Gelenek - İslami Bilgiler - 3. Sayfa
GELENEK
Gelenek terimi günümüz sosyal bilimlerinde karşılaşılan en karmaşık ve belirsiz kelimelerden biridir. Çoğu zaman kabaca "gelenek" dendiğinde belli bir yolu izleme, belli bir çerçevede hareket etme ya da daha önceden birisinin ortaya koyarak gelenekselleştirdiği şeyi devam ettirme (Manrist gelenek ya da hat geleneği gibi) anlaşılır. Geleneğin bundan başka ve en popüler anlamı, günlük dilde örf, âdet ve töre anlamında kullanılanıdır. Bu anlamıyla gelenek, toplum içerisinde belirli bir davranış kümesini yönlendiren, belli davranış kalıpları üreten ve insanları bu kalıplara göre davranmaya zorlayan Ma-niheimci anlamda bir ideolojik aygıttır. Gelenekçi ise bu anlayışı benimseyip toplumun değişim dönemlerinde sürdürmeye çalışan kimseye denir (Bu bağlamda çoğunlukla "görenek" kelimesiyle bir arada kullandır). Geleneğin bu birisi çok dar ve spesifik, öbürü ise çok genel ve sınırları belirsiz anlamlarının dışında, dini dozu yüksek üçüncü bir anlamı daha vardır ki, bu anlam muhtemelen her iki anlamın da kendisinden türediği kadim Gelenek'tir.
Geleneğin bu evrensel anlamı S.H.Nasr tararından şöyle tanımlanır: "En evrensel anlamda geleneğin insanı İlahi olana bağlayan ilkeleri, yani dini içerdiği düşünülebilir, öte yandan ve başka bir açıdan din, esas anlamıyla Gök'ten indirilen ve insanı Kaynağına bağlayan ilkeler olarak düşünülebilir. Bu durumda gelenek daha sınırlı bir anlamda bu ilkelerin uygulanması şeklinde görülebilir... Gelenek, çekip çıkartılamaz biçimde dine ve vahye, kutsallığa, ortodoksi kavramına, otoriteye, sürekliliğe ve zahirî ve batini hakikatin düzenli biçimde aktarılmasına bağlıdır. Gelenek Batı düşüncesindeki sophia peren-nis, Hindulardaki sanatana darma ve Müslümanlardaki hikmet-i Halide, yani ebedi bilgelik kavramlarıyla çok yakından ilişkilidir." Bu, dinle geleneğin aynı şeyler olduğu anlamına gelmez. Dİn daha asli ve daha sahih (otantik) bir bağdır, inşam Kaynağına, yani Allah'a bağlayan. Öte yandan gelenek hakikatin daha dışa dönük, maddi ve parçalı yüzünü oluşturur. F.Schuon'un ifadesini kullanacak olursak, "Bir din doğuşunda, ilk andan itibaren insanları Allah'a bağlar, fakat ona gelenek adı verilemez. Dinin ilk tabilerinin üzerinden iki ya da üç nesil geçince din bir gelenek halini alır."
Geleneğin bu son anlamı, 19. yüzyılda Bonald J.de Maİstre gibi Fransız katolik yazarlarda, 2O.yüzyılda da T.S.Elliot gibi İngiliz yazarda görülmekteyse de, asıl ifadesini ve teorisini R.Guenon'da bulmuştur. Guenon'u izleyen Schoun, Nasr ve M.Lings gibi yazarlar, modern dünyanın ortaya çıkmasından önce varolan, fakat bugün artık izine rastlanmayan bu asli (primordial) geleneği, karşılaştırmalı dinler tarihi ve karşılaştırmalı düşünce tarihi temelinde yorumlayıp yeniden kurmaya çahşmaktalar.BuyazarlartemeldeAydın-lanma Çağının değerlerine karşı çıkmakta ve hakikatm bilimle ve felsefeyle değil, gelenekle, geleneğin otoritesiyle bilinebileceğini öne sürmektedirler. Bu yazarlara göre her din ya da batini hareket bir gefe-nektirya da bir gelenekten kaynaklanmıştır. Buna göre, örneğin Tibet dini, sözkonusu kadim geleneğin belli bir bölgeye mühnasır kalmış parçası olup, bu geleneğin aslmda nasıl bir yapıda olduğunu ancak onu diğer dini geleneklerle karşılaştırarak anlayabiliriz. Gelenekler eril (mas-culin) ve dişil (feminin) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Örneğin Çin'deki Taocu gelenek dişil bir yapıdayken İslâm geleneği eril bir yapı arzetmektedir. Ama bu, ana Gelenek'in birliğini bozmaz. Çünkü bunlar birbirini tamamlayıcı mahiyette olup sonuçta Hakîkat'ın birer vechesidirler. Her ne kadar bu yaklaşım, unutulmuş geleneğin yeniden anlaşılması için ilginç ipuçları sağlamaktaysa da, terimin nerede İlahi dinler, nerede beşeri sözde-din-ler yerine kullanıldığı zaman zaman karışmaktadır.
