Eğitim - İslami Bilgiler - 2. Sayfa
EĞİTİM
Eğitim terimi, en genel anlamda gençlerin ya da çocukların yetiştirilmesi, zilini ve ahlaki eğitimi; aklî meleke ve niteliklerin özellikle de okul benzeri kurumlarda sistematik bir öğ-retîm yardımıyla geliştirilmesini İfade eder. Anlam biraz daha genişletil irse, yetişkin yaşta edinilen eğitim ve öğrenimi de kapsar.
Bazan bu anlam tüm toplumsal düzenlemelerin öğretici etkileri olduğunu ifade edecek biçimde genişletilir.
Eğitime ilişkin tarihte ve günümüzde yer alan tüm tartışmaları burada anlatmak mümkün değilse de, yukarıda verdiğimiz genel tanımın biraz ötesine geçildiğinde zorlukların ortaya çıktığı da açıktır.
Tabiat ve hakikat konusundaki kavramlar, sınıfsal veya sınıfsal olmayan çıkarlar, dinsel İnançlar ve benzerleri, bir kişinin veya grubun eğitimin doğası ve İşlevleri konusundaki görüşlerini toplumsal yaşamın öteki alanlarından bir derece daha fazla etkiler. Şu halde, eğitimin farklı tanımlan eğitimin yöntemi ve içeriği üzerindeki farklı düşüncelerden kaynaklanmaktadır. Bu türden durumlarda en genel içerikli tanım en kullanışlısı olmaktadır. Bu meselelerin bazıları aşağıdaki sosyolojik tanım denemeleri verilirken belirtilmiştir:
1- E.Durkheim, terimin bilimsel kullanımının "Yetişkin kuşaklar tarafından, henüz toplumsal hayata hazır olmayanlara (çocuk ve gençlere) yönelik olarak icra edilen etkileri" belirlemesi gerektiği görüşündeydi. Buradan yola çıkarak tanımını şöyle yapıyordu: "Eğitim, genç kuşakların yöntemli bir tarzda toplu msallaştırılmasını içerir." Tanım Durkhe-im'in eğitimi toplumda uzlaşma ve bütünleşme sağlayan ve gelecek kuşaklarda yer alacak kişilerde uygun karakter özellikleri yaratan bir kurum olarak gören işlevsel (functional) görüşünden kaynaklanmaktadır.
'Toplum" ancak üyeleri arasında yeterli düzeyde bir tek renklilik varsa, yaşamını devam ettirebilir. Eğitim bu tckrenkliliği, ta başından toplum yaşamının gerektirdiği benzerlikleri çocukta yerleştirerek güçlendirir". Ve bu
anlayış bazıları nesiller üzerindeki vurgunun sınırlayıcı ve kafa karıştırıcı olduğunu düşünseler de, Avrupalı sosyologlar arasında ortak payda durumundadır.
2- M.Weber, karşılaştırmalı araştırma amacıyla "Pedagojik amaç ve araçlara İlişkin bir ti-polojİ çizmiş", bu tipolojiye paralel bir de "egemenliğin toplumsal yapıları" tipolojisi hazırlamıştı. Her eğitim sisiemi, çocukları karizma-ttk-rasyonel bürokratik devamlılık içinde bir nokuda var olan, egemenlik İlişkisinde belirleyici olabilen statü grubunu karakteri/C edip ona uygun olan belli bir yaşam biçimi İçin hazırlama amacım taşıyordu.
3- K.Mannheim İse eğitimi, sosyal teknikler -İnsan davranışını varolan toplumsal İlişki ve örgüt kalıplarına uysun diye etkileme yöntemlerini içeren genci bir kategori- içinde sınıfla-misti. Yakın zamanlarda psikolojinin etkisi altına girmiş bulunan eğitim araştırmaları sahası, bir zamanlar genel felsefe disiplininin sınırlan İçindeydi. Bugün ise antropoloji, ekonomi, siyaset bilimi ve sosyolojinin eğitini üzerinde giderek daha önemli bir etkisinin olduğunu görüyoruz,
Uygulamalı bir alan olan eğitimin konumu, kendisini başka alanlardan ve kavramsal çerçevelerden ayırmak hususunda zorluklar çıkarmaktadır. Yine de pek çok araştırmacı ve bilim adamına göre, eğitim üzerine yapılan çalışmalar, öğrenmeye yönelik ve çoğunlukla da okul bağlamları İçindeyeralan araştırma faaliyetlerini ifade etmektedir. Üzerinde çalışılan problemler ve yöntemler, araştırmacının geçmişi ve aldığı eğitime göre büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Şüphesiz daha önceden geçerli olan, eğitimin amaçlarına yönelik açıklamalar getiren felsefi yaklaşımla karşılaştırı-lırsa, sosyal bilim ve davranışçı yöntemlerin önem kazanması, kullanılacak araçlar konusunda bir ilgi alanı değişikliğini beraberinde getirmiştir.
