Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Estetik - İslami Bilgiler - 29. Sayfa

 

ESTETİK

 

Sanatı ve aynı zamanda -ona bir sanat eseri gözüyle bakarsak- tabiatı felsefi olarak incele­yen felsefe dalına estetik adı verilir. Estetik bir tutum fikri estetik için son derece önem ta­şır. Sanat eserleri insan ürünleridir. Fakat ay­nı zamanda doğal nesnelere de uygulanabilir. Estetik, temel konusu olan sanat eseri ve este­tik tutum kavramını tanımlamayı amaçlar. Es­tetik, sanal eserlerinin ne derece temsili olaca­ğını ve ne derecede onların yaratıcılarının duy­gularını ifade edeceği sorularına cevap arar. Estetik olarak tatmin edici konuların kendine has değerini tesbit etmeyi amaçlar. Estetik, bir sanat eserinin varlığının tabiatı sorununu (o bîr sözcükler ya da sesler bütünü müdür, yoksa bir renk yığını ya da fiziksel bir nesne midir?) ele alır. Ayrıca estetik İle ahlaki değer arasındaki ilişki sorunuyla da ilgilenir.

Güzelliğin yaratılması ve değerlendirilmesiy­le uğraşan estetiğin, sosyoloji, biyoloji ve an­tropolojiyle yer yer dirsek teması olmakla birlikte, aslında felsefe ve psikolojinin bir parça­sını oluşturur. Estetik terimi çok gevşek bir bi­çimde (her ne kadar bazı yazarların bu tanım­la iki nedenle anlaşamamakta iseler de), "sa­nalların bilimsel incelemesi" olarak tanımlan­maktadır. İlk neden, bilimsel yaklaşımın ev­rensel olarak kabul edilebilir tek yaklaşım ol­mamasıdır; ayrım 'spekülatif ve 'deneysel' es­tetik arasında yapılmıştır ve felsefenin bazı alanları, sanat tarihi ve sanat eleştirisi ilk kate­goriye yani spekülatif estetiğe girer. Speküla­tif estetik, güzelliğin tabiatı ya da sanat eserle­rinin anlamı gibi üst düzeyden sorunlarla ilgi­lenir; oysa deneysel estetik, değerlendirme sü­reçlerinin unsurlarını bilimsel olarak incele­meyi İhtiva eder. Böylece İkinci anlaşmazlık noktası, bir sanat eserini neyin oluşturduğu konusunda ortaya çıkar: deneysel estetikte kullanılan deneysel uyarımların bazısının, ger-çck-hayaiın müziği (reallite music), resim sa­natı, şür ya da heykeltraşlıkla çok az ortak ya­nı vardır.

Diğer sosyal bilimcilerin yanışını psikologlar da deneysel yaklaşımı benimsemişlerdir; ger­çekte deneysel estetik alanı en eski psikoloji dallarından birisidir. Bu disiplinin kurucu ba­balarından birisi, aynı zamanda fizikçi, fizyo­log ve filozof da olan Alman GusiavThcodor Fechner'dir. Fechner'in psiko-fizik alanına İlişkin kapsamlı incelemeleri onu estetiğin so­runlarına yöneltti ve I876'da Vorscluılc der Asthciik (Estetiğe Girişj adlı eserini yayınla­dı. Fcchner'in amacı açık 'aşağıdan esietik' de­diği şeyi kurmaktı; o ilkin, sevilen ve sevilme­yen şeylerin temel mekanizmalarıyla ilgilendi ve modern deneysel psikolojide işlenenlerle epeyce ortak yanı bulunan deneysel teknikler kullandı, örneğin, böyle bir teknik, içerisinde öznelerin, kendilerine sunulan çeşitli şeyler­den en çok hoşlandıklarını seçmelerinin isten­diği bir 'lercih yöntemi' idi. Fechııer bu İlk ve başlangıç noktasından, daha karmaşık estetik sorunlarına geçmeyi umuyordu.

İnsanların farklı renkler, görsel kalıplar ve işitsel uyarıları tercihlerini ölçmek suretiyle güzelliği aşırılıkların yokluğuyla İlişkili olarak düşünen eski "estetik araç" teorisini sınamaya

girişti. Fechner'in bu çizgiler boyunca gerçek­leştirdiği ilk çabalar deneysel estetiğe sağlam bir metodolojik taban sağladıysa da, son yirmi oluz yıldır elde edilen bulgular (örneğin Va-lentİn'in Güzelliğin Deneysel Psikolojisi adlı eserinde) genel olarak tutarsızdır. Örneğin, 'estetik araç' ya da 'altın seksiyon'la ilgili hiç­bir İkna edici kanıt elde edilemedi ve deneysel estetiğe olan ilgi sonunda azalmaya yüz tuttu.

