Muhtelif - 18. Sayfa
GÖSTERGEBİLÎM
Semiolojiyle eşanlamlı olarak kullanılan Semiotik (gÖstergebİlim) terimi, en genel anlamda işaretlerin İncelenmesi olarak tanımlanabilir. GÖstergebİlim bir bilim alanı olarak tüm iletişim ve bildirim sistemleri ile formlarım inceler. Göstergebilimin teori ve yöntemlerinin gelişmesi spesifik alanlarda olmuştur: Önce tıpta, daha sona felsefede ve nihayet içinde bulunduğumuz yüzyılda dilbilimde Göstergebilimin 1950'lerden sonraki hızlı gelişimi sosyoloji, antropoloji, edebi ve kültürel eleştiri, dilbilim ve psikanaliz de içinde olmak üzere çeşitli atılımlara dek uzanmıştır. Böylece iletişimle ilgilenen tüm sosyal bilim disiplinleri üzerinde, hem sözel, hem de sö-zel-olmayan (sözsüz) mesajların analizi için bir yöntem sunmayı amaçladığından belli bir etkisi olmuştur.
Göstergebilimde temel düşünce, imleyi-ci (signifier) ile imlenen (signifıed) arasındaki bağ olarak tanımlanan im'in (sign) yapışma ilişkin özel bir kavrayıştır, (tm "i-şaret", imlenen "işaretlenen" imleyici ise "işaretleyici" olarak da çevrilebilir) Örneğin bir dizi ses (imleyici) ile onların verili bir dil içindeki anlamları (imlenen) arasında varolan bağ ya da kırmızı rengin tehlikeyi gösterdiği yolundaki toplumsal uzlaşma gibi. GÖstergebİlim uzlaşımlar (konvansiyonlar), kodlar, sentaktik ve semantik unsurlar ile mantığın incelenmesini İçerir. Kısaca hem anlamları üretmeye ve karanhklaştırmaya, hem de im (işaret) sistemlerindeki anlamları değiştirmeye yardıma olan tüm mekanizmaları inceler. Böylelikle gÖstergebİlim, sosyal bilimler alanına giren çeşitli sorunları araştırmayı amaçlar: İletişim eylemi, mit, ayin (ritü-el), ideoloji ve sosyo-kültürel evrim ve de-ğişme. Sosyo-semiotik'e (toplumsal-gös-tergebilim) en büyük katkılar, Erwin Goffman'myüzyüze etkileşim incelemeleri, Roland Barthes'in modern maddi kültüre yönelttiği eleştiriler, Levi-Strauss'un Amerikan Kızılderili efsaneleri ile ilgili araştırmaları ve Jagues Lacan'ın psikana-litik araştırmalarından gelmiştir.
İmleyici, fiziksel bir nesne, bir sözcük ya da bir tür resim olabilir. İmlenen imleyici tarafından işaret edilen zihinsel bir kavramdır. İm (işaret) ise imleyici ile ünlenenin birliğidir. Örneğin, bir Karahisar, hattı (imleyici), hayranlığa (imleneni) işaret edebilir. Hem 'hat', hem de 'hayranlık* diğer imleyici ve ünlenenlerle birlikte ayrı ayrı varolabilirler, fakat onların bir araya gelmesi özgül bir imi (işaret) oluşturur. İmleyici ile imlenen arasındaki ilişki tamamen dolaysız da olabilir. Örneğin bir bebek fotoğrafı doğrudan imlenen'e (bebeğe) işaret eder. Bununla birlikte, dilin durumunda olduğu gibi, başka durumlarda imlenene imleyici tarafından işaret edilmesi büyük ölçüde bir toplumsal uzlaşma konusudur.
