Hakimiyet - İslami Bilgiler - 4. Sayfa
HAKİMİYET
Hakimiyet (egemenlik) hüküm koyma, hüküm verme yetkisi, yüksek egemenlik (sovereignty) anlamlarına gelir. Hakimiyeti hukukçular ve siyaset bilimcileri genel olarak şu şekillerde tanımlarlar:
J.Bodin'e göre hakimiyet, yurttaşlar ve uyruklar üstünde yasayla kısıtlanmamış en yüksek iktidardır. J. J.Rousseau'ya göre genel iradenin uygulanması, İbn Haldun'a göre de sahibinin gücü üstünde bir gücün bulunmaması anlamındadır.
Çağdaş hukukçular ise -ufak tefek farklılıklar bir yana bırakılacak olursa- hakimiyeti şöyle tarif etmeye çalışırlar: Belirli bir ülke ve o ülkede oturan gerçek ve tüzel kişiler üzerinde kullanılan ve devlet kişiliğine bağlı olan, ondan ayrılmayan aslî, en yüksek hukukî iktidar veya kudrettir. Ya da kısaca;" aslî ve en yüksek kumanda ehliyet ve yetkisi" şeklinde tanımlanabilir.
Mevdudî ise hakimiyeti şöyle tanımlamaktadır: "Siyaset biliminde bu terim; en yüksek iktidar ve mutlak iktidar anlamında kullanılır. Herhangi bir kimse, ya da topluluğun hakimiyeti elinde tutmasından maksat şudur: Onun her hükmü kanun mahiyetini taşır ve kanun olur. Böyle bir kimse, ülkesinde yaşayan fertlerin üzerinde hükümlerini yürütür ve sınırsız tercih ve yetkilerin sahibi olur. İdare edilenler de böyle bir kimseye kayıtsız, şartsız itaat etmeye mecburdurlar. Onun yetki ve tercihlerini kendi iradesi altındaki hiçbir şey sınırlandıramaz ve kısamaz. Fertlere verilmiş bulunan herhangi bir hak var ise, bu hak da ancak onun tarafından verilmiş olur... Diğer taraftan hakimiyeti elinde bulundurması sebebiyle herhangi bir kanun bağlamadığı için, böyle birisi tam anlamıyla kadir-i mutlaktır..." Mevdu-'ye göre "bundan daha az kudret ve imkana "hakimiyet" denemez. Ancak böyle bir "hakimiyet" bugün artık farazi bir kavram haline gelmiştir. Alam o kadar daralmıştır ki, hakiki bir hakimiyet, yahut da siyaset biliminde kullanılan terim anlamıyla "siyasi hakimiyet" (polîtical sovereignty) dahi kalmamıştır."
Hakimiyetin nasıl yorumlandığına ve genel çerçevesine bu şekilde kısaca değindikten sonra İslam'ın ya da Kur'an'ın bu
konuyu genel çizgileriyle nasıl çerçevelediğine bakalım:
1- Kur'an 'a Göre Hakimiyet Türleri:
Kur'an'da Allah'ın hükümleri dışında kalan hükümlerin, heva, tağut, dalalet vb. hükümleri diye adlandırılmaları, İslami olmayan hükümler arasındaki mahiyet farkından kaynaklanmamakta, aksine İslami olmayan hükümlerin, cahili olmanın yanında diğer olumsuz nitelikleri de kaçı-nılmazolaraktaşıdıklarımortayakoymak-tadır. Buna göre, İslam'a uygun yapılanmış, her türlü değer yargısı İslam'a göre şekillenmiş olan toplumun hükm'ü İsla-mî, böyle olmayan toplumunki de cahilidir.
Hakimiyet konusu salt teorik bir konu olmayıp pratik ve hukuki birtakım sonuçları olmayan bir yorumdan ibaret değildir. Bu konu doğrudan doğruya Allah'ın hükümlerine iman ve bu hükümlere aykırı hiçbir hükmü kabul etmemek şeklinde bir uygulama ile böylesini kabul etmeyenlere karşı hukuki bir takım uygulamaları beraberinde getiren bir anlayıştır
.
2-İslam'ın Hakimiyet Yorumu
:
İslam'a göre mutlak ve sınırlandırılamaz hakimiyet yalnızca Allah'ındır. Bu konuda bütün müsİümanlar arasında tam bir fikir birliği vardır. Hiçbir kimsenin Allah İle birlikte hüküm koyması sözkonusu değildir. O hükmüne hiçbir kimseyi asla ortak etmez.
