bilinen bu eser Fransa'da Katolik mezhebinin fiilen ne derecede yaşandığını gösterir. Ardından bu ve benzeri araştırmalara dayanılarak Fr^.,isa'nın "Katolik Atlası" çıkarılmıştır.
Batıda bugün, mezhepleri konu alan bağımsız araştırmalar bir hayli gelişmiştir. O kadar ki, Katolikler ve Protestanlar 6., 7. Katolik— Protestan Din Sosyoljisi kongreleri tertipleye-bilmektedirler. Son 20-25 yıl içinde İslâm Sosyolojisi başlığı altında bağımsız çalışmaların meydana geldiği de görülmektedir. İlk ürünleri ortaya çıkmış bulunan sözkonusu eserlerde genel yaklaşım, İslâm toplumlarının kendilerine özgü bir toplum olup "çok farklı bir sos-yo-kültürel yapı"ya sahip oldukları şeklindedir. Bu itibarla din sosyolojisi açısından incelenirken, batı toplum ve kültürü içinde oluşturulan genel din sosyolojisinin metod ve tekniklerinden istifadeyle yeni araşnrma teknik ve me-todlarınm geliştirilmesi gerekir.
Özetle, klasik sosyoloji dönemi dediğimiz XIX. yüzyılda din sosyolojisi dinin sosyal düzenin sürdürülmesine ve korunmasına ne gibi katkıları olduğu ve din ile modern toplum (kapitalist toplum) arasındaki ilişkilerve dinin se-külerleşmiş bir dünyada alacağı yerle ilgilenirken, XX. yüzyılda araştırmalar dîni kurumların (kilise, mezhep, tabu vb.) incelenmesine yönelmiştir.
İzzet ER
Bk.Ayin; Din; Din Felsefesi; Kutsal; Sekü/ari-zasyon; Tabu; Totemizm.
İslami Okul Okulların En Önemlisi