Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hafıza - İslami Bilgiler - 2. Sayfa

 

HAFIZA

 

Geçmişteki yaşantıların kısmen veya ta­mamen bilinçte canlı tutulmasını ve yeni­den oluşturulmasını ifade eden, onların yaşadıklarını anlatmak isteyen bir terim­dir. Hafıza, insana özgü olup hayvanlarda-Irî-alışkanlık yetisinden farklıdır.

Hafıza, üç aşamalı bir süreç içinde ele alınır. Bunlardan ilki, belli bir yaşantının hafızaya alınmasına bilinçli bir girişimle karar verilen ve buna uygun aktif bir dik­katin sarfedildiği "kayıt" aşamasıdır. Bu­nu, anıların canlanma aşamasına kadar sağlam kalmasını sağlayan "saklama" aşa­ması izler. Saklamanın olabilmesi için bir hafıza izi veya izleniminin organizmada bir değişiklik yapması gerektiği, nörofîz-yalojik bir ön kabuldür. Hafıza izlenimi kavramı, ilk kez Amerikalı psikolog Lash-ley tarafından, bir uyarılmanın sonucun­da sinir dokusunda sürekli veya yarı-sü-reklibir değişiklik olmasıyla oluşan bir ha­fıza birimi anlamında kullanılmıştır. Lash-ley'in bu görüşünü izleyen nörofizyolojik araştırmalar da, hafıza izlerinin altında bi-yo-kimyasal süreçler olabileceğini ortaya çıkarmıştır. Fakat bu süreçlerin neler ol-duğuhenüzaydınlatılabilmiş değildir. Ha­fızanın son aşaması ise, kaydedilen ve sak­lanan yaşantıların bilince çıkmasıdır.

Bütün bu hafıza süreçlerinin sonuçlan test edilebilir. Örneğin birisine çeşitli ra­kamlar veya kelimeler söylenir, bir süre sonra bunları tekrar etmesi istenir. İnsa­nın bu becerisi yaşla, çeşitli ilaç ve hasta­lıklarla azalabilir, özellikle yaşlılıkta ya­şantıların kaydedilmesi ve saklanması aşa­malarını oluşturan mekanizmalar bozu­lur; bilginin kodlanmasında güçlükler or-ganizmadakideğişiklikler aracılığıyla hafı­za izlenimleri oluşumunda eksiklikler olur. Yaşlılık bu nedenle unutkanlıkların arttığı bir dönemdir. Eğer bunamaya doğ­ru bir gidiş varsa, bu unutmalar çok yo­ğunlaşır ve daha çok en yeni anılar unutu­lur.

Lashley ve Ortodoks nörofizyolojik yak­laşıma göre, hafıza eşit potansiyellere sa-hİp, birbirlerinin işlevlerini üstlenebilen farklı beyin kabuğu parçalarının çalışma­larının sonucunda meydana gelir. Yani iz­lenimler, tüm beyne yayılmış, çok karışık kapalı sinir hücresi devrelerinden oluş­muştur. Kapalı sinir hücresi devrelerinde-ki hücrelerden her hangi biri bir dış uya­ranla uyarılacak olursa, tüm beyin devre­leri uyarılarak hatırlama olayı ortaya çı­kar. Fakat yakın dönemlerdeki araştırma­lar, beynin hipokampus denilen bölgesi­nin çift taraflı çıkarılması veya tahrip edil­mesi sonucunda hafıza işlevlerinin kaybolduğunu göstermiştir. Demek kî, yalnızca yaşantıların nasıl saklandığı değil, hafıza işlevlerinin beynin hangi bölümlerince yü­rütüldüğü de tam bilinmemektedir.

Yukarıda ifade edilen hafıza süreci da­ha çok hafızanın kısa- dönemli hafıza deni­len türü için geçerlidir. Kısa-dönemli hafı­za, örneğin bir telefon numarasının ezber­lenmesi görevini yürütür. Oysa bir de yıl­lar önceki olayları hatırlamamızı sağla­yan uzun-dönemli hafıza vardır. Bir yanıy­la uzun-dönemli hafızada, kısa-dönemli hafızanın belirli ve önemli yanlarının ayrı­ca korunması söz konusudur. Bir açıdan bakıldığında, bütün bilgilerimiz, zihnimiz-deki bütün materyaller karmaşık hafıza süreçlerinin etkileşiminden ibarettir. Bu nedenle uzun-dönemli hafıza, ayrıca öğ­renme teorisi içinde değerlendirilir.

Hafızanın bir de psikolojik boyutu var­dır. Hatırlanan olay, asla yaşanan olayın aynısı değildir. Yaşanan olay, bireyin ilgi­lerine ve tutumlarına göre çarpıtılmış bir biçimde ortaya çıkar. Psikanalitik teori­ye göre benliğin bilinç-dışından gelen içgüdüsel zorlamaları geriye itme meka­nizmaları, bireyin çarpıtmasında önemli bir rol oynar. Bu nedenle Freud, unutma­ları, yanlış hatırlamaları; temel psikanali­tik malzemeler arasında sayar. Hangi anı­yı saklayıp, hangisini unutacağımıza ve sakladığımız anılarımızı nasıl hatırlayaca­ğımıza karar veren organizmadaki biyo­kimyasal süreçler değil, psikolojik yapı-mızdır.

Erol GÖKA