Sosyal bilimlerde, özellikle sosyolojide gelenek şöyle tanımlanır: "Gelenek, kelî-me anlamıyla bir kuşaktan diğerine aktarılan herhangi bir beşeri uygulama, inanç, kurum ya da zanaat için kullanılır. Geleneklerin içerdikleri şeyler oldukça farklı olmakla birlikte, tipik olarak toplumsal bir grubun ortak mirasının parçası olarak görülen bazı kültür unsurlarına işaret eder. Gelenek sık sık toplumsal kararlılığın ve meşruluğun kaynağı olarak görülür, fakat mevcut değişime temel sağlayabilmek için de geleneğe başvurulur. Kavram, modern toplumla bir karşıtlık kuran sosyolojide otoritenin niteliğiyle ilgili tartışmalar da önemlidir."
Son cümle günümüz sosyolojisi için de önemini korumakta. Günümüzde gelenek ve sıfat şekli olan "geleneksel", "mo-dern"in karşıtı olarak gittikçe yaygın biçimde kullanılmaktadır.
Geleneğin İngilizce karşılığı olan traditi* on kelimesi, Latince tmdere'dçn gelmektedir. Tmdere şu anlamlara gelir:
a) kurtuluş,
b) bir bilginin elden ele aktarılması,
c) bir öğretiyi başkalarına iletmek,
d) teslim olmak ya da ihanet etmek. Burada "kurtuluş" anlamı, mistik anlamda ilahi geleneğe sarılarak uhrevi kurtuluşa ermek şeklindeki inançla ilgilidir, b) ve c)
anlamları aynı anlamın devamından ibarettir: Kurtuluşa götüren bilgiyi (batini ya da zahiri) başkalarına ve Orta Çağların inançlarına uygun olarak ehline ulaştırmak. Terimin son d) anlamı ise oldukça değişiktir. Hem teslim olma, hem de ihanet gibi çok farklı iki anlama birden sahiptir. Bu bizi, "geleneğin paradoksu" diyebileceğimiz bir duruma götürür.
Geleneğin paradoksu, normal olmayan, özellikle hızlı değişim dönemlerinde kendini gösterir. Olağan dönemlerde gelenek insanlara elden ulaşmak ya da ortak bir davranış kalıbı oluşturmak suretiyle sağlam bir tutamak veya dayanak temin eder. İnsanlar gelenek sayesinde neyi bildiklerinden emindirler, nasıl davranacakları hususunda tereddütleri yoktur, gelecekten endişeleri yoktur, dolayısıyla toprağa sağlam basmaktadırlar. Oysa toplumsal değişmenin hızlı olduğu dönemlerde gelenek, bir ayak bağı, gelişmenin önünde bir engel olarak görülmeye başlanın Örneğin M.Weber, çağının Almanya'sının "geleneğin prangaları" ndan kurtulması gerektiğinden, Ali Şeriati ise İran'ın emperyalizmin zincirlerinden kurtulabilmesi için geleneğin mutlaka değiştirilip ideolojiye dönüştürülmesinden söz eder. İşte gelenek böyle durumlarda bilişsel (cognitive) ve kurumsal meşruluğunu kaybetmeye başladığından, ya yeni durumlara kendisini adapte edecek ya da prangalar fazla sıktığında fırlatılıp atılacaktır. İşte geleneğin ihaneti, toplumsal düzeyde bu noktada ortaya çıkmaktadır: Gelişmenin önünde, yeni davranış kalıplarının, modern toplumun karmaşık yapısını göğüsleyecek yeni insan tipinin oluşturulması önünde tarihten getirdiği zihniyet ve alışkanlıklarla bir set gibi durmakta, bu ise toplumsal gelişmeyi arzulayan kadrolarca yıkılması ya da dönüştürülmesi şart olan bir engel gibi görülmektedir.
