Muhtelif - 1. Sayfa
FAİZ
Bir para mîklarının kullanımı karşılığında ödenen bedel veya kiraya, kullanım dolayısıyla, şu andaki naktin kazandığı pirime faiz denilmektedir. İktisatçılar bu genel tamınla pek ilgilenmemişler, öıeden beri faizin niçin ödendiğini ve ödünç alanın niçin faiz ödemeye hazır olduğunu soragelmişlerdir. İktisatçılar sermaye birikimini sağlamak için yeterli tasarrufların yapılabilmesi amacıyla faizin ödenmesi gerekliği cevabını vermişlerdir. Genelde kabul gördüğü şekilde sıfır faiz oranıyla da bir miktar tasarruf sağlanabilmektedir. Ama bu miktar istenmeyecek kadar küçiikıür. Pozitif faiz, gelir sahiplerinin kazandıklarının hepsini harcamaları için gerekli bir rüşvet olarak değerlendirilmiştir. Bu açıklamanın önde gelen savu nallarından biri N. W. Senior harcamamanın yaradığı ıstırabı (tatminsizliği) lelafi el-mek için faizin gerekli olduğunu iddia etmekteydi.
Sosyalistler, faizin harcamamanın yol açtığı ıstıraba bir ödül olduğu açıklamasını alay ve küçümsemeyle karşılamışlardır. "Eğer harca-yamama acıya neden oluyorsa" diyorlardı, "Roıchilds ve öteki zenginler korkunç acılar çekiyor olmalılar." Mark'ın kendisi kapitalistin harcamayı arzu ettiğini, ama aynı zamanda sermayesini biriktirerek güçlü olmak da istediğini iddia ediyordu. Şüphesiz faizi sadece birini tasarrufun fırsat maliyeti olarak gören marjinal çözümlemeler, bu tür zorluklan ortadan kaldırmakladır. Küçük tasarrufçuların marjinal arzı temsil ettiği durumlarda gerçek "acı" ortaya çıkmaktadır.
Sosyalistlerden gelen eleştiriler iktisatçıları tedirgin et m İştir. İlgi alanının, harcamadan zaman tercihine aktarılmasıyla aranan çözüm bulunmuş oldu. Faizin zaman tercihi teorisi, ilkin VV.SJevons ve E. Von Böhm Bawerk gibi
Avusturyalı iktisatçıların eserlerinde ortaya kondu. Bu teori daha sonra J.A. Schumpeter, I. Fİsher, F.A. Fctter, F.A. Hayekve öteki iktisatçılar tarafından eleştirildi ve daha tutarlı hale getirildi. Böhm-Bawerk insana "Gelecek-leki isteklerinin eksik değerlenmesi perspekti-fi"ni yüklüyordu. Pek çok İnsan için gelecekte edinilebilecek şeyler yerine, şu andaki şeyler daha tercih edilir gelebiliyordu. Ama bu unsurun varlığı, durağan toplumlar dışındaki toplumlar için sözkonusu olan, zaman tercihi teorisinin gerekli bir bileşeni değildir. İlerici bir toplumda faizin var olması için gereken tek şey. insanların kazandıklarının tüketimini bir süre ertelemeleri için bir rahatlık duymaları ve bu yolla gelecek gelirlerini sınırlı bir oranın üzerine çıkarabilmelcri için bir düşünce sahibi olmalarıdır." Bugün pek az iktisatçı zaman tercihini İnkâr etmekle birlikte bir çoğu, tasarruf miktarının faiz oranının bir fonksiyonu olarak sunulduğu faiz şemasının zaman uzunluğu süresince küçük bir esnekliğe sahip olduğunu düşünmektedir.
I936'da J.M.Keynes Likidite (nakit) tercihini, faiz ödenmesini zorunlu kılan bir olgu olarak ele almıştır. Faiz ödenmeliydi, çünkü insanlar ve kurumlar parasal tasarruflarını harcama konusunda seçeneklere sahiptiler. Key-nes faizdeki bir düşüşün daha üst düzeyde bir gelir elde etme umudunu getirdiğini düşünüyordu. Faiz oranının düşüklüğü, biriktirme konusunda bir tescil oluyor, faiz oranının her düşüşü sermaye hesabındaki kaybetme riskine karşılık bir tür sigorta olarak görünen getiriyi faiz oranı ile yeni faiz oranının kareleri arasındaki fark kadar düşürüyordu.
