Hafıza - İslami Bilgiler - 2. Sayfa
HAFIZA
Geçmişteki yaşantıların kısmen veya tamamen bilinçte canlı tutulmasını ve yeniden oluşturulmasını ifade eden, onların yaşadıklarını anlatmak isteyen bir terimdir. Hafıza, insana özgü olup hayvanlarda-Irî-alışkanlık yetisinden farklıdır.
Hafıza, üç aşamalı bir süreç içinde ele alınır. Bunlardan ilki, belli bir yaşantının hafızaya alınmasına bilinçli bir girişimle karar verilen ve buna uygun aktif bir dikkatin sarfedildiği "kayıt" aşamasıdır. Bunu, anıların canlanma aşamasına kadar sağlam kalmasını sağlayan "saklama" aşaması izler. Saklamanın olabilmesi için bir hafıza izi veya izleniminin organizmada bir değişiklik yapması gerektiği, nörofîz-yalojik bir ön kabuldür. Hafıza izlenimi kavramı, ilk kez Amerikalı psikolog Lash-ley tarafından, bir uyarılmanın sonucunda sinir dokusunda sürekli veya yarı-sü-reklibir değişiklik olmasıyla oluşan bir hafıza birimi anlamında kullanılmıştır. Lash-ley'in bu görüşünü izleyen nörofizyolojik araştırmalar da, hafıza izlerinin altında bi-yo-kimyasal süreçler olabileceğini ortaya çıkarmıştır. Fakat bu süreçlerin neler ol-duğuhenüzaydınlatılabilmiş değildir. Hafızanın son aşaması ise, kaydedilen ve saklanan yaşantıların bilince çıkmasıdır.
Bütün bu hafıza süreçlerinin sonuçlan test edilebilir. Örneğin birisine çeşitli rakamlar veya kelimeler söylenir, bir süre sonra bunları tekrar etmesi istenir. İnsanın bu becerisi yaşla, çeşitli ilaç ve hastalıklarla azalabilir, özellikle yaşlılıkta yaşantıların kaydedilmesi ve saklanması aşamalarını oluşturan mekanizmalar bozulur; bilginin kodlanmasında güçlükler or-ganizmadakideğişiklikler aracılığıyla hafıza izlenimleri oluşumunda eksiklikler olur. Yaşlılık bu nedenle unutkanlıkların arttığı bir dönemdir. Eğer bunamaya doğru bir gidiş varsa, bu unutmalar çok yoğunlaşır ve daha çok en yeni anılar unutulur.
Lashley ve Ortodoks nörofizyolojik yaklaşıma göre, hafıza eşit potansiyellere sa-hİp, birbirlerinin işlevlerini üstlenebilen farklı beyin kabuğu parçalarının çalışmalarının sonucunda meydana gelir. Yani izlenimler, tüm beyne yayılmış, çok karışık kapalı sinir hücresi devrelerinden oluşmuştur. Kapalı sinir hücresi devrelerinde-ki hücrelerden her hangi biri bir dış uyaranla uyarılacak olursa, tüm beyin devreleri uyarılarak hatırlama olayı ortaya çıkar. Fakat yakın dönemlerdeki araştırmalar, beynin hipokampus denilen bölgesinin çift taraflı çıkarılması veya tahrip edilmesi sonucunda hafıza işlevlerinin kaybolduğunu göstermiştir. Demek kî, yalnızca yaşantıların nasıl saklandığı değil, hafıza işlevlerinin beynin hangi bölümlerince yürütüldüğü de tam bilinmemektedir.
Yukarıda ifade edilen hafıza süreci daha çok hafızanın kısa- dönemli hafıza denilen türü için geçerlidir. Kısa-dönemli hafıza, örneğin bir telefon numarasının ezberlenmesi görevini yürütür. Oysa bir de yıllar önceki olayları hatırlamamızı sağlayan uzun-dönemli hafıza vardır. Bir yanıyla uzun-dönemli hafızada, kısa-dönemli hafızanın belirli ve önemli yanlarının ayrıca korunması söz konusudur. Bir açıdan bakıldığında, bütün bilgilerimiz, zihnimiz-deki bütün materyaller karmaşık hafıza süreçlerinin etkileşiminden ibarettir. Bu nedenle uzun-dönemli hafıza, ayrıca öğrenme teorisi içinde değerlendirilir.
Hafızanın bir de psikolojik boyutu vardır. Hatırlanan olay, asla yaşanan olayın aynısı değildir. Yaşanan olay, bireyin ilgilerine ve tutumlarına göre çarpıtılmış bir biçimde ortaya çıkar. Psikanalitik teoriye göre benliğin bilinç-dışından gelen içgüdüsel zorlamaları geriye itme mekanizmaları, bireyin çarpıtmasında önemli bir rol oynar. Bu nedenle Freud, unutmaları, yanlış hatırlamaları; temel psikanalitik malzemeler arasında sayar. Hangi anıyı saklayıp, hangisini unutacağımıza ve sakladığımız anılarımızı nasıl hatırlayacağımıza karar veren organizmadaki biyokimyasal süreçler değil, psikolojik yapı-mızdır.
Erol GÖKA
İslami Okul Okulların En Önemlisi