Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Enflasyon - İslami Bilgiler - 18. Sayfa

 

ENFLASYON

 

Bir ekonomide genel fiyat düzeyindeki sü­rekli ve ısrarlı artış sürecine enflasyon adı veri­lir. Genel kabul görmüş bu tanımdan da anla­şılacağı gibi, bir ya da birkaç mal ve hizmet fi­yatıyla sınırlanmış artışlar ya da bir defaya mahsusu ve süreklilik arzetmeyen fiyat artışla­rı enflasyon tanımına girmemektedir. Enflas­yon bir süreçtir. Enflasyon genel fiyat düzeyin­de gözlenen sürekli ve ısrarlı artışlar şeklinde olduğundan bu artışların hangi nedenlerden kaynaklandığını belirlemek son derece önem­lidir. Bu nedenler şöyle sıralanabilir:

1- Aşırı Talep: Fiziki üretim genişlemesinin üzerine çıkan parasal genişleme, ekonomide aşırı talep yaratarak enflasyona yol açar. Para­sal genişleme devletin bütçe açıklarının Mer­kez Bankası kaynağından finanse edilmesi (pa­ra basılması), para otoritelerince sürdürülen genişleyici para/kredi politikaları sonucu orta­ya çıkar. Faiz oranlarının para otoritelerince veri para arzı miktarında para talebinin altın­da belirlenmesi ve tutulmaya çalışılması da pa­rasal genişlemenin bir nedenidir; zira belirle­nen faiz oranında para talebinin karşılanması ancak para arzında genişleme İle mümkün ola­caktır. Enflasyon süreci hangi nedenlerle baş­lamış olursa olsun, süreklilik arzetmesi ancak parasal genişlemenin sürekli olmasına bağlı­dır. Parasal genişleme ile desteklenmeyen fi­yat artışları sürekli ve ısrarlı fiyat artışlarına (enflasyona) dönüşmez.

2-  Kısa Dönemde Azalan Marjinal Verim: Bütün sermaye ve emek girdileri homojen ve aynı verimlilikte olsa bile, kısa vadede üretim genişlemesi diğer üretim girdilerinde karştlaşılabilecek darboğazlar (yönetim, hammadde, döviz, enerji, altyapı vb.den kaynaklanan dar­boğazlar) marjinal verimin azalmasına yol aça­bilir. Kaldı ki, tüm üretim faktörleri tam ho­mojen ve birbirine tam ikame edilebilir bir ya­pıda da değildir. Azalan verimliliğin geçerli ol­duğu şartlarda, her marjinal ürün daha fazla üretim girdisinin kullanımını gerektirecek, azalan marjinal verim altında girdi gelirleri­nin (kâr marjları, ücretler) nominal olarak sa­bit kalması ancak birim ürün fiyatının artışı ile mümkün olacaktır. Bu tip fiyat artışları üre­tim artışı devam elliği sürece geçerli olacak, artışın durması ile birlikte ortadan kalkacak­tır. Gelişmekle olan ülkelerde üretimin kısa vadede hızlı artışı, ekonomide kısa vadede aşılması zor döviz, enerji, altyapı gibi darbo­ğazlar nedeniyle fiyat baskılarına yol açmakta­dır. İşgücü açısından istihdama yakın olan ve döviz, enerji, altyapı vb. darboğazların sözko-nusu olmadığı gelişmiş ekonomilerde ise, kısa vadede hızlı üretim artışı işgücü piyasasında taleb baskısı yaratarak ücret ve fiyat baskıları­na yol açmaktadır.

3- Sosyoekonomik Gelir Grupları Arasında­ki Gelir Çekişmesi: Geleneksel fiyat teorisi, tam rekabet şartları altında denge fiyatlarının nasıl belirleneceğini açıklamaya yöneliktir. Bu çerçevede, tüm ekonomik birimler, üretici ya da tüketici, piyasada "gayri-şahsi" tarzda oluşan fiyatları "veri" kabul eder ve "fiyat belir­leyici" değildir. Geleneksel teori fiyat oluşum sürecini belirli bir basitlik ve genelleme içinde ele almış, fazla ayrıntıya girmemiştir. Ne var-kİ, modern bir sanayi ekonomisinde fiyat olu­şum süreci geleneksel teorinin basitliği ve ge­nelliği içinde ele alınamamaktadır. Modern sa­nayi ve ekonomik yapı, fiyatların kendi kendi­ne otonom bir şekilde "gayrİ-şahsİ" bir piyasa­da oluşmasına imkân tanımamakta, fiyatlar ço­ğu kez kurum ve belirli kişilerce belirlenmek­tedir. Fiyatlar kişiler, kurumlar ya da organize gruplar (işveren sendika ve kuruluşları, İşçi sendikaları, mesleki gruplar) tarafından belir­leniyorsa, özellikle enflasyon olgusunun açık­lanması bakımından bu fiyat belirleyici grupla­rın amaç ve davranış tarzları önem kazanmak-

tadır. Bu gruplar açısından önemli olan mut­lak fiyatlar değil, her grubun kendi fiyatının di­ğer «ruhların fiyatına göre nİsbİ konumudur.