İslam'da hakkın ölçüsü ve yegane hak, Allah'ın kitabı ve Rasulün Sünneti olduğundan, herkesin bu hükümleri kabul etmesi gerekir. Kim kendiliğinden birtakım «Özler ortaya koyar ve kendi anlayışına gö-
re birtakım kurallar ortaya atarsa ve bunu kendi anlayışı, hatta (Kur'an ve Sünnet'i) yorumlayışı sonucunda ileri sürerse, ümmetin ona uyması ve anlaşmazlıklarında onun hükmüne başvurması gerekmez. Ta ki, bu söylenenler Rasulün getirdikleriyle sınanıncaya kadar. Eğer Rasulün getirdikleri ile çatışmaz ve uygun düşer ve doğrulukları belgelenirse, o zaman kabul; Rasulün getirdiklerine aykırı olursa, o zaman da reddedilmesi gerekir. Kısacası Allah ve Rasulü bir iş hakkında hüküm vermiş ise, hiçbir mümin için artık o konuda bunun dışında bir tercih yetkisi yoktur. İslam'ın hakimiyet yorumunu daha iyi anlayabilmek; diğer taraftan Allah'ın beşer üzerindeki hakimiyetinin gerekçelerini kavrayabilmek için "Allah'ın hakimiye-ti"nin çeşitli yönlerine dikkat etmemiz gerekecektir:
a) Allah'ın Kozmik Hakimiyeti
: Allah, bu kainatın biricik yaratıcısıdır.
Gördüğümüz göremediğimiz, bildiğimiz bilemediğimiz her şeyin mutlak yaratıcısı O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur. Kainatın kanunlarına, varlık alemindeki bu düzenin işleyişine O'ndan başka hiçbir kimsemüdahaledebulunamaz;O'nun iradesine aykırı hiçbir şey gerçekleştirilemez.
b) Uhrevi Hakimiyet:
Bütün olay, nimet ve cezalarıyla ahiret hayatı da Allah'ın mutlak hakimiyeti içerisindedir. Kur'an Allah'ın ahirette tecelli edecek olan mutlak hakimiyetine dair sayılmayacak kadar çok buyruk içermektedir.
c) Genel Olarak Değer Yargılarında Hakimiyet:
İnsan iyiliği ister, kötülükten uzak kalmaya çalışır. Bu tavır ise, onun sahip olduğu, ya da benimsediği değer yargılarının bir sonucudur. Kur'an bir bakıma baştan sona değer yargılarına ve bunlara karşı takınılan tavırların ve bu tavırların sonuçlarına dair açıklamaların yer aldığı ilahi mesajdır.
d) Kanuni Hakimiyet:
Allah bütün kapsamı ve boyutlarıyla hakimiyetin yalnızca kendisinin olduğunu bildirmektedir. "Hüküm" kapsamına kanuni, ya da hukuki (şer'î) hakimiyetin de girdiği şüphesizdir. Diğer taraftan Allah'ın hakimiyetini kabul etmek ile yalnızca Ona ibadet etmek ve dosdoğru din üzere bulunmak arasındaki ilişki de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Nitekim başka ayetlerde, Allah'ın İzin vermediği yasamalarda bulunmak şirk ve bu şekilde yasama yapanların bu yetkilerini kabul edip karşı çıkmamak da onları Allah'a ortak kabul etmek olarak vurgulandığını görmekteyiz. (Şura, 21). Allah'a ve Rasulüne iman etmek iddiası ile birlikte; "Allah'ın karşısına dikilen, ayaklanan, onun emirlerine zıt yeni hükümler icad eden her varhk, Allah'tan başka itaat edilmesi istenen herhangi bir şey, ister bilerek, isteyerek uysunlar, isterse zorla, tehditle boyun eğsinler, her iki halde bu uyulan itaat edilendir. Bu nesnenin insan, şeytan, put, yahut da bunlardan başka herhangi bir şey olmasının önemi yoktur." Kısacası, anlaşmazlık konularını Allah'ın ve Rasulünün hükümlerine havale etmedikçe ve bu hükümlere razı olup tam bir teslimiyetle uyulmadıkça imanın varlığından söz edilemez.