Uygulamalı bir alan olması nedeniyle eğitim alanında yapılacak araştırmalar iş, hükümet ve basın alanındaki liderlerin geliştirdiği ve istediği alanlarda gerçekleşmeye başlamıştır. Örneğin 1950'lcrin sonlan ile 60'ların başında
Amerikan siyaset liderleri Sovyetler Bİrliği'y-le girişilen uzay çalışmaları yarısıyla çok İlgiliydiler. Tanınnıış eğitimci James B.Conant bu yüzden Amörika Birleşik Devletlerinde akademik eğitimin kalitesindeki düşüşü anlatan bir dizi rapor hazırlamıştı. Eğitim araştırmaları sonucunda, farklı öğretim programları başlatıldı. Öğretme yöntemleri, okul-İçi ilişkiler ve okul yapılarının değiştirilmesi gibi, daha çok bilim adamı ve mühendis yetiştirmeye yönelik değişiklikler gerçekleştirildi. Örneğin bu dönemde "yeni matematik" ortaya çıktı ve psikolog Jerome Bruner gibi çok etkili eğitimciler bilim, matematik ve öteki akademik programların daha alt sınıflarda okutulmasını önerdiler.
1960'ların ortalarında, insan hakları üzerine gelişen tartışmalar eğitim araştırması yapanların ilgisini fırsat eşitliği meselelerine yöneltti. Jean Piagct'nin çalışmaları, eğitim programlarının bireysel ilgilerin ortaya çıkabileceği şekilde gevşetilmesi yolunda iddiaları olan Amerikan ve İngiliz araştırmacılarına fikri bir temel sağladı. Bazıları bu fikirlere, çok fazla şeye izin verdiği için karşı çıktı, ama amaç çocuklarda bulunan gelişme sistemleri ile eğitim programları arasında uyumlu bir İlişki bulabilmekti. Bununla birlikte, bilgi alanlarının hiyerarşisine karşı azalan ilgi (matematik, pozitif bilimler ve öteki kolej hazırlık dersleri en üstte, diğer disiplinler aşağıya doğru sıralanır) ve bir birey olarak çocuğun konuya İlgi duymasının önemi, fırsat eşitliği meseleleriyle uyumlu bir yapı ar/ediyordu.
Eşitlik, eğilim araştırmaları ve tartışmaları alanındaki farklı kesimlerde önemli bir konu olmaya devam etti. Örneğin James Cole-man'ın binlerce Amerikan okulundan sağladığı verilerin çözümlenmesi, okuldaki başarı ve ait olunan ırk arasındaki ilişkinin ne ölçüde önemli olduğunu farklı değişkenler düzeyinde açıklamaya çalışıyordu. Bulgular öğrencinin sınıfsal konumu ve içinde bulunduğu ırk İle bireysel başarı arasında önemli bir etkililik ilişkisi olduğunu gösteriyordu. Bu bulgulardan yola çıkılarak hemen öğrencileri ırk olarak farklı alanlardan geçirerek daha üst düzeyde ırk dengesi sağlayacak bir ortam yaratılmasına çalışıldı. Aynı dönemde okul-öncesi programların siyahlar ve öteki düşük gelir gruplarından gelen öğrencilerin başarısında ne gibi etkilerinin bulunduğu yolunda araştırmalar gerçekleştirildi.
Eşitliği sağlama yolunda pedogojik faktörlerin kullanımını araştıran çalışmalar yapılırken, geleneksel fırsat eşitliği kavramı ilk kez tartışmaya açıldı. Coleman 1973'dc eğilimde fırsat eşitliği düzeyinde -farklı kesimlerden çocuklara harcanan kaynakların miktarı- değil de, elde edilen sonuçlar düzeyinde Ölçülmesi gerektiğini söylüyordu. Bu yolla benzer veya farklı ırk ve toplumsal gruplardan gelen kişilerin başarı kalıplarının ne şekilde oluştuğunu görmek mümkün olacaktı. Bu tür bir fırsat eşitliği anlayışı benimsenseydi, oyunun kuralları oldukça önemli biçimde değişebilirdi. Bu öneri, eşit sonuçların elde edilebilmesi için eşit olmayan kaynak aktarımlarını gündeme getirebilecek bir öneriydi.
Coleman'ın Önerdiği metod hiçbir zaman tam olarak kabul görmedi. Yine de Amerikan politikacı ve eğitim planlamacıları federal kaynakların, sakatlar, azınlıklar ve siyahlar gibi özel gruplara daha fazla aktarılmasını sağlamaya yöneldiler: Okullardaki ırk dengesizliğini ortadan kaldıracak şekilde düzenlemeler yapılmaya başlandı; meslek okulları ve üniversiteler de kadınlar ve azınlık grupları için Özendirici fırsatların arı tırıl masına çalışıldı.
