Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 18. Sayfa

 

GÖSTERGEBİLÎM

 

Semiolojiyle eşanlamlı olarak kullanılan Semiotik (gÖstergebİlim) terimi, en genel anlamda işaretlerin İncelenmesi olarak ta­nımlanabilir. GÖstergebİlim bir bilim ala­nı olarak tüm iletişim ve bildirim sistemle­ri ile formlarım inceler. Göstergebilimin teori ve yöntemlerinin gelişmesi spesifik alanlarda olmuştur: Önce tıpta, daha so­na felsefede ve nihayet içinde bulunduğu­muz yüzyılda dilbilimde Göstergebilimin 1950'lerden sonraki hızlı gelişimi sosyolo­ji, antropoloji, edebi ve kültürel eleştiri, dilbilim ve psikanaliz de içinde olmak üze­re çeşitli atılımlara dek uzanmıştır. Böyle­ce iletişimle ilgilenen tüm sosyal bilim di­siplinleri üzerinde, hem sözel, hem de sö-zel-olmayan (sözsüz) mesajların analizi için bir yöntem sunmayı amaçladığından belli bir etkisi olmuştur.

Göstergebilimde temel düşünce, imleyi-ci (signifier) ile imlenen (signifıed) arasın­daki bağ olarak tanımlanan im'in (sign) yapışma ilişkin özel bir kavrayıştır, (tm "i-şaret", imlenen "işaretlenen" imleyici ise "işaretleyici" olarak da çevrilebilir) Örne­ğin bir dizi ses (imleyici) ile onların verili bir dil içindeki anlamları (imlenen) arasın­da varolan bağ ya da kırmızı rengin tehli­keyi gösterdiği yolundaki toplumsal uzlaşma gibi. GÖstergebİlim uzlaşımlar (kon­vansiyonlar), kodlar, sentaktik ve seman­tik unsurlar ile mantığın incelenmesini İçerir. Kısaca hem anlamları üretmeye ve karanhklaştırmaya, hem de im (işaret) sis­temlerindeki anlamları değiştirmeye yar­dıma olan tüm mekanizmaları inceler. Böylelikle gÖstergebİlim, sosyal bilimler alanına giren çeşitli sorunları araştırmayı amaçlar: İletişim eylemi, mit, ayin (ritü-el), ideoloji ve sosyo-kültürel evrim ve de-ğişme. Sosyo-semiotik'e (toplumsal-gös-tergebilim) en büyük katkılar, Erwin Goffman'myüzyüze etkileşim incelemele­ri, Roland Barthes'in modern maddi kül­türe yönelttiği eleştiriler, Levi-Strauss'un Amerikan Kızılderili efsaneleri ile ilgili araştırmaları ve Jagues Lacan'ın psikana-litik araştırmalarından gelmiştir.

İmleyici, fiziksel bir nesne, bir sözcük ya da bir tür resim olabilir. İmlenen imleyici tarafından işaret edilen zihinsel bir kav­ramdır. İm (işaret) ise imleyici ile ünlene­nin birliğidir. Örneğin, bir Karahisar, hat­tı (imleyici), hayranlığa (imleneni) işaret edebilir. Hem 'hat', hem de 'hayranlık* di­ğer imleyici ve ünlenenlerle birlikte ayrı ayrı varolabilirler, fakat onların bir araya gelmesi özgül bir imi (işaret) oluşturur. İmleyici ile imlenen arasındaki ilişki tama­men dolaysız da olabilir. Örneğin bir be­bek fotoğrafı doğrudan imlenen'e (bebe­ğe) işaret eder. Bununla birlikte, dilin du­rumunda olduğu gibi, başka durumlarda imlenene imleyici tarafından işaret edil­mesi büyük ölçüde bir toplumsal uzlaşma konusudur.

