Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 2. Sayfa

 

GAYB     

                              .                                

İnsanın duyulan ve ilmi ite öğrenemedi-ği, bir kısmım ancak peygamberlerin ha­ber vermesi ile bilebildiği, bir kısmına ise Allah'tan başka kimsenin bilemediği gizli şeyler.

Sözlük anlamıyla bir şeyin gözden gizli kalması demek olan "ğayb", İslam düşün­cesinin en önemli esaslarından birisidir. Çünkü İslam'ın esasını oluşturan imanın temelleri altıya indirgenirse, bunların bir bakışa göre en az dördü, diğer bir bakışa göre tamamı "ğayb" in alanına girmekte­dir. Bu yüzden Kur'ân'ın ilk ayetlerinde "ğayb"ainanan müminler övülür ve kurtu­luşa erecek olanların ancak onlar olacağı vurgulanır. Çünkü insanm hem bu duaya*hem öbür dünya ile ilgili olarak bilebildik­leri, bilemediklerinin yanında hesaba ka­tılmayacak kadar azdır. Onun kapasitesi her şeyi kavramaya elverişli olmadığı gi­bi, görünene inanmak da karşılığında ödül olan bir erdem sayılamaz. İnsan ilim­de, önündeki sınırlara varsa bile, bileme­yeceği daha bir sürü "ğayb" kalacaktır. Ancak bu az ilme oranla da olsa, biline­meyenlerin yanında, en azından sözlük anlamıyla gaybm bilinebilenlerinin de ol­duğu anlaşılır. Öyleyse "ğayb"ın sınırını öncelikle ayetler ve hadislerle çizmek ge­rekir.

Ğavbın özellikle ayetlerdeki kullanılışı­na bakıldığında onun her yönüyle biline­meyen bir şey olmadığı anlaşılıyor. Bazı insanlara göre ğayb olacak bir şeyin, di-ğer bazılarına göre bilinebileceği anlaşılı­yor. Örneğin geçmiş bir peygamberin ya­şadığı olaylara Hz.Muhammed'e (s.) gö­re ğayb denirken, sözkonusu peygambe­rin o olayı görüp bildiği açıktır. İşte bu gerçek, ğaybm alimler tarafından "mut­lak" ve "nisbi" diye ikiye ayrılmasına se­bep olmuştur.

»Allah'ın mahiyeti, künhü, bütünüyle ahi-ret alemi, kıyamet saati, cennet, cehen­nem, mahşer, mizan, sırat, lika, kevser, melekler alemi, gelecekte olacak olaylar, ölüm saatleri ve yerleri gibi şeyler "mut­lak" ğayb'tır.

Hiçbir mahlukun ne duygularının ne de ilmin ulaşabildiği gayba mutlak gayb, be­lirli bir mahlukun ulaşamadığı ve ona gö­re bilinmeyene de nisbi gayb denmiştir. Razıları da gaybı delili bulunmayan ve de­lili bulunan diye ikiye ayırmışlardır. Ancak Allah, tümüyle olmasa bile bu tür gaybm bazı noktalarını ve müfredatın­dan bazılarını seçtiği peygamberlerine bil-ditebileceğini söylemiş ve bildirdiği de olmuştur. Bu türden olmak üzere (vahye da­yanarak) bizim peygamberimiz de gele­cekle ilgili bir çok haberler vermiş ve söy­ledikleri çıkmıştır. Ama vahye dayanma­dan geleceği, peygamberlerin dahi bile­meyeceğine dair pek çok ayet mevcuttur,;. Başta evliyanın kerameti ve ilham olmafc* üzere, cinlerin istihdamı, telepati, tekni­ğin istihdamı, riyazet vb. yollarla, şünjilti zamanda mevcut olmak şartıyla, bâzıları­na göre gayb ve bilinmez olanlar başkala­rına göre bilinir ve algılanır olabilirler, denmektedir. Ayrıca Peygamberliğin 36 cüz'ünden biri olarak kabul edilen "sadık rüyalar" bazı gelecek olayların, net ve ke­sin olmasa bile, bir işareti sayılabilir. Kur'an-ı Kerim'de Hıdır'ın bildikleri ile ilgili olarak anlatılanlar, Halife Ömer'in İran üzerinde bulunan komutam Sari-ye'yi Medine minberinden görüp ikaz et­mesi gibi sabit olaylar da nisbi gaybın deli­li olarak gösterilir. Hatta İbn Hacer el-Heytemî, gaybın bilinmezliği prensibinin, Allah'ın bazı evliyaya bile ondan haberler lütfetmesine engel olmadığını, bu yüzden bazı velilerin, örneğin, yarın öleceklerini söyleyebildiklerini, hatta Halife Ebube-kir'in karısının rahmindeki çocuğun er­kek olduğunu söylediğini ve öyle de çıktı­ğını yazar. Ancak Ebu Hanife'ye nisbet edilen şu söz gerçekten onun ise bunları tereddütle karşılamak gerekir: "Kalpler­de olanı Allah'tan ve O'nun vahyettiği re­sulden başka kimse bilemez. Artık kim va­hiy olmaksızın kalplerde olanı bildiğini id­dia ederse o, Alemlerin Rabbi'nin ilmini bildiğini iddia etmiş olur. Kim kalplerde olanı ve bunun dışında olup Allah'ın bil­diklerini bildiğini samrsa o, büyük bir gü­nah işlemiş,  ateşi ve küfrü haketmiş olur".

FarakBEŞER