Hz. Peygamberin hüküm vermek yetkisi ile ulu'1-emr ile müctehidlerin çıkardıkları Allah'ınhükümleri çerçevesi içerisindeki ilmi içtihadlarının, esasen Allah tarafın-dan tanınmış ve sınırları tayin edilmiş olduğundan, bağımsız bir yasama olarak kabul edilemeyeceğini ve Allah ile birlikte ve O'nun hükmüne eşdeğerde hüküm koymakyetkisine sahip olmadıklarını ayrıca belirtmeye gerek yoktur. Onların bu yetkileri, sınırları ile birlikte yine O'nun tarafından tayin ve tesbit edildiğinden, O'nun kanuni hakimiyeti yine mutlaktır ve ortaksızdır.
d) Siyasal Hakimiyet:
Kanuni hakimiyete siyasal alanda yürürlük kazandırmak ve onun geçerliliğini sağlamak olarak nitelendirebileceğimiz "siyasal hakimiyet"İ elinde bulunduran makama "hilafet" denilmektedir. İlk insan -ve dolayısıyla onun soyundan gelecek olanlar- yeryüzünde halife olarak yaratılmıştır. Halifelik; başkasının yerine onun adına görev yapmak veya tasarruflarda bulunmak demektir. Halife ise, başkası tarafından kendi adına iş görmek üzere görevlendirilen kişiye denir. İşte bu anlamda bütün insanlar Allah'ın tayin ettiği halifelerdir. Allah'ın hükümlerinin uygulanmamasının belirli bir yapılanmayı gerektireceği ise açıktır. İşte bu yolla Allah'ın hükümleri yürürlük kazanır ve siyasal hakimiyeti uygulama alanı bulur.
4- Hakimiyetin Allah 'ta Olması:
Hakimiyet Allah'ın olmayınca, hükümlerde adalet ve değer yargılarında isabet olmayacağı, yani "sırat-ı müstakim" üzere gitmeye imkan bulunmayacağı gibi, insanlığın şeref ve haysiyetine yakışmayan, insanı alçaltan birçok durum da sözkonusu olacaktır. Bunların bazısına ayet-i kerimelerin ışığında işaret edelim:
a) Hakimiyet Allah'ın olmayınca, egemenler ilahlık ve rablık konumunda, egemenlik altındabulunanlar ise kulluk konumunda olurlar. Hıristiyan ve yahudi din adamları tarafından Allah'ın dininin değiştirilerek, Onun hükümlerine aykırı hüküm konulmasının kabul edilmesini Kur'an-ı Kerim, onları "Rab olarak" tanımak olarak nitelendirirken (Tevbe, 31); Hz. Peygamber(s.)de bunun, din adamlarının Allah'ın hükümlerine aykırı olarak helal ve haram kılmalarının kabul edilmesi suretiyle ortaya çıktığını belirtmiştir.
b) Allah adına hükmetmeyenler; egemenlikleri altındakiler! çeşitli gruplarabö-ler; onları zaafa düşürür; yeryüzünde fesat çıkartır ve bozgunculuk yaparlar.
c) Cahili hükümlerle hükmeden kimseler, egemenlikleri altında bulunan kimselerin olayları sağlıklı bir şekilde değerlendirmelerine imkan bırakmayacak şartlar oluştururlar; gerçekleştirdikleri kültür yapısı ve eğitim ortamı ile insanları sağlam ve gerçekçi yargılarda bulunma İmkanından yoksun bırakırlar.
d) Allah'ın hakimiyetini, dolayısıyla ilah-lık ve rablığını reddedenler; egemenlikle-rinikaybetmek korkusuyla gerçeklerin anlaşılmaması, ilahlıklarının sahteliğinin ortaya çıkmaması için özellikle çaba harcarlar (Kasas, 28-
5- Allah'ın Hakimiyetini Kabul Etmemek:
irade sahibi ve tercih yetkisine sahip olan in san, kainatın da Allah'ın hükmüne boyun eğmekte olduğunu görmektedir. Bu kainat içerisinde böyle bir yetki yalnızca insan için sözkonusudur. İnsan, diğer yaratıklardan ayrı olarak Allah'ın değer yargılan ile hukuki ve siyasal alandaki hakimiyetini kabul etmekle de yükümlüdür. Mü'minler aralarındaki anlaşmazlıkları Allah'ın ve Rasulünün hükmüne başvurarak çözüme ulaştırmak yüküm-
lülüğünde oldukları gibi; onların hükmüne tam bir teslimiyetle boyun eğmek zorundadırlar da. Allah'ın hükmünü kabul etmemek, onun hükmü île hükmetmemek ise insanı iman dairesinin dışına çıkarır; kafir, zalim ve fasık yapar.
M.BeşirERYARSOY Bk. Hilafet; Siyaset Bitimi.
İslami Okul Okulların En Önemlisi