Geleneğin ihaneti ikinci bir yerde de karşımıza çıkar: Gelenek, klasik anlamda sahih ve geçerli bilginin elden ele aktarılması demek olduğundan, bu aktarmanın bize kadar nasıl geldiği ve aktarılan şeyin aslını yansıtıp yansıtmadı^; dolayısıyla aktarmanın ne kadar güvenilir biçimde yapıldığı sorulan kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bir yandan gelenek sağlıklı bilgiyi temin ederken bizleri kendisine teslim olmaya çağırır. Öte yandan da bu bilginin bize kadar aktarılma sürecinde eğer bazı kasıtlı veya kasıtsız değiştirmeler veya çarpıtmalar yapılmışsa, ortaya çıkan yanıltıcı bilgiler ister.istemez geleneğin kendisine ihanet anlamına gelmektedir. Şu halde gelenek, kendisinde hem sahih, hem de çarpıtılmış olanı birlikte bulundurmakta; bir yandan bir kalkış noktası olarak iş görürken, öte yandan bu kalkış noktasının sorgulanmamasını istemektedir. (Bu ihtilaflı nokta Gadamer ile Ha-bermas arasındaki hermenötikle ilgili tar-tışmanınodak noktalarından birini oluşturur.)
Bu durum terimin Arapça karşılığı olan an'ane kelimesinin etimolojisinden de çı-kartılabilir.-^rtİBrt^ aslen bir hadis terimi olup hadislerin bir kişiden diğerine aktarılma (rivayet) sırasında an falanın, an fu-lanin" (bu hadis filancadan gelmektedir) lafzına verilen isimdir. Bu aktarım sırasında yapılan bir hata, örneğin bir aktarıcı (ravi)nin güvenilir (sika) olmaması, o hadisin sahîhlİğini çoğu zaman ortadan kaldırır; Bu tür hadisler güvenilirlik derecelerine göre tasnife tabi tutulurlar. (Mevzu, hasen vb.) Böyle hadislerin bir elden diğerine aktarılması esnasında rivayet dolaylı yoldan yapıldığından an'aneli hadisler
pek muteber sayılmazlar. Zira bu tür hadislerde hem belli kişilere güvenip teslim olmayı gerektiren haller, hem de onların yapacağı (kasıtsız da olsa) bir hatadan ötürü doğacak ihanet bir arada bulunmaktadır. Aynı zamanda bu, hadis kelimesinin Batılı oryantalistlerce niçin gelenek (tradi-tion) kelimesiyle karşılandığını da açıklar.
Geleneğin hangi anlamı esas alınırsa alınsın, şurası açıktır ki, terimin günümüzde bu denli moda olması, modern çağın geleneğe karşı tavrından kaynaklanmaktadır. Modernleşme her halükârda geleneğe, onun kurumlarına ve zihniyetine karşı işlemektedir. Sonuçta yerel ve ulusal değerlerden ne kadar yararlanılarak mo-dernleşilirse modernleşilsin, "gelenek" asli anlamından oldukça uzaklaşmakta ve "ıslah edilmiş" (modern kelimesinin anlamının da bu olduğu unutulmamalı: modern, geleneğin ıslah edilmiş şeklidir!) bir kılığa sokulmaktadır. Kendilerine gelenekçi ya da bir grup yazar tarafından kullanıldığı gibi gelenekselci diyenler de bunun istisnası değildirler. Zira onların da geleneği savunuş biçimleri geleneksel değildir. Geleneğin bu modern savumria-rı, Üçüncü Dünya ülkelerinde yaşanan tecrübelere paralel olarak gittikçe çoğalmakta ve ülkemizde de aydınlar arasındaki tartışmalarda giderek daha önem kazanmaktadır. Geleneğin geleneksel olmayan biçimde savunulması da, terimin paradoksal yapısını pekiştirmektedir.
Mustafa ARMAĞAN Bk. Din; Gelenekçilik; Kutsal
İslami Okul Okulların En Önemlisi