İmleyiciler aynı zamanda farklı düzeyler­de değişik imlenenlere de işaret edebilir­ler: Farklı anlamlandırma (signifkation) düzeyleri ya da farklı ünlerin (İşaretlerin) anlam çizgileri bulunabilir. Önceki örneği tekrarlarsak, bir bebeğin fotoğrafı be­beği imleyebilir, ama o ikinci bir düzey­de, çocukluğun masumiyetini ya da aile hayatının kutsallığını da imleyebilir. R.-Barthes imlerin ikinci anlamlandırma dü­zeyinde iki işleyiş tarzının sözkonusu oldu­ğunu söyler. Birincisi, onlar mitleri oluş­turabilirler. Şöyle ki, bir im (sembol) kül­türel değerler üzerinde durmaktadır. İkin­ci olarak, bir im yalnız bir imajın ya da nesnenin bir kavramla ilişkisini kurmakla kalmaz, aynı zamanda bizde çeşitli duygu­lar da uyandırır; imler yalnız bir şeye işa­ret ezmek, aynı zamanda bir şeyleri çağrıştırırlar da.

İmler, kodlar halinde düzenlenirler. Yi­ne kodların nasıl kurulduğunu kültürel uz­laşımlar belirler; zira onlar ünlerin anlam­lı bir biçimde bir arada bulunabileceğine karar verirler. Örneğin giyim-kuşam mo­daları bir kod oluşturabilir. Sözcüğün İma ettiği gibi, bazı kodlar modanınkiler-den de az dikkat çekebilir ve örtük olabi­lirler. Bu takdirde onları anlamlandıra­cak ayrıntılı analizleri gerektüirler.

GÖstergebİlim, bir im'in dolaysız etkisi­nin ötesine geçip, daha geniş anlamlar ve işaret sistemlerinin toplumsal işlevleri hakkında sorular için sosyal bilimler açı­sından büyük önem taşımaktadır. Bunun­la birlikte, göstergebilimin, bu konulara dair bir kavramlar manzumesi oluştur­maktan öte bir şey yapıp yapmadığı, daha da önemlisi, göstergebilünsel bir çözüm­lemenin geçerli olup olmadığı tartışmalı­dır.

 

Tarihi Kökleri

 

GöstergebUim ilkelerinin ilk bilinen sen­tezi, hastalığın belirtileri ve imleriyle uğ­raşan klasik Yunan tıbbında gerçekleşti-

rilmiştir. Bu uygulamalı bağlamda Yunan­lılar, hastalığın ilk doğru teşhisinin temeli olan imleyicinîn ünlenenle olan ilişkisinin saymacahğı (keyfiliği) ilkesini açıklamış­lardır. Örneğin Yunanlılar, bilekteki acı­nın bilekle değil, hayati organlarla ilgili bir soruna işaret edebileceğini tesbit edip, teşhislerini İmler arasındaki, ilişki kalıbı üzerine oturtmaya, çalışmışlardır. El ağrıları, yüz solgunluğu ve nefes darlı­ğının biraraya gelmesine yaklaşık bîr dçğr ru tıbbi anlam verilmiştir. Bu, en başta* yalnızca bilimsel alana dair dîni bii'^âtt çerçevesinde anlaşılabilecek fenomenle­rin aktarılmasını etkilemiştir.      ..-'i    r

GÖstergebİlim tarihte, batı biliminin önemli sorunları çözme yeteneği konu? sunda genel bir endişenin egemen olduğu ya da Batılı kültürel ve felsefi değerlerin nihai geçerliliğinin geniş ölçüde sorgulan­dığı günümüze benzer dönemlerde geliş­miştir. Bir düşünce bunalımı vuku buldu­ğunda, imleyicinûı ünlenenle olaapröble* matik ilişkisi, im ve toplumsal < konsen­süs'un derinliklerine gömülmüş gidi tür konu değildir. Daha çok, imfcyici/üntB-nen ilişkisi, hemen herkes için olaylarla onların anlamlan arasındaki bir dizi sür reksizlîk şeklinde görülür.