Coleman'ın, fırsat eşitliği kavramını yeniden tanımlaması öncesinde bile telafiye yönelik politikalara karşı çıkanlar vardı. En ünlü makale Arthur Jensen'in farklı zihni yeteneklere sahip çocukların farklı şekilde eğitim alması gerektiğine dair çalışmasıydı. Yüksek zeka düzeylerine sahip çocuklar problem-çözme me-todları İle eğitilmeli, düşük zekaya sahip olanlar ise ilişki-kurma yöntemlerine tabi tutulmalıydı. Jensen'in makalesi üç bakımdan büyük tartışmalara açıktı: IQ testleri zekayı ölçüyordu; bir toplumdazeka, % 80genetik faktörlerle açıklanabiliyordu ve siyahlar kültür yanı az olan standart zeka testlerinde beyazlardan daha az puan alabiliyorlardı. Jenscn yazısını bitirirken, çevre-zenginleştirilmesi yolundaki çabalar 10 düzeyini yükseltmede sınırlı etkiye sahiptir' diyor ve eğitimcilerin herkese uygun öğrenme biçimlerini kavramsal ve yöntemsel olarak geliştirmeye daha fazla zaman harcamalarını öneriyordu. Jensen'in kendisi, IQ testlerinin iki tür öğrenim kalıbına yatkın olan kişileri ortaya çıkarabilme yeteneğine sahip olduğunu, siyah ve öteki azınlık gruplarının daha adil bir muameleye tabi tutulmalarının gerektiğine inanıyordu. Ayrıca öğretme biçimlerinin, öğrencinin Öğrenme biçimlcriylc uyumlu olması gerektiğini bazı öğrencilerin öğretmenin önyargısının kurbanı olma tehlikesine maruz kalabileceğini de düşünüyordu. Yine deJensen siyahların genetik faktörler nedeniyle beyazlardan daha kötü sonuçlar alacağını alttan alta ima ediyordu.
Jensen çocukların, öğrenme tiplerine bağlı olarak ya kavramlar yoluyla ya da ilişki kurma yoluyla öğrendiğine inanıyordu. Ama aslında çocuklar aynı yetenekleri en suni yöntemle bile Öğrenebiliyorlardı. Sembolleri bir kağıt üzerine ses ifade edecek tarzda tercüme ederek veya belli sayılarla ifade edilen şeyleri tekrar ederek Öğreniyor olabilirlerdi. Yani öğrenmenin görünümü aynı şeyi veriyordu. Bununla birlikte her grup, öğrenme hakkında bir şeyler Öğreniyor da olabilirdi. Bir grup, öğrenmenin belli bir yönüne bakarken, öbürleri öğrenmeyi temelde bir kavram edinme ve problem-çözme faaliyeti olarak kabul edebilirdi. Jensen'in makalesi bu varsayımın üzerine dayandığını hisseıtirse de, farklı öğrenme biçimlerinin bir diğerine dönüştürülemeyeceğinika-n it la m ıy ordu.
Bazı bilim adamları eğitimde eşitliği Ölçmede dışsal ölçütlerin kullanılmasına karşı çıktılar. Bu iddiaların çoğu, hükümetin İşin içine karışmasıyla gerçekçi olmayan umutların yaratıldığım ve bunun da kısıtlanmıştık duygusunu, belki de şiddet ve terörü beslediği inancını temel olarak alıyordu. Çevre faktörleri önemli addediliyordu, ama çevrenin kayda değer yönleri olan alışkanlıklar, adetler, disiplin ve İleri görüşün sınıfsal kültürle belirlendiği ve değiştirilmesinin zor olduğu düşünülüyordu.
Çünkü bu çalışmalar sınıfsal küliürü ve adetlerle tulumları bağımsız değişkenler olarak kabul ediyordu. Öğrencinin adetleri, tutumları ve başarısı arasındaki ilişkileri çok iyi İnceleme şansı yoktu.
Bu genişlemiş bakış açısı Marksist düşüncenin yeniden ilgi çekmeye başlaması ile mümkün oldu. Özellikle İki ekonomistin, Bowles ve Gintis'İn çalışmaları kayda değerdir. Çalışmalarının sonucu, okula devam etmenin toplumsal hareketlilikle çok az değişime yol açtığını söylüyordu. 10 rakamlarının kontrol altında tutukluğu araştırmalarda bile okullar, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki hiyerarşik ilişkiler tarafından İhtiyaç duyulan kişilik özelliklerini yaratma ve meşrulaştırma işlevi görüyordu.