İmleyiciler aynı zamanda farklı düzeylerde değişik imlenenlere de işaret edebilirler: Farklı anlamlandırma (signifkation) düzeyleri ya da farklı ünlerin (İşaretlerin) anlam çizgileri bulunabilir. Önceki örneği tekrarlarsak, bir bebeğin fotoğrafı bebeği imleyebilir, ama o ikinci bir düzeyde, çocukluğun masumiyetini ya da aile hayatının kutsallığını da imleyebilir. R.-Barthes imlerin ikinci anlamlandırma düzeyinde iki işleyiş tarzının sözkonusu olduğunu söyler. Birincisi, onlar mitleri oluşturabilirler. Şöyle ki, bir im (sembol) kültürel değerler üzerinde durmaktadır. İkinci olarak, bir im yalnız bir imajın ya da nesnenin bir kavramla ilişkisini kurmakla kalmaz, aynı zamanda bizde çeşitli duygular da uyandırır; imler yalnız bir şeye işaret ezmek, aynı zamanda bir şeyleri çağrıştırırlar da.
İmler, kodlar halinde düzenlenirler. Yine kodların nasıl kurulduğunu kültürel uzlaşımlar belirler; zira onlar ünlerin anlamlı bir biçimde bir arada bulunabileceğine karar verirler. Örneğin giyim-kuşam modaları bir kod oluşturabilir. Sözcüğün İma ettiği gibi, bazı kodlar modanınkiler-den de az dikkat çekebilir ve örtük olabilirler. Bu takdirde onları anlamlandıracak ayrıntılı analizleri gerektüirler.
GÖstergebİlim, bir im'in dolaysız etkisinin ötesine geçip, daha geniş anlamlar ve işaret sistemlerinin toplumsal işlevleri hakkında sorular için sosyal bilimler açısından büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, göstergebilimin, bu konulara dair bir kavramlar manzumesi oluşturmaktan öte bir şey yapıp yapmadığı, daha da önemlisi, göstergebilünsel bir çözümlemenin geçerli olup olmadığı tartışmalıdır.
Tarihi Kökleri
GöstergebUim ilkelerinin ilk bilinen sentezi, hastalığın belirtileri ve imleriyle uğraşan klasik Yunan tıbbında gerçekleşti-
rilmiştir. Bu uygulamalı bağlamda Yunanlılar, hastalığın ilk doğru teşhisinin temeli olan imleyicinîn ünlenenle olan ilişkisinin saymacahğı (keyfiliği) ilkesini açıklamışlardır. Örneğin Yunanlılar, bilekteki acının bilekle değil, hayati organlarla ilgili bir soruna işaret edebileceğini tesbit edip, teşhislerini İmler arasındaki, ilişki kalıbı üzerine oturtmaya, çalışmışlardır. El ağrıları, yüz solgunluğu ve nefes darlığının biraraya gelmesine yaklaşık bîr dçğr ru tıbbi anlam verilmiştir. Bu, en başta* yalnızca bilimsel alana dair dîni bii'^âtt çerçevesinde anlaşılabilecek fenomenlerin aktarılmasını etkilemiştir. ..-'i r
GÖstergebİlim tarihte, batı biliminin önemli sorunları çözme yeteneği konu? sunda genel bir endişenin egemen olduğu ya da Batılı kültürel ve felsefi değerlerin nihai geçerliliğinin geniş ölçüde sorgulandığı günümüze benzer dönemlerde gelişmiştir. Bir düşünce bunalımı vuku bulduğunda, imleyicinûı ünlenenle olaapröble* matik ilişkisi, im ve toplumsal < konsensüs'un derinliklerine gömülmüş gidi tür konu değildir. Daha çok, imfcyici/üntB-nen ilişkisi, hemen herkes için olaylarla onların anlamlan arasındaki bir dizi sür reksizlîk şeklinde görülür.