Bununla birlikte, 1960'ların ortalarında psi­kolog Daniei Berlyne, kadim sorunlara farklı bir yaklaşımla eğilen bir araştırma dalını ta­nımlamak üzere 'yeni deneysel estetik1 terimi­ni ortaya atlı: Berlyne teorik temelini biyoloji üzerine oturtmuştu. Yeni yaklaşımın İki önem­li görünümü estetik tepkinin başlıca belirleyi­cisi olarak ve Berlyne'İn 'birbirini tamamlayıcı değişkenler' dediği şey üzerindeki vurgusu-dur. Bu teori şunu savunur: Sanat nesneleri, gözlemcinin uyanıklık, dikkat ya da heyecan düzeyini etkilemek suretiyle haz doğururlar; onlar bunu karmaşıklıkları, şaşırtıalıkları ya da benzerlikleri gibi birbirini bütünleyen özel­likler aracılığıyla yaparlar. Başka deyişle, göz­lemci enformasyonu uyarımın farklı özellikle­rinden çıkartır ve sonuçta uyanıklık düzeyi onun bu uyarımı açıklama olasılığını belirleye­cektir. Berlyne bir uyarımın 'hazcı değeri' ya da 'tatmin ediciliği'nin öznenin bir tersine çev­rilmiş U-biçimli eğrisine göre uyanıklık düze­yiyle ilişkili olduğunu söyler; dahası tatmin edicilik aracı bir uyanıklık düzeyi doğuracak uyarımlara göre çok büyüktür. Bu, formun bir­birini bütünleyen değişkenleri ve psikolojinin (motivasyon, keşif ve oyun gibi) diğer alanla­rıyla bütünleşme potansiyeli üzerindeki vurgu­dur ki, bu, yeni formu eski deneysel estetikten ayırd eder. Her ne kadar bazı araştırmacı hır Berlyne'İn teorik formülasyonunun ayrıntıları­nı tartışacaklarsa da, yeni deneysel estetik sağ­lıklı ve geleceği parlaktır. Gelişme üç kapsam­lı çizgide olmuştur.

I- Bu çizgi doğrudan Berlyne'İn tamamlayıcı değişkenleriyle ilgisiyle ilişkilidir. Öyle görü­nüyor ki, bu çizgide uygulanan deneysel öl­çüm tekniklerinin geliştirilmesi çok önceleri Geştalt psikologlarınca meydanagetirilen 'for-

mun önceliği' kavramının tabiatına ilişkin so­rulara daha fazla ışık getirecektir.

2- Bu çizgi ise, gözlemcinin karakteristiğinin araştırılmasını kapsar. Araştırma alanların­dan birisi, örneğin Jung'un dışa-dönüklük/içe dönüklük ve estetik yargı gibi kişilik faktörleri arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır.

3- Muhtemelen en güç araştırma alanı olan bu çizgi duygu ve bilme arasındaki ilişkiyi ele alır: Yani, bir estetik cevabın duygusal yönü nasıl olur da onu kuşatan düşünce süreciyle et­kileşimde bulunur? Bu soru türü aslen Freud tarafından, sanatsal yaratma sürecinin psika-nalitik yoldan incelemelerinde görülmüştür. 1980'lerde bir kez daha ona dönülmektedir (örneğin Panel Machotka ve Rober Zajonc gi­bi araştırmacılar tarafından). Günümüzde de­neysel araştırmanın spekülatif estetiğin bazı karmaşık sorunlarıyla baş etme yolunda oldu­ğunu Öne sürenler vardır. Bu gibi araştırmacı­lar deneysel ve spekülatif estetik arasındaki uzlaşmanın günün birinde gerçekleşeceğini beklemektedirler.

(SBA)

 

İslam sanatları Ve estetik

 

Genellikle "güzelliğin bilimi" diye tarif edil­mekle beraber, bu tarifin sınırlarını çoktan aş­mış bir disiplin olan estetik, sanat tarihi, sosyo­loji, antropoloji ve hatta biyoloji ile dirsek te­ması bulunan felsefi ve psikolojik teoriler top­lamı olarak ele alınabilir. Sanat eserinin yara­tılması, bir varlık alanı olarak sanat eseri, sa­nat eseriyle İlişkileri açısından tabiat, sanat eserinin değerlendirilmesi (sanat eleştirisi) zevk ve bunlarla ilgili yan konuları içine alan bir bilgi dalıdır.

Bu çerçevede oluşturulmuş estetik teorileri, kökleri Greko-Latin kültürüne uzanan bir dünya görüşü (yahut gerçeklik kavrayışı) te­meline dayandığı için, Batı dışındaki kültürle­rin sanatlarını açıklamakta yetersiz kalmakta­dır. Özellikle İslam sanatlarını açıklarken, bü­tünüyle Batı sanatları ve felsefesi etrafında oluşmuş bir kavram çerçevesine atıfta bulun­mak, kaçınılmaz olarak yanlış değerlendirme­lere yol açacaktır.