Bowles ve Giniis'in bulguları metodolojik olarak birçok açıdan İtiraza uğradı. Ama bu çalışmaların en önemli etkisi eğitim üzerine çalışmalarda Marksist bir bakış açısının Amerika'da yaratılması oldu. Bu bakış açısı İngiltere, Batı Avrupa, Avustralya ve bazı Üçüncü Dünya ülkelerinde kurulmuşbir geleneğin devamı mahiyetindeydi. Marksistler, eğitim araş-tırmalarındaki vurguyu bireysel alandan daha geniş toplumsal, tarihsel, kültürel ve politik alanlara kaydırdılar.
Tek tip Marksist bakış açısı yoktur elbette, örneğin Brezilyalı eğitimci Paulo Freinc ilhamının büyük bölümünü Marksizmdcn almasına rağmen Fransız varoluşçuluğu, fenomeno-loji ve Hıristiyan ilahiyatından da geniş biçimde yararlanmıştı. Bazı analizciler yapısal bir yaklaşım benimseyip, hiyerarşik üretim tarzlarının eğitim sisi emi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu çözmeye çalıştılar. Ötekiler etnogra-fik bir yöntem kullanıp, okullarda işçi sınıfı bilincinin nasıl geliştirildiğini ya da nasıl engei-iendİğînİ araştırdılar. Sınıfla öğretilen bilgilerin, farklı toplumsal sınıflar tarafından nasıl yeniden üretildiğini araştıran ilginç çalışmalar yapıldı. Öğretmenlerin eğilim hususunda geliştirdiği radikal eğitim anlayışınınyarallığı çelişkiler de araştırıldı.
Marksisi-eğİlimli araştırmalar eğitim probleminin tanımında yeni bir alan açtıysa da, daha çok eleştirel bir akım olarak kaldı ve çok seyrek olarak tartışmaların asıl seyrini belirteye-bildi. Eğitim üzerine düşünenler arasında, eşitsizlik bir problem olarak belirlendiğinde Marksizm anlamlı bir dinleyici kitlesi hala bulabiliyor. Ama Amerika, İngiltere ve Batı Avrupa'da işsizlik oranları bunalım-dönemi sonrası rakamlarına kadar yükselmesine rağmen, politika plancıları tartışmaları eşitlik meselesinden ustaca uzaklaştırdı ve "yüksek teknoloji devrimi" için eğitimin ihtiyaçlarına doğru yö-neltiiler. Eğitim araştırmaları artık "bilgisayar bilme ve kullanma"nm gereklerine cevap verecek alanlarda yapılıyor, geleceğin bilim adamı ve mühendislerinin nasıl yetiştirileceğine cevap verilmeye çalışılıyor. Programlarınyoğun-laştırılnıası okula kabul şartlarının yükseltilmesi,yüksek Öğretimde evliliğe İzin verilmemesi ve kamu okullarındaki "gereksiz" fazlalıkların azaltılması önerilen çözümler arasındadır.
Bu, eğilim araştırmalarının doğası ve politik güçler tarafından belirlenen istekler yönünde öteki disiplinlerden ödünç alınan yöntemler çerçevesinde benimsenen programlardan öte bir program geliştirilmesi hususundaki soruların sorulduğu bir noktadır. Eğitim konusundaki araştırmalarda bağımsız bir anlayışın edinilmesi konusundaki son çaba Amerikan filozofu John Dewcy tarafından gerçekleştirildi. De-wey'den sonra eğilim felsefesi farklı bir görünüm kazandı ve kavramların çözümlenmesi ile dilsel arılık önemli olmaya başladı. Fakat eğitimin karşı karşıya bulunduğu kuşaklar-ara-sı süreklilik ya da değişim ve kültürel yeni-den-üreümi yöneten toplumsal süreçler daha derindeki problemler olarak varlığını koruyor. Toplumsal kimlik kalıpları ve süreçlerini inceleme hususunda çok az bir sistematik çaba harcanmış olmasına rağmen, böylesi bir programın İçermesi gereken belli başlı unsurları belirtmek mümkün görünüyor. Bu tür araştırmalar, belli bir toplum taralından ödüllendirilen bilgi türleri, gelecekte varolacak kuşaklara uyan bilgi türünün ortaya çıkarılması ve uygun öğretim yönlerinin bulunması, bilginin toplumdaki farklı gruplar arasında nasıl dağıldığını gösteren yolları İnccleyebilmelidirler. Böylesi bir program, eğitim üzerine yapılan çalışmaların disiplinlcrarası özelliğini sürdürmelidir, ama eksik olan derlİ toplu bakış açısını da cdincbilmelidir. Ayrıca günümüzdeki eğitim sisteminin iyi bir eleştirisini de İçermesi beklenebilir.
(SBA) Bk. Kültür; Öğrenme.
İslami Okul Okulların En Önemlisi