Likidite teorisinin daha gelişmiş bir biçimi de, faizin, alternatif biriktirme biçimleri olması nedeniyle minimum bir düzeyin altına düşe-meyeceğinİ, ama bu minumum düzeyin üzerindeki herhangi bir oranın, eğer gelecekte daha yüksek oranlar beklenmiyor ve başka alanlardaki şartlar daha olumlu geliyorsa, biriktirmemeye yol açacağını söylemektedir. Dennis Ro-berısan, haklı bir biçimde Keynes'in, denge halindeki faiz oranının hem "para tutmanın marjinal faydasını" hem de "para harcamamanın marjinal faydasız! iğini" tatmin eden bir oran olduğunu göremediğini söylüyordu. Roy Harrod, ödünç alıcının beklemek yerine ödünç vermesini tatmin edecek gerekli bedeli veya ödünç vermeyip de likid tutması halinde ortaya çıkacak kaybı telafi edecek bedellerden, hangisi yüksek İse onu vericiye Ödemesi gerekliğini söylemektedir. Keynes göründüğü kadarıyla ikincisinin daha yüksek olacağını varsayıyordu.
Faiz teorilerinde bütün iktisatçılar, üretkenlik veya sermayenin kazancını faizin bir belirleyicisi olarak görmektedir. Statik ve dinamik çözümlemelerin karışımından, bir dizi problem doğmaktadır. Schumpeter ve Böhm-Ba-werk fiziki üretkenliğin değil, değer-üretkenliğinin Önemli olduğuna işaret ediyordu, Sc-humpeter Ekonomik Gelişme 'leoıisi adlı eserinde, yeni teknolojik gelişmeler ve sermaye birikimi kesintisiz olarak sürdüğünde, marjinal değer üretme ihtimalinin ortadan kalkacağını söylüyordu. Risksiz bir denge ya Ua "durağan düzeyde" sonuçlanan bir ortamda zaman tercihî konusunda herhangi bir neden olacağını kabul etmiyordu. Bu yüzden Böhm-Ba-werk'in ısrarlı reddedişlerine rağmen, teorisi bir üretkenlik teorisiydi. F.H. Knight, Schum-peter'in "durağan düzeyini" teorik dü/.eyde imkansız bir durum olarak kabul ediyordu. Çünkü "Sermayenin Kullanımı Üzerinde Sınırlar yoktu." Gerçek bir durağan toplum, ekonomi dışı ve toplumsal güçlerin bir sonucu olabilirdi sadece.
Faiz konusundaki üretkenlik teorileri, hür teşebbüse dayalı bir ekonomik sistemde ödünç almaya neden olan şeyin yatırımdan beklenen birgetiri olduğu gerçeğini yansıtıyordu. Sosyalist bir devlet ise maliyetleri farklı şekilde hesap edeceğinden ve farklı değer ölçüleri olduğundan dolayı rasyonel planlamanın gelinlerini hesaba katmak durumunda İdi. Yine de zaman tercihi konusunda örnekler sunanlar, basil bir üretkenlik teorisinin hiçbir zaman yeterli olmadığını göstermekle büyük bir katkıda bulunmuş oluyorlardı. Böhm-Bawerk, Kcyncs veya Schumpeler'in
temsil elliği uç noktaları savunan İktisatçılar, giderek azalmaktadır. Deneysel düzeyde en azından etkili olan üç ayrı boyut tesbit etmek mümkün: Teknik değişimlerden umulan kâr, likidite tercihi ve planlı tasarruf. Bunlara bel-.ki zaman tercihini de eklemek mümkündür. Keynes tarafından da onaylanmış bir makalesinde D.Mc. C. Wrneut "Sermayenin marjinal faydalılığının ortaya çıkan değisjmlervasıiasıy-la faiz oranını etkilediğini belirt iyordu. Çoğunluğunun katılacağı sonuç şu tanımda özetlenebilir: Faiz, etkisini tüm piyasalarda hissettirmektedir. Özellikle de zaman tercihi (tüketim kararları), sermayenin marjinal üretkenliği (yatırım kararları) ve likidite tercihi düzeylerinde eşit biçimde iş görmektedir.
Faiz, ödüne, verilebilen fonların kullanımı kargılığında Ödenen bedeldir. Faiz oranı, ödünç alınan ana paranın bir yüzdesi olarak ifade edilen ve bir zaman dilimi üzerinde tatbik edilen ödeme miktarıdır. Finansal aracı kurumlar hem borç alır, hem de ödünç verirler. Kârlılıkları, para ödünç almak isleyenlerin ödeyeceği faiz İle borç verenlerin isteyecekleri faiz arasındaki farktan kaynaklan maktadır. Faiz oranlan basit ya da bileşik biçimde hesaplanmaktadır. Basit faiz, her dönem için çına paraya gelir olarak eklenen miktarın yüzde olarak İfadesidir. Bileşik faiz ise ana para ve geçmiş dönemlerden aktarılan faiz ödemelerinin birikmesini de faiz çerçevesine alan bir hesaplamadır. Faiz oranları sabit tutulabilir. Bu durumda borç süresi içinde oran değişmez. Faiz oranının değişken olması durumundu ise borcun süresi İçinde oran değiştirilebilmekledir.
