Muhtelif - 2. Sayfa
GAYB
.
İnsanın duyulan ve ilmi ite öğrenemedi-ği, bir kısmım ancak peygamberlerin haber vermesi ile bilebildiği, bir kısmına ise Allah'tan başka kimsenin bilemediği gizli şeyler.
Sözlük anlamıyla bir şeyin gözden gizli kalması demek olan "ğayb", İslam düşüncesinin en önemli esaslarından birisidir. Çünkü İslam'ın esasını oluşturan imanın temelleri altıya indirgenirse, bunların bir bakışa göre en az dördü, diğer bir bakışa göre tamamı "ğayb" in alanına girmektedir. Bu yüzden Kur'ân'ın ilk ayetlerinde "ğayb"ainanan müminler övülür ve kurtuluşa erecek olanların ancak onlar olacağı vurgulanır. Çünkü insanm hem bu duaya*hem öbür dünya ile ilgili olarak bilebildikleri, bilemediklerinin yanında hesaba katılmayacak kadar azdır. Onun kapasitesi her şeyi kavramaya elverişli olmadığı gibi, görünene inanmak da karşılığında ödül olan bir erdem sayılamaz. İnsan ilimde, önündeki sınırlara varsa bile, bilemeyeceği daha bir sürü "ğayb" kalacaktır. Ancak bu az ilme oranla da olsa, bilinemeyenlerin yanında, en azından sözlük anlamıyla gaybm bilinebilenlerinin de olduğu anlaşılır. Öyleyse "ğayb"ın sınırını öncelikle ayetler ve hadislerle çizmek gerekir.
Ğavbın özellikle ayetlerdeki kullanılışına bakıldığında onun her yönüyle bilinemeyen bir şey olmadığı anlaşılıyor. Bazı insanlara göre ğayb olacak bir şeyin, di-ğer bazılarına göre bilinebileceği anlaşılıyor. Örneğin geçmiş bir peygamberin yaşadığı olaylara Hz.Muhammed'e (s.) göre ğayb denirken, sözkonusu peygamberin o olayı görüp bildiği açıktır. İşte bu gerçek, ğaybm alimler tarafından "mutlak" ve "nisbi" diye ikiye ayrılmasına sebep olmuştur.
»Allah'ın mahiyeti, künhü, bütünüyle ahi-ret alemi, kıyamet saati, cennet, cehennem, mahşer, mizan, sırat, lika, kevser, melekler alemi, gelecekte olacak olaylar, ölüm saatleri ve yerleri gibi şeyler "mutlak" ğayb'tır.
Hiçbir mahlukun ne duygularının ne de ilmin ulaşabildiği gayba mutlak gayb, belirli bir mahlukun ulaşamadığı ve ona göre bilinmeyene de nisbi gayb denmiştir. Razıları da gaybı delili bulunmayan ve delili bulunan diye ikiye ayırmışlardır. Ancak Allah, tümüyle olmasa bile bu tür gaybm bazı noktalarını ve müfredatından bazılarını seçtiği peygamberlerine bil-ditebileceğini söylemiş ve bildirdiği de olmuştur. Bu türden olmak üzere (vahye dayanarak) bizim peygamberimiz de gelecekle ilgili bir çok haberler vermiş ve söyledikleri çıkmıştır. Ama vahye dayanmadan geleceği, peygamberlerin dahi bilemeyeceğine dair pek çok ayet mevcuttur,;. Başta evliyanın kerameti ve ilham olmafc* üzere, cinlerin istihdamı, telepati, tekniğin istihdamı, riyazet vb. yollarla, şünjilti zamanda mevcut olmak şartıyla, bâzılarına göre gayb ve bilinmez olanlar başkalarına göre bilinir ve algılanır olabilirler, denmektedir. Ayrıca Peygamberliğin 36 cüz'ünden biri olarak kabul edilen "sadık rüyalar" bazı gelecek olayların, net ve kesin olmasa bile, bir işareti sayılabilir. Kur'an-ı Kerim'de Hıdır'ın bildikleri ile ilgili olarak anlatılanlar, Halife Ömer'in İran üzerinde bulunan komutam Sari-ye'yi Medine minberinden görüp ikaz etmesi gibi sabit olaylar da nisbi gaybın delili olarak gösterilir. Hatta İbn Hacer el-Heytemî, gaybın bilinmezliği prensibinin, Allah'ın bazı evliyaya bile ondan haberler lütfetmesine engel olmadığını, bu yüzden bazı velilerin, örneğin, yarın öleceklerini söyleyebildiklerini, hatta Halife Ebube-kir'in karısının rahmindeki çocuğun erkek olduğunu söylediğini ve öyle de çıktığını yazar. Ancak Ebu Hanife'ye nisbet edilen şu söz gerçekten onun ise bunları tereddütle karşılamak gerekir: "Kalplerde olanı Allah'tan ve O'nun vahyettiği resulden başka kimse bilemez. Artık kim vahiy olmaksızın kalplerde olanı bildiğini iddia ederse o, Alemlerin Rabbi'nin ilmini bildiğini iddia etmiş olur. Kim kalplerde olanı ve bunun dışında olup Allah'ın bildiklerini bildiğini samrsa o, büyük bir günah işlemiş, ateşi ve küfrü haketmiş olur".
FarakBEŞER
İslami Okul Okulların En Önemlisi