 

Peirce'in İmler Tıpolojisi

 

Günümüz gÖstergebİlim çalışmalarının düşünce temeli, başlıca İsviçreli dÖbîlimT ci Ferdinand de Saussure ile Anıerikan pragmatist filozof Charles S.Feirce'üı ya? alarmda bulunur. Peirce'in gostergebi-lim ilkelerini sentezinin ardından, imleyi? cinin ünlenenle İlişkisi esasına dayandırıl­mış üç büyük im (işaret) tipi ortaya kan-* muştur: İkonlar, göstergeler (indides)!» semboller. 1- İ konik bir im, imleyenle ım-lenen arasındaki benzerlik bağına daya­nır ve sahihlik (authenticİty) ve özgünlü-ke (origanality) ilişkinin toplumsal ve hu­kuki düzenleme ve anlaşmaları gerekti­rir; 2- Göstergeler, temsil ettikleri şeyin doğrudan hareketiyle meydana gelirler; merak uyandıran ve dedektif kitaplarının bilimsel, tarihsel ve diğer türlerine bağım­lıdırlar; 3- Semboller, keyfi (savmaca) ve uzlaşunsaldırlar (bir dildeki sözcükler gi­bi) ve uygun anlamlar üzerinde toplumun mutabakatını (konsensüs) gerektirirler. Herhangi bir nesne ya da fikir, üç tip imin bîr tanesi tarafından temsil edilebileceğin­den, temsil tarzı, yorum şeklini ve özgül toplumsal anlaşmaları da İma eder. Kısa­cası, her bilimsel veya başka söylem şekli, temel ve çoğunlukla dile getirilmemiş top-lumsaldeğerleri yansıtan bilinç-dişi karar­ların sonucudur. Göstergebilim, deneysel bilimde ve Marksist teoride zımnen varo­lan toplumsal ilişki biçimi ve zihni çerçe­ve gibi konulan gösteren çeşitli alan ve di­siplinleri çözümlemek suretiyle bir 'öte— dil' (metalanguage) olarak iş görür.

Göstergebilimcüer sık sık yöntemlerini Kartezyen rasyonalizme dayanan disiplin­lerdeki meslektaşlarından hem daha katı, hem de siyasal açıdan daha bağımlı (anga­je) olma iddiasında bulunurlar. Paradok-salmış gibi görünen bu iddianın kaynağı, göstergebilimin temelini oluşturan imieyi-ci-imUnen ilişkisinin 'rasyonel* bilimin te­meli olan özne/nesne ilişkisiyle olan kar­şıtlığında yatar. Rasyonalizmin ve onun çocuğu olan pozitivizmin göstergebilim-sel eleştirisine göre, özne/nesne karşıtlı­ğı, bilimsel öznelliğin deneysel nesneye egemen olduğu bir hiyerarşi kurma yö­nünde bir emir biçimini almaktadır. Ger­çekte masum olan bu formülasyonun (ki çok büyük bir entellektüel enerji israfma yol açmıştır), aşırılık ve kötüye kullanma­ya karşı hiçbir tedbiri yoktur. Özgüllükle özne/nesne arasmdaki çatlak, diğerleri üzerinde egemenlik kurma hakkını iddia etmek, onların belirttikleri anlamların mümkün bir anlamlar dizisinden çıkan tek doğru anlamlar olduğunu öne sürmek için bir grup ya da sınıf için (örneğin 'Ba­tı' ya da 'Doğu' gibi) nihai bir felsefi hakh-laştırma olarak iş görür. Kuşkusuz sapkın entellektüel eğilimleri hizaya getirmek ve kesinlikle toplumsal ideolojiyi bilimsel te­oriye göre düzenlemek suretiyle bu para­digma çerçevesinde bilimsel anlama ve toplumsal düşünceyi ilerletmek mümkün­dür, ama bu yaklaşımın izleyicilerinin on­dan şüphe etmemesi şartıyla imleyici/inı-lenen ilişkisinin sağladığı bakış açısından bu, katı bir analitik üsluptan çok, ahlaki (moral) ya da siyasal bir tutum olarak gö­rülür.

(SBA) Bk. Dilbilim; Semantik; Yapısalcılık.