Faiz uygulaması konusunda da ahlakî eleştiriler yapılagelmiştir. Örneğin Marks faizi kâr ve kirayla birilklc finansal kapitaliste gelen ve doğrudan emeğin sömürülmesiıulen kaynaklanan ;ırlık değerin bir unsuru olarak görmekleydi. Marksİst-Leninişı rejimler düşük faiz orunları uygularlar. Bu. bankaların çalışabilmesi ve ödemeler mekanizmasının işlemesi için gereken kadardır. Faiz alınıp verilmesi çeşitli zamanlarda çeşitli dinler tarafından lanetlenmiştir. Marksist itirazlar ise dinî ve ahlakî olmaktan çok toplumsal nedenlere dayanmaktadır.
İslâm faizciliği yasaklamaktadır. Ama bunun faiz oranını tesbit etmeyi tamamen yasaklamayı gerektirip gerektirmediği hususunda dinbilimscl bir tartışma devam etmektedir. Faizin yasaklanmasının sebeplen şunlardır: Faiz, servetin birkaç insanın elinde birikmesine yol açmaktadır, bu yüzden insanın diğer insanları düşünmesini engellemektedir. İslam, parasal mübadeleden kazanç sağlamasına, kazanma kadar kayıp riski de olmadığı durumlarda izin vermemektedir. İslâm çalışılarak kazanılan servel ile karşılaştırıldığında faiz yoluyla kazanılan serveti bencilce bulmaktadır. Bu eleştiriler, özellikle de ikinci, garanti edilmiş düzenli faiz ödemelerini gayrı-meşru bırakmaktadır. Bu ilkeler tabii ortaklık biçimindeki yatırımları engellememektedir. Çünkü kazanç oranları değişime açıktır ve ortaklar kayıp riski ile de karşı karşıyadır. Son yıllarda İslâm ülkelerinde kâr ve zarara ortaklık şeklinde beliren ve giderek yaygınlaşan İslâm bankaları ve finaııs kurumları bulunmaktadır.
Faizin, özellikle enflasyon noktasında İslâm açısından yapılan değerlendirmelerinde, piyasada kullanılan para hususu da herhalde gözden uzak tutulmamalıdır. İslâmî hukuk kurallarının, İslâm'a göre şekillenmiş toplumlarda ve ekonomik bir hayatta gerçek anlam ve işlevini kazanacağı açıktır. Bugün dünya üzerinde kullanılan paraların üzerindeki değer tümüyle soyul bir değerdir. İslâm'da ise, paranın bizzat kendisi, madeni, üzerinde taşıdığı değer önemlidir.
İslâm, meseleye sadece "ekonomi" açısından değil, adalet, hakkaniyet, insaniyet ve Ahirct hayalı açısmdanda bakmaktadır. Bu yönüyle, varlıklı birinin muhtaç durumdaki bir insana borç para vermesi, Ahiret hayan noktasında alabildiğine Özendirilmiş olup, "karz-ı hasen" kurumunun kurulmasına da yol açmıştır. Öte yandan, bu tür muamelelerin toplumdaki kardeşliği, tesanüt ve yardımlaşmayı artıracağı
açıktır.
İslâm faizi şiddetle yasaklamasının yamsıra, para biriktirmeyi ve atıl para bulundurmayı da hiç bir zaman tasvib etmemektedir. Para veya malın belirli ellerde birikmesini hoş görmediği gibi, bunların ticaret, borç, infak veya yatırım gibi çeşitli alanlarda sarfını teşvik etmektedir. İslâm, faizi yasaklayarak, toplumda kapitalist bir sınıfın büyümesine izin vermediği gibi, millî gelirin adi], insaflı ve hakkaniyete uygun bir biçimde dağılımını da sağlamaktadır. Faiz, İslâm'a göre zengini daha zengin, fakiri ise daha fakiryapmakladır.
Nominal ve gerçek faiz oranları arasında bir ayrım sık sıkyapılagclmiştir. Gerçek oran, nominal orandan beklenilen enflasyon oranının çıkarılmasıyla elde edilmektedir. Doğal faiz oranı kavramı da sık sık kullanılmaktadır. Bu, bir ekonomiyi enflasyona yol açmayacak bir dengede tutabilen faiz oranıdır.
(SBA) Bk. Faizsiz Bankacılık.
İslami Okul Okulların En Önemlisi