İslam medeniyet dairesinde yer alan kültürlerin hemen tamamı, bu medeniyet dairesine girdikten sonra İslami dünya görüşü yönünde büyük bir dönüşüme uğramış, sanat gelenekle­ri de aynı şekilde, yeniden biçimlenmiştir. Böl-gelerarası farklılıklar bulunmakla beraber, İs­lam sanatı diyebileceğimiz bütün ürünlerde, İslami temel prensiplerin değişen ölçülerde uygulandığı görülmektedir.

Sözünü ettiğimiz prensipler doğrultusunda, İslam düşünce tarihinde estetik teorilerinin geliştirilmemiş olmasını da, müslüman sanatçı ve düşünürlerin sanatla ilgili yaklaşımlarının bir sonucu olarak değerlendirebiliriz. Her şey­den önce "sanat" (art) kavramının "güzel sa­natlar" diye belirlenen çerçevesinin İslam kül­türü açısından çok yeni olduğunu, çeşitli sanat dallarının ayrı ayrı bilimler {İlm-i musiki, ilm-i şi'r vb.) olarak düşünüldüğünü ve "sanatla "zanaaı"ın birbirinden kesin çizgilerle ayrılma­dığını gözönünde bulundurmak gerekmekte­dir.

Bu bakımdan, "İslam sanatı" denildiği za­man, musikiden mimariye, kapı tokmakların­dan kitap ciltlerine, mutfak eşyasından koşum takımlarına kadar, son derece geniş bir alan sozkonusudur. Bu geniş alanda karşımıza çı­kan inanılmaz zenginlikteki verileri estetik açı­sından değerlendirmeye çalışırken izlenebile­cek tek meıod, eski metinlerde yer yer karşımı­za çıkan dağınık bilgi ve yorumları da gözönü-ne almak kaydıyla, mevcut sanat eserlerinden yola çıkmaktır.

Bu farklı estetiğin diğer prensiplerini de be­lirleyen ilk prensibi, İslam'ın putperestliğe karşı verdiği büyük mücadelede asıl ifadesini bulan, sınırları hadislerle çizilmiş tasvir yasa­ğı, yahut surete tapınmayı yasaklayan hadisle­rin tasvir yasağı olarak anlaşılmış olmasıdır. Kur'an-ı Kerim'de bu konuda herhangi bir hü­küm bulunmadığını da ayrıca belirtelim.

Tasvir yasağı, müslüman sanatçıların figür­den kaçma ve figürü cansızlaştırma şeklinde ifade edebileceğimiz İki yaklaşımı benimseme­lerine yol açmıştır. Figürden kaçış, müslüman sanatçıları doğrudan doğruya soyut formlara yöneltir. Sözgelişi, Arap alfabesindeki şekil re-pertuvarının, başlangıçta plastik açıdan son

derece elverişsiz olduğu halde, harf köşeleri­nin yuvarlak [aştırılarak (Ma'kılî yazının Ku-fi'ye dönüşmesi, oradan çeşitli yazı karakterle­rinin ortaya çıkması) son derece zengin imkan­lara sahip bir ifade vasıtasının elde edilmesi, bu eğilim sonuçlarından biridir. Figürü cansız­laştırma eğilimi ise, bir yandan tabiattan alı­nan şekilleri stilize ede ede asıl kaynağından büsbütün uzaklaştırarak soyut formlara dö­nüştürülmesini sağlamış, bir yandan da diğer geleneklerden devralınan resmi ışık ve gölge­den arındırarak bir çeşit nakış haline getirme­nin prensibi olmuştur.

Estetiğin başlıca konularından biri olan "gü­zellik" İse, temel prensibini kısaca açıklamaya çalıştığımız estetiğin asıl hedeflerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat İslam sa­natlarında "güzellik" meselesi. Batı kaynaklı objektivist ve sübjektivist estetiklerin anladığı manada güzellik değil, "mutlak güzcllik"tir ve mutlak güzelliğin görünen alemdeki içkinliği-dir (immanent oluşudur). İslam sanatçısı için, sözgelişi gül, kendiliğinden güzel olmadığı gi­bi, bizim onda kendimizi yaşamamız (einfuh-lung) da değildir. Gülün güzelliği, Tanrı'nın "cemal" sıfatının ondaki tezahürüdür. Batı kay­naklı bazı estetik teorilerinin kavram çerçeve­sinde yer alan "çirkinlik", bu estetiğin konuları­nın tamamen dışında kalır. Çünkü çirkinlik İti­baridir; başka bir deyişle, güzellik mutlak ol­duğuna göre, çirkinlik yoktur.

