Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hint Düşüncesi M - İslami Bilgiler - 21. Sayfa

 

HİNT DÜŞÜNCESİ

 

M.Ö. 1250-800 yıllan arasında yazıya geçirilmiş Veda adlı kitaplardaki inançla­rı temel almakla birlikte, başlangıcı bin­lerce yıl daha ötelere uzanan, sonralarıy-sa, gerçekleşen çeşitli açılımlarla daha bir genişlik ve yaygınlık kazanmış bulunan ay­nı amaca yönelik ve oldukça benzer yo­rum ve yöntemleri benimseyen dinler top­luluğunun Hindistan'da oluşturduğu, bes­lediği ve geliştirdiği inanç ve düşünceler bütünü, Hint düşüncesi olarak ifade edi­lir.

Varlık'm tek olduğu, çokluk'ta gerçek varlık bulunmadığı, insan'in ancak bunun bilgisi sayesinde aşıp da Varlık'a katıl-ma'yla mutluluğa ulaşacağı, yaşamın bu doğrultudaki bir süreç olarak algılanması gerektiği biçiminde özetlenebilecek olan Hint Düşüncesi, bu düşünceye kaynaklık eden din'e getirilmiş yorumlarla dış görü­nüşünde çelişen bir çeşitlilik sergiler. Hint dini yerine Hint dinleri demeğe zor­layıcı ölçüdeki bu çeşitliliğe karşın, bakış, düşünce, değerlendirme, yorum ve yargı­lar bakımından aralarında bir paralellik bulunduğu da bir gerçektir.

Başlangıçta "tek, eşsiz, benzersiz, doğur­mamış, doğurulmamış, başlangıçsız, so­na ermeyen, gerçeği gözle kavranama­yan, bilgisiyle herşeyi kuşatan, güçlü ve ya­ratıcı" olarak nitelenen bir tanrı kimliğin-de görülen Brahma'nın giderek evrenin katıldığı son gerçek olarak yorumlanma­sı, tektanrıcı açıklamalara da elverişli ola­bilen bir üçlemeye yol açmış, bu kapının açılmasıyla birlikte de Hint dinleri çpktan-rıcılığm baskınına uğramıştır. Bununla birlikte, Hint düşüncesi'nin bütünlüğü ve bütüncülüğü içinde tek olan varhk, hala temel ilke, bir ilk ilke olarak varlığını sür­dürmektedir.

Brahma'nın evrenin katıldığı son gerçek olarak algılanması, süreç'in Brahma'ya özgü kılınmasıyla birlikte, süreçteki son* suzluk inancmı da getirmiştir. Bu yüzden, Hint düşüncesinde evrenin ezeli ve ebedi bir süreç olduğu varsayılır. Bu inançsa; çevrimsel zaman düşüncesine yol açar. Buna göre, zaman, belli bir yerde başla­makta ve belli aşamalardan geçtikten son-; ra, yine başladığı noktaya varıp, ikinci bir çevrimsel zaman dönemine girmektedir. Hindular, her çevirimi dört ayjrı çağa bö­lerler (Caynacılar'da altı çağa bölünür):

Kritayuga, Tretayuga, Dvaparayuga ve Kaliyuga. İlki, insanların en mutlu ve mü­kemmel olduğu çağdır; sonuncusu da, bo­zulmanın uç noktaya vardığı çağ. Zaten bu uç noktaya varma sonucudur ki, kötü­ler yok olur, dağlara çekilmiş iyiler bir araya gelerek yeni bir Kritayuga'yı (Yu-nan-Latin mitolojisinde buna Altın Çağ denilir) başlatırlar ve böylece de zaman çevrimi yeniden başlar. (Kimi inançlarda insanlar toptan yok olur ve yeni bir Adem'le yeni bir çağ başlar.)Gök cisimle­rinin devinimlerine bağlanan bu çevirimli zaman düşüncesi, Hint Öğretisinde diğer dinlerin benimsediği anlamda bir ahiret inancına elvermez. Bunun yerini Karma inana alır. Bu inanca göre, işledikleri iş­ler kaderlerini belirleyecek ve bu doğrul­tuda da onlar samsara'daki yerlerini ala­caklardır. Öğretide samsara, dönen bir araba tekerleğiyle açıklanır. İnsanlar işle­rine göre araba tekerleğinin ya çemberin­de, ya merkezinde, ya da bu ikisi arası bir yerde konumlanacak, öldükten sonra yi­ne işlemiş oldukları İşlere göre samsara-da yeni bir konum edineceklerdir. Mer­kez* e yerleşmeyi gerektirecek olgunluk el-de edilinceye dek, yaşam, ölüm, yeni ya­şam, yeni ölüm sürüp gidecek, samsara'-dan kurtuluş için insan ister istemez ol­gunluğu yakalayıcı bilgi ve tutumları edin­menin kaygısı içinde davranacaktır. Böy­lece, Nirvana'ya erişilecek ve ruh huzura kavuşmuş olacaktır. Bu noktayı yakala­yan ruh kimine göre dünya üstü bir alem­de sonsuz bir yaşam elde edecek; kimine göreyse tamamen çözülüp, külli ruhda yok olacaktır.