Peirce'in İmler Tıpolojisi
Günümüz gÖstergebİlim çalışmalarının düşünce temeli, başlıca İsviçreli dÖbîlimT ci Ferdinand de Saussure ile Anıerikan pragmatist filozof Charles S.Feirce'üı ya? alarmda bulunur. Peirce'in gostergebi-lim ilkelerini sentezinin ardından, imleyi? cinin ünlenenle İlişkisi esasına dayandırılmış üç büyük im (işaret) tipi ortaya kan-* muştur: İkonlar, göstergeler (indides)!» semboller. 1- İ konik bir im, imleyenle ım-lenen arasındaki benzerlik bağına dayanır ve sahihlik (authenticİty) ve özgünlü-ke (origanality) ilişkinin toplumsal ve hukuki düzenleme ve anlaşmaları gerektirir; 2- Göstergeler, temsil ettikleri şeyin doğrudan hareketiyle meydana gelirler; merak uyandıran ve dedektif kitaplarının bilimsel, tarihsel ve diğer türlerine bağımlıdırlar; 3- Semboller, keyfi (savmaca) ve uzlaşunsaldırlar (bir dildeki sözcükler gibi) ve uygun anlamlar üzerinde toplumun mutabakatını (konsensüs) gerektirirler. Herhangi bir nesne ya da fikir, üç tip imin bîr tanesi tarafından temsil edilebileceğinden, temsil tarzı, yorum şeklini ve özgül toplumsal anlaşmaları da İma eder. Kısacası, her bilimsel veya başka söylem şekli, temel ve çoğunlukla dile getirilmemiş top-lumsaldeğerleri yansıtan bilinç-dişi kararların sonucudur. Göstergebilim, deneysel bilimde ve Marksist teoride zımnen varolan toplumsal ilişki biçimi ve zihni çerçeve gibi konulan gösteren çeşitli alan ve disiplinleri çözümlemek suretiyle bir 'öte— dil' (metalanguage) olarak iş görür.
Göstergebilimcüer sık sık yöntemlerini Kartezyen rasyonalizme dayanan disiplinlerdeki meslektaşlarından hem daha katı, hem de siyasal açıdan daha bağımlı (angaje) olma iddiasında bulunurlar. Paradok-salmış gibi görünen bu iddianın kaynağı, göstergebilimin temelini oluşturan imieyi-ci-imUnen ilişkisinin 'rasyonel* bilimin temeli olan özne/nesne ilişkisiyle olan karşıtlığında yatar. Rasyonalizmin ve onun çocuğu olan pozitivizmin göstergebilim-sel eleştirisine göre, özne/nesne karşıtlığı, bilimsel öznelliğin deneysel nesneye egemen olduğu bir hiyerarşi kurma yönünde bir emir biçimini almaktadır. Gerçekte masum olan bu formülasyonun (ki çok büyük bir entellektüel enerji israfma yol açmıştır), aşırılık ve kötüye kullanmaya karşı hiçbir tedbiri yoktur. Özgüllükle özne/nesne arasmdaki çatlak, diğerleri üzerinde egemenlik kurma hakkını iddia etmek, onların belirttikleri anlamların mümkün bir anlamlar dizisinden çıkan tek doğru anlamlar olduğunu öne sürmek için bir grup ya da sınıf için (örneğin 'Batı' ya da 'Doğu' gibi) nihai bir felsefi hakh-laştırma olarak iş görür. Kuşkusuz sapkın entellektüel eğilimleri hizaya getirmek ve kesinlikle toplumsal ideolojiyi bilimsel teoriye göre düzenlemek suretiyle bu paradigma çerçevesinde bilimsel anlama ve toplumsal düşünceyi ilerletmek mümkündür, ama bu yaklaşımın izleyicilerinin ondan şüphe etmemesi şartıyla imleyici/inı-lenen ilişkisinin sağladığı bakış açısından bu, katı bir analitik üsluptan çok, ahlaki (moral) ya da siyasal bir tutum olarak görülür.
(SBA) Bk. Dilbilim; Semantik; Yapısalcılık.
İslami Okul Okulların En Önemlisi