Zira kısa vadede sabit ya da çok az artış gös­teren reel milli gelirden daha fazla pay almak, ancak grubun arzetlİğİ mal ve hizmetlerin nİs-bi fiyaunıyükseltmesiyoluyla mümkün olacak­tır. Grup açısından bunun mümkün olup ol­maması kritik biçimde diğer grupların tepki ve karşı davranışlarına bağlı olacaktır. Burada grupların karşılıklı dinamik etkileşimi ve gelir Çekişmesi fiyat artışlarında kısır bir döngünün oluşmasına ve fiyat artışlarında sürekliliğe ne­den olabilmektedir. Geleneksel teori fiyat olu-şum sürecinde ekonomide organize grupların mevcudiyeti ve etkilerini, karşılıklı dinamik et­kileşim ve siyasal iktidar üzerindeki etkilerini hesaba katmamakla, bu yönüyle enflasyonu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Fiyatların oluşmasında, bir yanda sanayi sektöründe sa­nayici ve müteşebbis grubların ve işçi sendika­larının, diğer yanda siyasal İktidar tarafından -oy kaygularıyla- desteklendiği ölçüde tarım sektörünün gelir çekişmesindekİ karşılıklı dİ-namik etkileşimi hesaba katılmadıkça enflas­yonun açıklaması yetersiz kalacaktır.

4- İıhal Enflasyon: Ulusal paranın, dış değe­rinin sürekli biçimde düştüğü durumlarda dış fiyatlar sabit kalsa dahi ithal mallarındaki fi­yat artışları yoluyla iç fiyatlar -ekonominin dı­şa   bağımlılığı   ölçüsünde  -körüklenecektir. İÇ-dış enflasyon farkları devamlılık ar/ettiği sürece ulusal paranın değeri de düşmeye de­vam edecek, enflasyon üzerinde tekrar geri— besleme yapılacaktır.

5- Enflasyon Beklentileri: Enflasyon beklen­tileri enflasyonun devamlılığı ve hızlanmasın­da son derece Önemli bir faktördür. Fiyat be­lirleme gücüne sahip gruplar enflasyonun ge­lecekteki seyrine ilişkin beklentilerine dayana-rakbugünkü kararlarında bu beklentilerini he­saba kalarak fiyatlarını o t ar/da oluşturacak­lardır.

Yüksek ve değişken oranlı enflasyonun bir Çok sakıncaları olduğu öne sürülmektedir. Bunlar;

- Mal ve hizmet fiyatları, enflasyon dönemlerinde arz ve taleple ilgili (yani gerçek piyasa koşulları ile ilgili) yanıltıcı bilgiler taşımak su­retiyle kaynaklanıl yanlış ve verimsiz tahsisine yol açmaktadır. Zira her üretici, fiyatların ge­nelde ve tüm mallarve hizmetler için arttığını -yani gerçekte kendi arzettiği mal ve hizmetin nisbi fiyatının artmadığını- algılayamadığı Öl­çüde artan fiyatları kendi tarafından arz edi­len mal ve hizmete olan talep artışı olarak yo­rumlayacak, üretim artışına gidecektir. Halbu­ki burada fiyatlar piyasa şartları hakkında doğ­ru bilgileri taşımamak suretiyle ekonomik ka­rar birimlerini yanıltmış olmaktadır.

- Enflasyon gelir dağılımını bozucu etkiler yaratmaktadır. Toplumdaki tüm grupların ay­nı derecede "fiyat belirleme" gücüne sahip ol­maması, bu gücü elinde bulunduran grupların fiyatlarını diğerlerine oranla daha fazla arttır­masına yol açmakta, bu yolla, grupların nisbi fiyatları değişerek gelir dağılımını değiştir­mektedir. Enflasyon bu nedenle, gelirin yeni-den-dağılım mekanizması olarak ele alınabil­mektedir. Enflasyonun bazı gelişmekte olan ekonomilerde bir sermaye birikim modeli ola­rak teşvik edildiği görülmektedir. Gelir ve ta­sarruf düzeyinin düşük olduğu bu ekonomiler­de, ortalama tasarruf düzeyini yükseltmek için gelirin, marjinal tasarruf eğiliminin düşük olduğu düşünülen düşük gelir düzeyindeki gruplardan, bu eğilimin yüksek olduğu düşü­nülen yüksek gelir gruplarına aktarılması enf­lasyon yolu ile gerçekleştirilmeye çalışılmakta­dır. Böylece tasarruf eğiliminin yükseleceği, bu tasarrufların yatırıma dönüşerek düşük gc-lİr -düşük tasarruf düzeyi- düşük yatırım düze­yi- düşük gelir kısır döngüsünün kırılabileccği düşünülmektedir.

Adnan BÜYÜKDENİZ Bk. Devalüasyon; iktisat PolHikııtan; Para.