Karma ve Samsara inana, doğal uzantı-sıyla Kast düzenine yol açar. Çünkü yeryü­zündeki durum, insanların Samsara'daki konumlarının bir yansımasıdır. Nitekim

Hint Yaşamı'nda dört kast vardır: Brah-manlar (Rahipler), Kshatriya (askerler, krallar ve devlet memurları), Vaishya (çiftçiler, sanatkarlar ve tüccarlar) ve Shudra (sayılanlar dışında kalan halk ço­ğunluğu). İlk üç kastta doğanlara, Karma inana gereği iki kez doğanlar denilir ve dördüncü kasttakilerin görevi bu kesime hizmet vermektir. Çeşitli işlerde çalışır­lar. Her kast gibi, bu sonuncu kast da ken­di içinde bölümlere ayrılır ki, bu kasttan olmakla birlikte çamaşırcılık, balıkçılık, kasaplık, çanak-çömlek yapımcılığı gibi iş­lerde çalışanlara da kast-içi bir kast ola­rak Parya adı verilir. Parya, dokunulmaz anlamına gelir ve bunlara, pis sayıldıkları için, el değdirümez. Bu dört kastın dışın­da, bir de Pencam denen beşinci bir bö­lüm vardır ki, şehir temizlikçileri, tuvalet temizleyiciler bu kastın üyeleri sayılırlar. Hİndu olmayanlarsa, kast-dışı olarak hep­sinden aşağıdırlar ve bunların dokunduğu su, ateş ve benzeri şeyler pis sayıldığı için kesinlikle kullanılmaz.

Kast sistemi, bir Hinduyu Samsara'da daha iyi bir yer almasını sağlayacak biçim­de davranmağa zorlar. Sosyal yaşamda bunu sağladıktan başka, dindarlığa da Özendirir. Nitekim, kast sisteminin gerek­lerine uymak başta olmak üzere, tüm din buyrukları konusunda gösterilen duyarlı­lık, samsara'da daha iyi bir konum edin­mek ve ikinci doğuşta daha yüksek bir kast içinde yer alabilmek amacına yönelik­tir. Samsara'nın başdöndürücü bir bitevi­yelikle dönüşü ve bu dönüş içinde durma­dan gidip dönme ise, usanç vermenin de ötesinde, gerçekten inşam yıldıracak bir olaydır. Kurtuluşun tek yolu da, Nirva-na'nın gerçekleşmesidir. Bu da, zühd ve ibadette sürekliliği sağlayan bir etken ola­rak işlev verir.

Hint dinlerindeki yoga başta olmak üze­re tüm riyazet uygulamalarının sırrı da, iş­te, bu "bir an önce kurtulup da huzura ka­vuşma" düşüncesinde yatıyor olsa gerek­tir.

Bu eğilimin çekiciliği, Hint dillerinde, Evrensel Varlık, Varlığın Yüceliği ve sü­rekliliği, varlıkta yok olma, bunu sağla­mak üzere ibadetle birlikte düşünce ve dü­şünceleri tanımlayıcı söz üretme, böylece algılanan evrene ve yaşama bir açıklama getirme ihtiyacını da doğurmuş ve bunun sonucu olarak da bağımsız, kendi içinde bütünlenmiş ve diğer düşünce sistemleri­ni ve dinleri de etkilemiş olan Hint düşün­cesi oluşmuştur. Bu düşünce, özellikle mistik ekollerin yararlandığı yorumlarıy­la dünyanın her yöresine yayılmış ve ag­nostik (bilinmezci) öğretilerin hemen he­men tamamını etkilemiş,yönlendirmiş ve biçimlendirmiştir.

Zübeyir YETİK Bk. Altın Çağ; Budizm.