Sanatçının görevi, güzelliği kaynağında yaka­lamak, yani görünenlerin temelinde bulunanı araştırmaktır. Bu bakımdan dış dünyanın yeri­ne benzerini geçirmek (mimesis) gibi bir kay­gının tamamen dışında, sanatçının kendi ferdi­yetinden de bağımsız bir arayıştır sanat.İslam sanatları çerçevesinde değerlendirile­bilecek bütün sanat ürünlerinde, sanatçının ferdiyetini olabildiğince paranteze aldığı, bu­nun da sanatı bir çeşit metafizik oyun haline getirdiği açıkça görülür. Sanatçılar, eserlerini bazan imzalarını bile atmayacak kadar kendi ferdiyetlerinin dışında düşünmüşlerdir. Psiko­lojiye en fazla bağımlı görünen şiir bile, za­man içinde ferdi arızalardan büsbütün arındı­rılarak, arabesk gibi, sadece dilin kendi imkanlarına dayanan bir ifade vasıtası haline getiril­miştir. Mecazlaştırma yoluyla semantik alanla­rı son derece genişletilen kelimeler, tıpkı Arap alfabesindeki harfler gibi, adeta plastik bir kullanışlılık kazanırlar.

Sanatçı, bu çerçevede güzelliği yaratan de­ğil, keşfeden adamdır. Çünkü sanat zaten var olan bir niteliği, güzelliği araştırmaktır. Güzel­lik objektif bir nitelik olmadığına göre, sözge­lişi güzel bir ağacın resmini yaparak yahut keli­melerle tasvir ederek güzele ulaşılamaz. Ağaç sadece bir İşarettir (ayet). Güzelliğe bu işaret­ten hareketle ulaşmak gerekmektedir. Duyula­rımızla kavradığımız güzel ağaç, biz farkında değilîzdir ama, sürekli değişme halindedir ("ol" emriyle sürekli yeniden yaratılmaktadır). Gerçek güzellik, ağacın değişen niteliklerinde değil, değişmeyen özündedir. Bu öze ancak so­yutlama (tecrid) yoluyla ulaşmak mümkün olabilir. Soyutlamanın ilk aşaması stilizasyon­dur. Stilizasyon (üsluplaştırma), objeyi şemati-ze etmektir.

Bütün varlık, aynı mutlak hakikatin tezahü­rü olduğuna göre, sayısız objede dağılmak ye­rine, belirli objelerden hareket etmek ve on­lar üzerinde derinleşmek daha doğrudur. Bu yaklaşım, müslüman sanatçıyı kaçınılmaz ola­rak şematizme götürür. Bunun doğurduğu tek­düzelikten de çeşitleme (tenevvü) yoluyla kur­tulmaya çalışılmıştır. Gerçek bir sanatçı, yaptı­ğını asla tekrarlamaz.

Sanat eserleriyle sanat eserine bakan arasın­daki ilişki de, sanatçıyla sanat eseri arasındaki ilişkiye benzemektedir. Bakan, sanat eserini tamamen kendi dışında birşeymiş gibi gör­mez, yani eleştirel bir tavırla bakmaz. Aradaki mesafeyi kaldırır ve sanat eserini yaşamaya ça­lışır. Sanat eserinin değerini, bir çeşit mistik birleşme, yahut mistik neşve diyebileceğimiz ilişkinin derecesi belirleyecektir. Türk musiki­sinin konser salonu düzeninde sunulduğu za­man pek fazla etkili olmamasının sebebi de budur. Çünkü konser salonu, şet" ve araya gi­ren diğer unsurlar, sanat eseriyle dinleyen ara­sında aşılması güç bir mesafe yaratarak katıl­mayı neredeyse imkansız hale getirir. Aynı eserler, dinleyicilerin de katılabileceği bîr mekanda rica edildiği takdirde, sözünü ettiğimiz birleşmenin kolayca gerçekleştiği görülecek­tir.

İslam sanatlarının estetik yapısı üzerinde L.Massignongibibazımüsteşriklerdurrnuşlar-sa da, getirdikleri yaklaşım "oryantalist este­tik" olmaktan Öteye geçememiştir. Fakat Re­ne Guenon, Tİtus Burcklıardt gibi, müslüman olmuş bazı Batılı düşünürlerin yaklaşımları, konuya dikkate değer açıklıklar getirmiştir. Türkiye'de de yetersiz olmakla beraber bu ko­nuda bazı çalışmalar yapılmıştır. Beşir Ayva-zoğlu'nun "Aşk Estetiği" (1982) ve "İslam Es-tcliği ve İnsan" (1989) adlı denemeleri, bu alanda yapılan çalışmaların en derli toplu olanlarıdır.

BcşirAYVAZOĞLU Bk. Hazcılık; listetizın; Psikoloji; Sanat.